Behzat Ç.

00:007/12/2010, Salı
G: 4/09/2019, Çarşamba
Şenol Kazancı

Herhalde bir 20 sene olmuştur, bir kaza geçirmiştik. Arkadaşlarımızdan yaralananlar olmuştu, biz sapasağlam çıkmıştık arabadan. Karakola gittik. Başkomiser olduğunu sonradan öğrendiğim bir adam bana (oldukça kaba bir dille) oturmamı emretti.Oturdum.Aynı adam daha da kabalaşarak: ''Kim sana otur dedi lan!'' cümlesi eşliğinde hafifçe(!) tokadı bastı. Daha kim olduğumu, neden orada bulunduğumu bile kesinlikle bilmeyen bir adamdan, canımdan çok gururumu acıtan bir tokat yedim.Canım yandı, hakkını alamayanın

Herhalde bir 20 sene olmuştur, bir kaza geçirmiştik. Arkadaşlarımızdan yaralananlar olmuştu, biz sapasağlam çıkmıştık arabadan. Karakola gittik. Başkomiser olduğunu sonradan öğrendiğim bir adam bana (oldukça kaba bir dille) oturmamı emretti.

Oturdum.

Aynı adam daha da kabalaşarak: ''Kim sana otur dedi lan!'' cümlesi eşliğinde hafifçe(!) tokadı bastı. Daha kim olduğumu, neden orada bulunduğumu bile kesinlikle bilmeyen bir adamdan, canımdan çok gururumu acıtan bir tokat yedim.

Canım yandı, hakkını alamayanın boğulması gibi, rüyada bağıramamak gibi bir acziyet yaşadım. (O olayın üstüne hukuk fakültesini bitirdim, hâlâ o tokadın acısı geçmedi diyeyim de siz hesap edin.)

Hepimizin buna benzer hikayesi vardır, hepimiz bir biçimde polisin hukukla tevil edilemeyecek bir davranışıyla karşılaşmışızdır. Benim hikayem sadece komik belki, oysa acı hikayeler biriktirenler de var.

Polisin ''emniyet tedbiri almak''la, ''insan hakları ihlali'' arasında dar bir alanda sıkıştığını düşünebilirsiniz. Böyleyken bir de çalışma şartlarının zorluğundan bahsedebilirsiniz. Hatta kanunsuz gösteri yapanların bir de mukavemet gösterdiklerini de ileri sürebilirsiniz.

Yetmez, yetmiyor, yetmeyecek.

Ekranda sokaklarda sürüklenen, rastgele cop darbeleriyle dağıtılmaya çalışılan genç kızları görünce polise hak veremiyoruz.

Aralarında daha güçlü kuvvetli görünenlerin karga tulumba kameralardan ırak bir merkeze götürülmelerine yüreğimiz dayanmıyor. Oradan çıkabilenlerin burunlarının kırılmış olmasını kabullenemiyoruz. ''Ama o da şöyle yaptı!'' türü gerekçeleri duymak istemiyoruz. Polis görevini bilmiyor değil, bu tarz gerekçeleri meşru sayıyor ve görevini bilinçli bir şekilde esnetiyor.

Tüm bu şiddet ve hukuksuzluğun hükümete fatura edilmeye çalışıldığı da ortada. İçişleri Bakanı gereğini yapmalı ve bu kraldan çok kralcı yaklaşımları, onyıllar öncesinde kalması gereken görüntüleri ortadan kaldırmalıdır. Aksi halde hükümet demokratikleşmeyi akim bırakmış olur ki bu da sonun başlangıcı sayılmalıdır.

Geçenlerde tavsiye üzerine bir dizi izledim: Behzat Ç.

Ankara polisiyesi olarak ün salmış bir dizi. İzlediğim tek bölümünde oldukça gerçekçi diyaloglar, fena olmayan bir kurgu/senaryo ve yan rollerde başarısız ama başrolde etkileyici bir oyunculuk vardı. Polisiye dizi dendiğinde türk işi yapımlarda genelde bir izleyiciyi aptal yerine koyma, ilkokul müsameresi tadında espriler beklenir. Bu yapım oldukça yerli, kaliteli ve amerikancı öykünmelerden uzak bir yapım olmuş. Öyle olunca da bu ''gerçeklik'' gelmiş oraya dayanmış. Polisin hangi saikle böyle davrandığını görebiliyorsunuz. Görmeniz onaylamanız anlamına gelmiyor tabii. Behzat karakteri cinayet masasında komiser ve hukuk ihlalleri alanında da uzman. Bazı lüzumlu bilgileri elde etmek için geliştirdiği sorgu tekniklerini uyguluyor.

Rating belasına yayından kaldırılıyormuş, bence muadilleriyle kıyaslandığında bu kadar kaliteli bir yapımın ekranda kalması gerekir ama konumuz bu değil.

Polisin yetki ve görevlerinin gayet farkında olduğunu ama kendisi için bir istisnai alan yaratılması konusunda saplantılı olduğunu bu diziden bir replikle görelim:

(Behzat, evladı gözaltında öldürülen anaya söz verdiği gibi katillerin isimlerini verir. Sonra da yanlarındaki avukata döner)

''-Avukat Bey, bunlar mahkum olacak unutma, maktul değil!''