Bugün NATO 3.0 üzerinden tartışılan temel konu, ABD hegemonyasını tahkim etme arayışının yanı sıra bu hegemonyayı ABD açısından daha az maliyetli hale getirmek. Trump’ın ilk döneminde kısmen gerçekleştirdiği bu maliyet paylaşımı, ikinci dönemde Rusya-Ukrayna Savaşı nedeniyle ABD lehine bir sonuç ürettiği gibi Rusya’nın sahaya dönüşü NATO’nun, Trump’ın istediği şekilde yeniden şekillendirilmesine de imkan tanıdı. Atlantik’in iki yakasının birbirine yönelik güvensizliği ve bugüne kadar sürdürülen ilişki, NATO’nun geleceği kadar Türkiye’nin bu gelecekteki yerine dair de epeyce şey söyleyecek.
Osmanlı-Türk modernleşmesinin bir ürünü olarak ortaya çıkan Batıcı siyaset, Cumhuriyeti kuran elitler tarafından tevarüs edilmiş ve bugüne kadar baskın bir eğilim olarak kendisini göstermiştir. Bu eğilimin test edildiği ve kısmen dengelenmeye çalışıldığı dönemlerde ise hem siyaset hem de ekonomik açıdan ciddi maliyetler söz konusu olmuş ve ana akımın dışına çıkmak isteyen aktörler cezalandırılmıştır. 27 Mayıs Darbesi ile belirgin biçimde hissedilen bu durum, hemen akabinde Kıbrıs üzerinden test edilmiş ve Türkiye’nin adadaki pozisyonu Batılı müttefikleri nezdinde karşılık bulmamıştır. Johnson mektubu ile gün yüzüne çıkan bu kriz, Barış Harekatı sürecinde ambargoya dönüşmüş ve Türkiye’nin haklı talepleri müttefikleri açısından bir tehdit olarak yorumlanmıştır.
SURİYE ISRARI
Uzun ve gerilimli ilişkilerin tarihi bu açıdan dramatik örneklerle dolu. Örneğin Türkiye’nin ulusal güvenliğine yönelik Suriye kaynaklı tehditler NATO açısından tatmin edici bulunmadığı gibi müttefikliğin ruhuna halel getiren girişimlere de konu olmuştur. Suriye’de güvenli bölge operasyonlarına uzunca bir süre karşı çıkan NATO ve ABD, eş zamanlı ABD desteğiyle YPG-PYD terör örgütünü hem silah hem de finansal açından desteklemiştir. Bu süre boyunca terör örgütü YPG-PYD, DAEŞ karşısından meşru bir aktör olarak görülmüş ve uluslararası medyanın da iltifat ettiği bir aktör olarak takdim edilmiştir. İlerici-gerici dikotomisi üzerinden Ortadoğu’nun en modern örgütü olarak yüceltilen terör örgütünün Suriye’deki varlığı, hem Türkiye-ABD hem de Türkiye-NATO ilişkilerinin gerginleşmesinde kilit bir rol oynamıştır.
Suriye iç savaşı sürecinde teçhiz edilen YPG-PYD’yi engelleme noktasındaki girişimleri akamete uğratan ve NATO ittifakında güven bunalımına dönüşen diğer bir husus da patriotların geri çekilmesi idi. Bu kritik süreçte Türkiye’nin terörle mücadelesindeki tehdit algısı paylaşılmadığı gibi müttefiklerden bazılarının doğrundan örgüte yardımları da söz konusu olmuştur. Tüm bunlara rağmen Türkiye’nin ısrarlı tutumu netice vermiş ve güvenli bölge hamlesi ile terör önemli ölçüde törpülenmiştir. Türkiye’nin uzun ve ısrarlı tutumunun Suriye denklemine katkıları sadece kendisi ile sınırlı kalmamış, sahadaki istikrar talebi Suriye’deki Halk Devrimi imkanını da güçlendirmiştir.
Türkiye’nin S-400 ile güvenlik mimarisini çeşitlendirme perspektifi de benzer biçimde yaptırımlara konu olmuş ve 15 Temmuz darbe girişimi bu sürecin en kritik aşaması olmuştur. Tüm bunlara rağmen dengeli biçimde farklı alanlardaki gücünü tahkim eden Türkiye’nin ısrarlı biçimde takip ettiği stratejik otonomi birçok alanda meyvesini vermiş ve bugün Türkiye hem ittifak içinde hem de küredeki etki ve algısı ile farklı bir noktaya gelmiştir. Bu otonomi arayışının en önemli bileşeni olan savunma sanayindeki ivmelenme, sadece Türkiye’nin güvenlik mimarisine katkı sunmamış aynı zamanda birçok bölgede oyun değiştirici rol icra etmiştir.
Libya ve Karabağ örneklerinde de somut biçimde deneyimlenen bu oyun değiştirici kapasite, zamanla Türkiye’yi iltifat edilen bir aktöre dönüştürmüş ve rolü ile ilgili de belirsizlikleri ortadan kaldırmıştır. Bugün NATO zirvesi marjında, hem ABD hem de diğer müttefikler nezdinde ilgi duyulan bu kapasite, Türkiye’nin geleceği açısından da kritik öneme sahip. Türkiye bir yandan kendi birikiminin farkında olan ve buna göre mesafe kat eden bir ülke iken diğer yandan da yeni güvenlik mimarileri içinde görülmek istenen bir oyuncu konumunda.
GELECEK TAHAYYÜLÜ
NATO 3.0 dönüşümünü de anlamlandıracak olan Türkiye deneyimi, ittifakın geleceği için ciddi fırsat ve deneyimler sunmaktadır. Ortak tehdit algısı, terörizm tanımı ve insani müdahale gibi eylemlerin keyfi olmaktan çıkarılması alanlarında konsensüs sağlanması bu bağlamda büyük adım olacaktır. Nitekim Afganistan ve Libya örnekleri, güvenlik tehdidi algısındaki belirsizlikleri artırdığı gibi keyfi uygulamaların da önünü açmıştır. Benzer sorunların yaşanmaması adına ittifakı ortak bir gelecek tahayyülü/tehdidi üzerinden yeniden konumlandırma meselesi, bugünden sonra en fazla tartışılacak hususlardan biri. 5. Madde ve benzeri tartışmaların rafa kalkması ve ittifakı oluşturan üyeler arasındaki ihtilafların kalkarak güvensizliğin askıya alınması bu bağlamda önemli olacaktır. Ez cümle bugün zirve münasebetiyle karşılaştığımız tablo, Türkiye’nin uzunca bir süredir ısrarcı olduğu stratejik otonomisini inşa etme politikasının yansımasıdır ve bu yansımaların oluşmasında da siyasi iradenin kararlılığının oldukça yüksek bir etkisi söz konusudur.


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.