Bizim bayramlarımız

03:5823/08/2018, الخميس
G: 23/08/2018, الخميس
Selçuk Türkyılmaz

Her bayramın üçüncü günü İkiçeşmelik yolu üzerindeki Selamet Konak’ta öğleden sonra toplanırdık. Köye gitmiş olmama rağmen üçüncü gün mutlaka gelir, bayramlaşmaya katılırdım. Ailem erken ayrılmamı istemezdi. Fakat Türk ve İslam dünyasında bir yılda olup bitenlerle ilgili değerlendirmelerin yapıldığı bayramlaşmalara katılmak için elimden ne geliyorsa yapardım. İbrahim Karagül, Fikri Cumhur, Tayyip Saraç, İsmail Dursun, Serdar Kolbaşı ve Adnan Kebenç gibi arkadaşlar da aynı duygularla birçok defa

Her bayramın üçüncü günü İkiçeşmelik yolu üzerindeki Selamet Konak’ta öğleden sonra toplanırdık. Köye gitmiş olmama rağmen üçüncü gün mutlaka gelir, bayramlaşmaya katılırdım. Ailem erken ayrılmamı istemezdi. Fakat Türk ve İslam dünyasında bir yılda olup bitenlerle ilgili değerlendirmelerin yapıldığı bayramlaşmalara katılmak için elimden ne geliyorsa yapardım. İbrahim Karagül, Fikri Cumhur, Tayyip Saraç, İsmail Dursun, Serdar Kolbaşı ve Adnan Kebenç gibi arkadaşlar da aynı duygularla birçok defa bu toplantılara iştirak etmiştir.



Bizim için bayram dostlarla birlikte olmaktı. Bahattin Yıldız da dostumuzdu. Onunla hep eşit mesafeden konuşurduk. Zaten bu durum, bayramlaşma toplantılarına birebir yansırdı. Önce, geride kalan bir yılın gelişmeleri hakkında konuşmak isteyen herkes ne düşünüyorsa onu anlatırdı. Bahattin Ağabey, genelde İslam dünyasındaki gelişmeleri bize aktarır ve yorumlarda bulunurdu. 1980’lerin ikinci yarısında İran ve Afganistan hakkındaki yorumları, bugün hâlâ geçerliliğini korumaktadır. Yıllar geçti, görüşlerimde bir değişim olmadı: Bugün hâlâ eşit mesafeden konuşmanın önemine inanıyorum.

Bir gün, benim gitmem lazım, dedi. Sınırlayıcı engeller kalkmıştı. Yurt dışına çıkmaya başladı. Yıllar sonra Abdürreşid İbrahim’in Âlem-i İslam adlı, iki ciltlik kitabında okuduğum bir cümle beni çok şaşırttı. İbrahim de, ondan seksen yıl önce, Kazan’dan yola çıkarken, benim gitmem lazım, diyordu. Hâlâ bu benzerliğin nereden kaynaklandığını anlamaya çalışırım. Kazan’dan başlayarak Türkistan’ı, Kore’yi, Japonya’yı, Çin’i, Hindistan’ı ve Âlem-i İslam’ı gezip dolaşmış; izlenimlerini bir kitap hâlinde yayımlamıştı. Dönemi hakkında eşsiz bir eserdir.

Bahattin Yıldız da İslam dünyasının birçok bölgesini gezip dolaştı. İran ve Afganistan’ı ziftli ellerindeki çizgiler kadar içeriden bilirdi. Zaten her iki ülke hakkında yayımlanmış kitapları vardır. Zamanla Balkanlara da yöneldi. İslam’ın tarihî şehirlerini önemser, gezmek ister ve tanıtmaya çalışırdı. Bizi bir araya getiren en önemli unsur da buydu. Tanımak ve bilmek istiyorduk. Farklı görüşlere sahip olsak da tanımak ve bilmek arzusu, birlikteliğimizi kalıcı hâle getiriyordu. Onun gibi insanların hâlâ anlaşılmadığını düşünüyorum. Tanıdığım Bahattin Yıldız, bir kampın insanı değildi. Dostları vardı ama yalnız bir insandı.

Gitmek çok önemlidir. Galiba, günümüzde gitme isteğini tahrik eden bilme arzusu kayboluyor. Çoğu kimsenin yorumlarında, sorunları kökünden çözmüş olmanın verdiği rahatlığı görmek mümkündür. Bu yorumlardan yeni bir soru çıkmaz, gitme isteği doğmadan ölür. Hâlbuki Abdürreşid ve Bahattin Yıldız gibiler bilme arzusunu körüklerdi ve bu arzu insanda gitme isteğini uyandırır. Tamamlanmışlık hissini güçlü bir şekilde dile getiren yorumlardan kaçınmak gerektiğine inanıyorum.

Üniversitede öğrenciydik. Ege ve Dokuz Eylül’ün farklı bölümlerinde aynı davaya omuz veren, aynı heyecanları paylaşan gençlerdik. Çok açık bir şekilde söylemem gerektiğine inanıyorum: Hiçbirimiz herhangi bir teşekküle mensup değildik, adımız bile yoktu. Bugün hâlâ bunun çok değerli bir özellik olduğuna inanıyorum. Tamamlanmışlık hissini güçlü bir şekilde yansıtan yorumlar o zamanlarda da çok yaygındı. Fakat biz, öğrenciliğin hakkını vermeye çalıştık. Okumak ve okuduklarını paylaşmak, ayrıcalıklı bir nitelikti. Biz öyle inandık. Aynı dönemin öğrencileri arasında belli kamplara dâhil olmayı önemseyen ve belirli kalıpların dışına çıkmaktan korkanların varlığına şahitlik ettik. Sırf okuduğumuz edebî eserler dolayısıyla bizi suçlayanları hatırladıkça acı bir şekilde gülümsüyorum.

Bizim bayramlarımız da güzeldi. Türk ve İslam dünyasını bu bayramlarda fark ettim. İslam’ın tarihî coğrafyasını bu bayramlar sayesinde keşfetmeye başladım. Onun için daha üniversite bitmeden bir bayram günü Balkanlara gitmem gerektiğine karar verdim. Dokuz Eylül’den arkadaşım Selman Ulukütük ile yola çıktık. Cebimizdeki para yarı yolda bitmesine rağmen bu seyahat hayatımı şekillendirdi.

Her yıl olduğu gibi bu sene de İslam dünyasının farklı şehirlerinden bayram haberlerine dikkat kesiliyorum. Kazan’dan Almatı’ya, Semerkant’tan Tebriz’e, Saraybosna’dan Üsküp’e, Kaşgar’dan İslamabad’a, Bahçesaray’dan Halep’e, Afrin’den el Bab’a ve Bakû’dan Kerkük’e kadar çok geniş bir sahada acı da var sevinç de. Afrika’nın ve Asya’nın birçok güzel şehrini saymadım. Onları da siz ekleyin.

Bayramınız mübarek olsun.

#Bayram
#Kurban bayramı