“-cı, -ci” eklerinden hoşlanmıyorsunuz ama “-izm”lerin kurbanısınız

04:005/08/2019, Pazartesi
G: 5/08/2019, Pazartesi
Selçuk Türkyılmaz

Türkiye’deki Suriyeliler üzerinden siyaset üretmeye çalışanlar arasına muhafazakâr muhalefetin de katılması önemli bir gelişmedir. Suriye ve Türkiye’deki Suriyeliler konusunda Türkiye doğru bir adım atıp bütün riskleri alarak bir çözüm üretmeye çalıştığı hâlde hem küresel güç merkezlerinin hem de Türkiye’de farklı gelenekleri temsil eden kesimlerin aynı anda harekete geçmesi bazılarının sunmaya çalıştığı gibi tesadüfî değildir.Türkiye’deki Suriyeliler meselesine dair muhalif unsurların ileri sürdüğü

Türkiye’deki Suriyeliler üzerinden siyaset üretmeye çalışanlar arasına muhafazakâr muhalefetin de katılması önemli bir gelişmedir. Suriye ve Türkiye’deki Suriyeliler konusunda Türkiye doğru bir adım atıp bütün riskleri alarak bir çözüm üretmeye çalıştığı hâlde hem küresel güç merkezlerinin hem de Türkiye’de farklı gelenekleri temsil eden kesimlerin aynı anda harekete geçmesi bazılarının sunmaya çalıştığı gibi tesadüfî değildir.



Türkiye’deki Suriyeliler meselesine dair muhalif unsurların ileri sürdüğü görüşlerin önemli bir kısmının dünyaya çok dar bir pencereden bakmaktan kaynaklandığını görebiliyoruz. Lakin daha düne kadar Suriyeliler meselesinin parçası olan çevrelerin de aynı mesele üzerinden muhalefet üretmesini tam olarak izah edemiyoruz.

Türkiye, Suriye de dâhil olmak üzere İran sınırından Doğu Akdeniz’e uzanan alan koridor ve Akdeniz’i kuşatan İslam ülkelerini aynı meselenin parçaları olarak görüyor. Libya’daki gelişmeleri Kıbrıs’taki gelişmelerden bağımsız göremeyiz. Aynı şekilde Türkiye karşıtı cephenin aktörlerinden BAE’nin Sudan, Mısır ve Libya gibi ülkelerde yoğun faaliyetler içinde olması bütün gelişmelerin görünmez bağlarla birbirine bağlı olduğunu gösterir. Türkiye, Amerika’yı da karşısına almak zorunda kaldı. Süper güç Amerika’nın Suriye’deki varlığına rağmen bölge siyaseti oluşturmak aynı anda birçok alanda varlık göstermeyi gerektiriyor. Hava, deniz ve kara kuvvetlerinin farklı cephelerde hareket hâlinde olması sıradan bir olay değildir. Diğer alanlarda da eş zamanlı olarak varlık göstermek ve etkili olmak gerekiyor. Aksi takdirde bir alanda elde edilen başarının kalıcı sonuçlar üretmesi pek de mümkün olmayacaktı. Türkiye bunu bildiği için muhtemel bütün sahalarda eş zamanlı bir süreç organizasyonu içerisindedir. Bunun için büyük güçlerin Doğu Akdeniz’e çökmelerini engellemek, Türkiye’deki Suriyelilere çözüm üretmek ve Libya’da Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin ayakta kalmasını sağlamak anlamlıdır. Barış koridoru dilek ve temennin çok ötesine geçmenin göstergesidir.

Türk ve İslam dünyasının çok dikkatli bir şekilde Türkiye’yi takip ettiğini biliyoruz. Sıradan günler yaşamadığımız ortadadır. Özellikle muhafazakâr muhalefet cenahının yaşadığımız olağanüstülüklere rağmen dönemi 1990’ların Amerikancı egemen söylem biçimiyle izah etmeleri de anlamlıdır. 1860’larda Türk ve İslam dünyasının farklı bölgelerinden temsilciler İstanbul’a gelirdi. İstanbul hilafetin merkeziydi, İstanbul’a gelmeyeceklerdi de nereye gideceklerdi. Bundan daha tabiî ne olabilir. Karpat, İslamcılığın bu ortamda doğduğunu söyler. İstanbul, Türk ve İslam dünyasının her bir köşesine yetişmeye çalıştı. Doğu Türkistan’a kadar uzanan alanın birçok köşesinde Osmanlı’nın izleri vardır. Aynı şekilde Hindistan Müslümanları, Malaylar ve Afrika’nın birçok bölgesinde Osmanlı’nın izlerine rastlamak mümkündür. Çok ilginçtir 1880’lerin ortalarında yeni emperyalist saldırıya karşı çıkan da Osmanlı’ydı. Dolayısıyla atalarımızın dikkat merkezinde sadece Türk ve İslam dünyası yoktu. On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısı bizim için çok önemli bir dönemdir. Benzer olayların tekrar yaşanılmasını önemsemek gerekir.

Eski Başbakan’ın bütün bunları bilmezden gelip “-cı, -ci” eklerinden hoşlanmıyorum demesini bir yerlere kaydetmek gerekir. Bugün tekrar aynı bölgelerden insanlar yine İstanbul’a geliyor. Suriyelilerin önemli bir kısmının İstanbul’a yerleşmesini sadece ekonomik gerekçelerle izah etmemek gerekir. Türk ve İslam dünyasının birçok bölgesinden ve kendini Türkiye’ye yakın hisseden başka coğrafyalardan yeni kuşak entelektüeller de İstanbul’u tercih ediyor. Bir zamanlar Londra, New York, Paris, Berlin ve Viyana gibi şehirler çekim merkeziydi. Şimdi İstanbul da çok önemli bir çekim merkezidir. Wallerstein’ın Modern Dünya Sistem analizlerini boşuna okumamış olmak gerekir. Eski Başbakan’ın “-cı, -ci” eklerinden hoşlanmaması basit bir bilgisizliğin sonucu olamaz. Coğrafyamızın en köklü siyaset ve düşünce geleneklerinden biri hakkında konuşuyoruz, bu kadar basit bir yaklaşımın ciddî bir anlamı olmalı. Yeni bir dünya kuruluyor ve onların göstermeye çalıştığı gibi bu yeni dünya kesinlikle 1990’ların liberal söylemleriyle tanımlanamaz ve kavranamaz.

Kendi gerçekliğinden uzaklaşan bir siyasetçinin ve aydının dünyayı başkalarının gözüyle seyretmesi en çok kendine zarar verir.

#​Türkiye
#Suriye