
İsveç hükûmeti bu sefer Doğulu birinin Kur’an yakmasına izin vererek izah edilmesi kolay olmayan bir ayine öncülük etti. Bu türden pagan ayinleri daha önceleri İsveçli, Danimarkalı ya da Fransız biri tarafından yapılırdı. Açıkça ifade etmem gerekirse bunu bir gösterge olarak yorumlamak gerekir. Eğer bu türden hadiseler medenî seviye göstergesi ise ortaya çıkan düşüklüğün son derece tehlikeli boyutlara ulaştığını tespit etmemiz gerekir. Bugün Iraklı ve Afrika kökenli biri ayinin baş aktörü olur yarın başka biri. En başından İsveç halkının ya da Batılı toplumların bu türden gelişmelere sessiz kalmaması gerekirdi.
Daha önce İsveç’te Danimarkalı bir milletvekili, Kur’an’ı yakmak suretiyle kimliğini dışa vurduğunda Türkiye’de liberal Batı eğilimliler de demokrasi ve özgürlükler bağlamına işaret etmişlerdi. Hâlbuki Peygamber (as) Hazretleri’ne vefatından yüzlerce yıl sonra karikatürlerle başlayan hakaret seanslarını acizlik ve siyasî düşmanlık olarak işaretleyebilirlerdi. Bunun yerine Türk ve İslam dünyasına karşı, geçmiş dönemlerin düşmanlıklarını hatırlatan ideolojik bir tutumda karar kıldılar. Sanki “yüzü, üzerine bindiği ve halk tarafından hemen hemen kendisi kadar hürmet gören eşeğinin suratına benzeyen Pierre l’Hermite”, tarihte saklı tutulduğu yerden çıkıp yeniden yollara düşmüş ve fakat bugün pagan ayinlerine katılarak halkı Müslümanlar üzerine yönlendiriyor. Bir dine ve o dinin peygamberine doğrudan karşıtlık içeren eylemlerin süreklilik arz edecek şekilde tekrarlanması muhakkak bir sonuca varır. Düzenli bir şekilde tekrarlanan pagan ayinleri “devlet” aklına işaret ediyor. Eğer bu kadar mühim olaylar “devlet” gözetiminde yapılmıyorsa ya orada devlet yoktur ya da var olan da herhangi bir gelişme karşısında tavır geliştiremeyecek bir acizlik içindedir.
Kur’an’a yönelik açık saldırılar geçmiş dönemlerde Taha Akyol gibi Batı yönelimli gazete yazarları ve benzer inançlara sahip siyaset sınıfı tarafından demokrasi ve özgürlükler bağlamında değerlendirilirdi. Hatta bunun bir sonucu olarak “otokrat” Putin’in demokrasinin boşluklarını çok iyi değerlendirdiğini dahi ifade ettiler. Onlara göre Putin, İsveç’te Kur’an yakılma hadisesini organize etmişti. “Bu sebeple Batılı demokratik ülkeler arasında mümtaz bir yere sahip olan İsveç’e ve benzer ülkelerin liderlerine kızmamak gerekir, asıl olarak Putin ile ilişkilerimizi gözden geçirmeli ve demokrasiye inancımızı zinhar yitirmemeliyiz”. Elbette Taha Akyol gibiler Putin’in Batı Avrupa ülkelerinde ve ABD’de bu kadar geniş bir manevra alanına nasıl sahip olabildiği sorusuna cevap vermiyor. Onlar sadece Batı Avrupa ülkelerinin demokrasi kültürünü öne çıkarmakla yetiniyor.
Buna mukabil Putin de Dağıstan gibi Rusya Müslümanları ve Türkleri açısından son derece önemli bir bölgeye giderek Kur’an’a saygısını göstermeye gerek duyuyor. Böylelikle Putin de Kur’an üzerinden Türk ve İslam coğrafyasına yeni mesajlar gönderme gereğini duydu. Putin, Derbent Cuma Camii’nde kendisine hediye edilen Kur’an-ı Kerim ile fotoğraf çektirerek, İsveç’in tavrını eleştirdi. Anlaşılan Türk ve İslam coğrafyasına yönelik mesajların ardı arkası kesilmeyecek. Farklı yollarla Türk ve İslam coğrafyasına mesaj gönderme arayışı içinde olduklarını düşünebiliriz. Burada şunun altını özellikle çizmek istiyorum: Kur’an yakma hadisesini veya dinî değerlere hakaret içeren davranışları, demokrasi ve özgürlükler bağlamında değerlendirmek son derece yanıltıcıdır. Her iki olayın anlamı üzerinde ayrı ayrı durmak gerekir.
Kur’an’a yönelik hakaret içeren eylemler için bu sefer Afrika’dan ve İslam coğrafyasından figürlerin ortaya sürülmesi oldukça önemlidir. Daha önce FETÖ’nün ve diğer terör örgütlerinin Batı Avrupa ülkelerinde ve ABD’de sayısal olarak güçlendiğini dile getirmiştik. Elbette bu, bilinmeyen bir gelişme değildi. Fakat bu temerküzün zaman içinde nasıl bir sonuç ortaya çıkaracağı sorusunun üzerinde durulmadığını da ifade etmiştik. Irak kökenli Salwan Momika ve Afrika kökenli Chris Makoundout, Kur’an’a yönelik saldırının çirkinliğini şimdilik üzerlerine almış gözüküyor. Kuşkusuz bu gelişme geleceğe dair birtakım ipuçlarını da içinde barındırıyor. Onların Aramî Süryanî veya başka bir inanca mensup olmaları, mesajın kaynağını ve gelecek tasarımlarını karartmaktan başka bir anlam taşımaz.
Salwan Momika, Kur’an’a saldırırken demokrasi ve özgürlükleri öne sürdü. Helena Boström Thomas adlı Stockholm Polisi basın sözcüsü de Kur’an’a yönelik saldırıyı savunurken ifade hürriyetinin yüksek değerini vurguladı. Kuşkusuz bu bir karşıtlıktır ve içeridekiler de buna kıymet atfediyor.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.