İşgal edilen şehirlerin kaderi ve Kafkasya Türklerinin Laçın’a geri dönüşü

04:003/12/2020, Perşembe
G: 2/12/2020, Çarşamba
Selçuk Türkyılmaz

Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar devam eden mücadeleler döneminde kaybettiğimiz şehirlerin tarihini incelendiğimizde hem acılara tanıklık ederiz hem de kayıplardan oldukça önemli sonuçlar çıkarırız. Bu sebeple uzak diyarlarda istilaya uğramış, tahrip edilmiş, insandan arındırılmış, yüzyılların eserlerinin yıkılmasıyla geçmiş ile bağları önemli ölçüde koparılmış bu şehirler yaşadığımız tecrübeleri gelecek kuşaklara aktarmak bakımından da önem arz eder. Sadece son otuz yılda tahrip edilen şehirlerin

Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar devam eden mücadeleler döneminde kaybettiğimiz şehirlerin tarihini incelendiğimizde hem acılara tanıklık ederiz hem de kayıplardan oldukça önemli sonuçlar çıkarırız. Bu sebeple uzak diyarlarda istilaya uğramış, tahrip edilmiş, insandan arındırılmış, yüzyılların eserlerinin yıkılmasıyla geçmiş ile bağları önemli ölçüde koparılmış bu şehirler yaşadığımız tecrübeleri gelecek kuşaklara aktarmak bakımından da önem arz eder. Sadece son otuz yılda tahrip edilen şehirlerin listesini çıkarsak göz korkutucu bir sayıya ulaşacağımız açıktır. Saraybosna, Bağdat, Şam ve Halep gibi şehirlerden yansıyan fotoğraflar tahribatın boyutlarını bütün dehşetiyle gösterir. Dağlık Karabağ ve çevresinde yer alan şehirler için de benzer bir durumun geçerli olduğunu bugünkü fotoğraflardan anlıyoruz. Ağdam, son otuz yılda tamamen tahrip edilmiş ve insandan arındırılmış. Son yıllarda buna benzer bir şehir fotoğrafı hatırlamıyorum.

Şehirlerimizin yaşadığı tahribatın boyutlarını tam olarak ortaya çıkaramadığımız açıktır. Bizim Alaşehir’in bile bir zamanlar nasıl tahrip edildiğini ve yakıldığını hatırlayınca adeta sistemli bir durum ile karşı karşıya olduğumuz anlaşılır. Alaşehir’in yakılma hikâyesi benim çocukluğumda bile kulaktan kulağa aktarılırdı. İşgal ve istiladan sonra şehirlerimizin ateşe verilmesi ilginç bir durumdur. En meşhur olanı da İzmir’in yakılmasıdır. Yıllar sonra alternatif tarih ya da paralel tarih kavramı ile yakılan şehirlerin suçunu dahi üzerimize atmışlardı. Unuttuğumuz tarih, doksanların başından itibaren, adeta bulunduğu yerden çıkıp gelerek kendini yeniden hatırlatmasaydı çoğunluk gayr-i resmî tarihe ikna olacaktı. Doksanların çok güçlü propaganda baskısı, üzerinde çalışılmayı hak eder.

Yoğun propaganda baskısına rağmen kulaktan kulağa nakledilen hikâyeler gibi türkülerimiz de şehirlerimizin tarihini unutulmaktan kurtarmıştır. Balkanlarda bıraktığımız şehirlerin hikâyesini anlatan türküler yürekleri titretir. Bireysel bir aşk hikâyesini anlatan meşhur Selanik Türküsü zamanla şehrin kaderi ile bütünleşmiştir. Sanki “Selanik Selanik viran olasın, taşını topracını seller alsın, sen de benim gibi yârsiz kalasın” mısralarındaki serzeniş gerçeğe dönüşmüş ve Selanik kendini sevenlerden uzakta kalmıştır. Bu türküyü ne zaman dinlesem sanki koca bir şehrin, bu âşık yüzünden kaybedildiği hissine kapılmışımdır. Eğer türkülerimiz olmasaydı herhalde atalarımızın bize miras bıraktığı şehirlerin hikâyelerini de unuturduk.

Ermenilerin, işgal ettikleri toprakları terk ederken geride bıraktığı manzara hakikaten tüyler ürperticidir. II. Karabağ Savaşı’nın ilk günlerinde Ermenilerle Kafkasya Türklerini oryantalist geleneğin kavramları ile karşılaştıran fotoğraflar paylaşılmıştı. Bu fotoğraflar klasik ileri-geri, medeni-gayr-i medeni, gelişmiş-ilkel gibi kaba zıtlıklarını hatırlatıyordu. İşgalden geriye kalan manzaraları onlara göstermenin bir faydası olmayacaktır. Gördüklerini inkâr edecekleri veya önemsizleştirecekleri açıktır fakat yine de Ağdam’dan geriye kalan hayalet, görmek isteyenlere hakikatleri söyleyecek kadar anlamlıdır. Ermeniler tarafından ateşe verilen evler üzerinde de durulmalıdır. Otuz yıl önce Kafkasya Türkleri evlerini kilitleyerek çıkıp gitmişlerdi. Balkanlar’da, Ortadoğu’da, Kafkaslar’da ve Afganistan’da son otuz yılda harap edilen şehirlere yeni bir gözle bakmak gerekir.

Salı günü Kafkasya Türkleri, yıllar önce terk etmek mecburiyetinde kaldıkları Laçın’a da dönmeyi başardılar. Elbette şehrin sivil yerleşime açılması zaman alacak. Çünkü terk ettikleri şehirleri baştan aşağıya mayınlarla döşemişler. Bu sebeple Laçın’ın da güvenli hâle getirilmesi uzun sürecek. Fakat bu sefer kimse “geç açıldın tez soldun, açmayaydın bari gül” demeyecek. Otuz sene önce şehirlerini terk etmek zorunda kalanlar “Ay Laçın can Laçın, men sene kurban Laçın” nakaratı o kadar içten söylenmiş ki, dile getirilen hüzün bizi de etkilemişti. Canları kadar sevdikleri Laçın’a dönmelerini kimse engelleyemezdi. Nüfus olarak da kaybedilen toprakların geri alınması bakımından önemli bir örnek olduğu için bu türkünün farklı bir duyguyu dile getireceğini söyleyebiliriz.

Laçın’ın da kurtarılmasıyla Dağlık Karabağ’da bir dönemin geride kaldı. Ateşkes anlaşmasının en önemli şartlarından bazıları hâlâ hayata geçirilmedi. Bunların zaman alacağı, özellikle Zengezur’un güneyine yapılacak yolun yapım aşamasının dikkatle takip edilmesi gereği açıktır. Şehirlerimiz yeniden ayağa kaldırırken sürecin bütününü gözden uzak tutmamalıyız.

#İşgal
#Kafkasya Türkleri
#Laçın