Sûriye: Bir 1001 gece masalı

04:002/02/2026, Pazartesi
G: 2/02/2026, Pazartesi
Süleyman Seyfi Öğün

Evvelâ umûmî bir husûsa bir şeye işâret etmek istiyorum: Târihin, kıyâmete kadar bir istikrâr kazanacağını beklemiyorum. İnanlar, kıyâmet ve onun nasıl işleyeceğine dâir ilâhî senaryolara âşinadır. Bunlar, aralarında bâzı farklılıklar olsa da birbirine yakın bir sûrette kutsal metinlerde ortaya konmuştur... Târih bıçak gibi kıyâmette sona ermeyecek. Onun, yine kutsal metinlerde anlatılan, âhir zaman olarak tesmiye edilen bir evveliyâtı var. Bildiğimiz mânâda târih, aslında kıyâmetten evvel orada

Evvelâ umûmî bir husûsa bir şeye işâret etmek istiyorum: Târihin, kıyâmete kadar bir istikrâr kazanacağını beklemiyorum. İnanlar, kıyâmet ve onun nasıl işleyeceğine dâir ilâhî senaryolara âşinadır. Bunlar, aralarında bâzı farklılıklar olsa da birbirine yakın bir sûrette kutsal metinlerde ortaya konmuştur... Târih bıçak gibi kıyâmette sona ermeyecek. Onun, yine kutsal metinlerde anlatılan, âhir zaman olarak tesmiye edilen bir evveliyâtı var. Bildiğimiz mânâda târih, aslında kıyâmetten evvel orada bitiyor. Arz üzerindeki mâcerâmız ise bir müddet daha devâm ediyor. Ama artık o târih bizim bugün bildiğimiz, savrulmalarla işleyen, her nevî sürprizi ihtivâ eden, her nevî telos’u bir çırpıda boşa çıkartabilen beşerî bir târih olmaktan çıkan başka bir târih olacak. (Bâzıları, ilâhiyat merkezli olarak, âhir zaman emâre ve alâmetlerinin karşılıklarını bulduklarını, kıyâmetin yakın olduğunu ilân ederler. Her devirde bunlara rastlanır. Doğrusu, ben asırlardır bu hususta verilen vaazların tamâmı fos çıktığı için, biraz da yarım kulak dinlerim... Entelektüel mesâimi târihte yoğunlaştırabilmek adına bunu yapmak da elzem görünür bana).

Târihi en güzel anlatan edebî kurgu, 1001 Gece Masalları’dır. Bilirsiniz, Şehrâzâd canını kurtarabilmek için masal müptelâsı Sultan’a her gece yeni bir masal anlatmak mecbûriyetindedir. Öyle ki, masalı keskin bir epilogla bitirmek onun da sonu olacaktır. İkili bir yol tâkip eder Şehrâzad. İlki, her bir masal içinden başka başka masallar türeterek yaymaktır. Ama bunun da bir yerde Sultan’ın canını sıkacağının farkındadır. Bir aşamada anlattığı masalı bitirmesi zarûrîdir. Ama bunu da ustalıkla yapar. Masalın tam biteceği yerde, Sultan’ın merakını mûcip olacak şekilde yeni masalın tanıtımını yapar. Evet, târih, tıpkı Şehrâzâd’ın yaptığı gibi bir şeylerin bittiğini zannetmeye başladığımız yerde yeni masalını başlatıyor. Her son zannettiğimiz hâdise, birden bükülüp başka bir hâdiseyi başlatıyor. Târihe finalist bakmanın dayanılmaz hafifliği de buradan kaynaklanıyor. Bunu yapanlar, târihin bir telos’u ve bir epiloğu olmadığı gerçeğini ıskalıyorlar.

Sûriye’de, başka her yerde olduğu gibi kâbus yüklü bir 1001 Gece Masalı yaşanıyor. Sûriye’de bir son perde olacak, memleketimizin güney hudutları kalıcı bir güven ve istikrâra kavuşacak mı? Gâliba dar görüşlü stratejist analistlerin zihin dünyâlarına hâkim olan esas beklenti de bu. Halep’te başlayan, Deyrezor, Rakka üzerinden ilerleyen hâdiseler silsilesi bu hâkim zihniyeti tetikledi ve aradıkları mutlu sonun nihâyet gerçekleştiğine dâir bir intibâ edindiler... Evet, ABD, Sûriye PKK’sını ortalıkta bırakmış, İsrâil buna ses etmemiş, terör teşkilâtı da Haseke, Ayn el Arab ve Kamışlı’ya tıkılıp kalmıştı. Artık son darbe bekleniyordu. PKK’nın ayan beyân yaşadığı psikolojik çöküş onun sonunu getirecek ve Sûriye’den silinip gideceklerdi. Bu, Türkiye’nin kesin ve mutlak zaferi olacaktı.

