
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Adıyaman’da depremden sonraki birtakım eksiklikler için helallik istemesi, üzerinde durulmayı gerektirecek önemdedir. Sayın Erdoğan’ın bu isteğini farklı açılardan değerlendirmek mümkün fakat bu sözün onun siyaset anlayışının doğal bir sonucu olduğunun altını çizmemiz gerekir. Sayın Erdoğan, 1994’te İstanbul Belediye Başkanı olduğu günlerden itibaren hizmet siyaseti üzerinde durdu. Dolayısıyla vatandaşa eşit mesafeden bakan bir siyasetçiydi. Bunu da deprem bölgesinden yaptığı konuşmalarda görebiliriz. Depremden sonra dikkati çeken en önemli gelişmelerden biri Sayın Erdoğan’ın, bölgeden neredeyse hiç ayrılmamış olmasıdır. Adıyamanlılardan helallik istediğinde eksiklik ve yanlışlıkların kabulüyle ilgili en ileri cümleleri kurdu. Bu sözlerin geleceğe yönelik bir taahhüt olarak görüleceğini Sayın Erdoğan bilmiyor olamaz. Yapılamayanlar için helallik isterken geleceğe yönelik olarak da hizmet siyasetiyle ilgili sözler vermiş oldu.
Kahramanmaraş merkezli deprem felaketinin büyüklüğü karşısında dehşete düşmemek mümkün değil. Kuşkusuz bu büyük felaketten sonra takınacağımız tutum son derece önemliydi. Öteden beri Anadolu irfanından bahsedilirdi. Bu, tarihte birçok defa sınanmış bir nitelik olsa da zamanın yıpratıcı baskısına ne kadar direnileceğine dair birtakım soru işaretleri gündeme gelmişti. Fakat bu son felaket kültürel niteliklerin kısa zaman aralıklarında hızlı bir değişime uğramayacağını gösterdi. Hem deprem bölgesinde yaşayanlar hem de onlara uzaktan elini uzatanlar aynı davranış özelliklerinde buluşmayı başardı. Milyonlar aynı duyguları paylaştı. Bunlar son derece önemlidir. Anadolu irfanı bir daha sınandı ve onun varlığına dair inancımız pekişti. Sosyolojik olarak çözülmediğimizin altını bir daha çizmemiz gerekir.
Sosyal medyada kopan kızılca kıyametin sosyolojik karşılığının olmadığı deprem felaketinden sonra bir daha anlaşıldı. Benzer bir durum geleneksel medya için de geçerlidir. İdeolojik ve siyasî beklentilerin dönemsel karşılığının alınacağına dair inanç, aşırı yorumların önünü açtı. Fakat sahada bunun tam aksi yaşandı. Bunun bir sonucu olarak siyasî beklentilerle fiilî durum arasındaki mesafe açıldıkça ya da uyumsuzluk görünür hâle geldikçe suçu başkalarının üzerine yıkma alışkanlığı tekrar nüksetti. Bu durum bilim insanı kimliği ile siyasî beklentilerini açığa vuran kişileri de derinden etkiledi. Eskiden de “deprem bilimciler” siyasî değerlendirmelerin büyüsü ile alan dışına çıkabiliyordu. Bunun olası sonuçlarını gözden kaçırıyorlar. Alan dışına çıkmakta gösterilen bu rahatlık, bilime olan inancın ideolojik bir tutum olmaktan öteye geçemediğini gösterir. Elbette onlar da toplumsal bir karşılık bulamadılar.
Siyaset esnafının krizleri fırsata dönüştürme gayreti içine girmeleri yabancısı olduğum bir davranış değildir. Onlar da siyasî bir karşılık bulmak istediler fakat buna ulaşmak için sahada varlık göstermek yerine birtakım açıklamalarla yetinmeyi tercih ettiler. Hatta birtakım siyasîler, sahadaki gerilimi arttırmaktan başka bir davranış sergilemedi. Bu tarz yaklaşımların Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı büyük değişimi görmek istememekten kaynaklandığını söyleyebilirim. Yazının başında ifade ettiğim gibi Türkiye, Erdoğan’lı yıllarda hizmet siyasetinin sonuçlarını sahada görmektedir. Bu anlayış büyük bir zihniyet değişimini beraberinde getirdi. Siyaset esnafı olarak nitelendirdiklerimiz bu değişimi görmek istemiyor. Siyaseten başarıya ulaşamamalarının en önemli sebeplerinden biri budur. Söz oyunları ile değişen zihniyet biçimi arasındaki mesafe gittikçe açılmaktadır.
Yazıyı geçmişe yönelik bir hatırlatma ile bitirmek istiyorum. Kentsel dönüşüme karşı çıkanların gündeme getirilmesi son derece önemlidir. Fakat bugün, geçmişte kentsel dönüşüme karşı çıkanlar kadar “bütün parayı betona yatırdınız” diye yeri göğü inleten ekonomistler ve kanaat önderleri üzerine de gidilmelidir. Bu grupların baskısından etkilenerek atılması gerekli adımları atamayanlar da gündeme getirilmelidir. Amacımız birilerinden hesap sormak değildir. Bu, birilerinden hesap sormaya kurban edilmeyecek kadar önemli bir konudur. Bir zihniyet dönüşümünden söz ediyorsak bunun kapsamını tayin etmemiz gerekir. Görüleceği gibi bütün Türkiye’yi etkileyecek olan mekânsal değişimin eşiğindeyiz ve karar verecek olanlar da bu mekânların sahipleridir. Zihniyet değişimi bütün toplumu kuşatmalıdır ve bu alandaki kararlılık sıradan dönemsel kazançlara kurban edilemez.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.