Doğrusu bu hava, benim gibi şüpheci birisinin de son ateşkes dâhil, hâdisâtın şöyle böyle bu istikâmette cereyan edeceğine dâir bir beklentiyi beslememe sebep oluyordu. Ateşkesten sonra PKK’nın yelkenleri suya indireceğini ve en iyi ihtimâlle Irak’a çekileceğini düşünmeye başlamıştım. Zihnimi bulandıran havadis, iki günlük ateşkesin on beş güne çıkarılması oldu. Hattâ bunun üzerine bir yazı yazmak istedim. Lâkin İran meselesinin tırmanması buna elvermedi. Yoğun bir şekilde orada yaşananlar üzerine düşünmeye başladım. Ama son mutabakat, maalesef şüphelerimi haklı çıkardı. Son mutâbakat, saf beklentileri boşa çıkarabilecek hayli kaygı verici unsurlar ihtivâ ediyor.

Doğrusu hemen enseyi karartmamak da gerekiyor. Şâhit olduğumuz hâdisât, Türk devleti ve hâricîyesinin son zamanlarda elde etmiş olduğu en büyük başarı ve kazanımlardan birisini ortaya koyuyor. Daha düne kadar, ABD ve İsrâil’e sırtını dayamış ve alabildiğine şımarmış bir terör yapısının, Sûriye’nin üçte birine kurulmuş, neredeyse tekmil kaynaklarına çökmüş olduğu bir manzaraya mâruz kalmıştık. Bu iklimde PKK, maksimalist taleplerini tekrar tekrâr dayatıyordu. Türk diplomasisi sabırlı ve çok taraflı yürüttüğü teşebbüslerle bunun çözülmesini sağladı. Bir ayı bile bulmayan kısa bir zaman diliminde PKK, tekmil “kazanımlarını” kaybetti ve aslına rücû ettiği iki cepte sıkışıp kaldı. Lâkin ne olduysa ondan sonra oldu. Son mutâbakat, Erbil- İsrâil ikilisinin devreye girdiğini, ABD ve Fransa’yı da yanlarına alarak, bu “son kalede” PKK’nın tasfiye edilmesine mâni olmak adına müdahalede bulunduğuna işâret ediyor. Evet, sıkıştığı yerlerde mutlak kontrol kendilerine bırakılmıyor. Pek çok kanaldan Şam, Haseke, Ayn el Arab ve Kamışlı’ya duhûl ediyor. Pek çok kurum ve kuruluşun kontrolü merkezî idârenin eline geçmiş olacak. Ama manzaranın nihâi haline bakacak olursak, bunun, hayli budanmış olsa da kısmî bir özerkliğin bir şekilde sağlandığı, birilerinin geminin dümenini, Barrack’ın bir aralar ifâde ettiği gibi “federalimsi” bir Sûriye’ye doğru kırdığı mânâsına geldiğini görmek gerekiyor.

Bizim için ise en mühimi kazanım, hudûdun mutlak olarak Şam’ın kontrolüne verilmiş olması. Ama PKK’nın askerî yapısının tugaylar ve tümen seviyesinde entegrasyonu Şam tarafından kabûl edilmiş görünüyor. Vahim olan da bu. Eğer mutâbakat işlerse, terör yapısı güney hudûmuza müzâhir yerlerde, çok bastırılmış olsa da varlığını devâm ettirecek demektir.

Mutabakatta açık olmayan hayli husus var. Buna, üzerinde anlaşılan hususların bir kısmının nasıl hayâta geçirileceğinin belirsiz kaldığı diğer hususları da ekleyebiliriz. Meselâ Şam ve PKK kaynakları, daha şimdiden, tugay-tümen işini ne kadar farklı yorumladıklarını ortaya koyan açıklamalarda bulundular. Mesele, tarafların hâlâ entegrasyonun bireysel mi, değilse blok hâlinde olacağının üzerinde anlaşamadıklarını düşündürüyor.

Elbette tâkip edeceğiz. Ama, Sûriye’de işler durulmuş değil. Daha bir müddet de durulacağını beklememek gerekiyor.

#Suriye
#Ortadoğu
#Süleyman Seyfi Öğün