Batı müziğinin dikey (vertical) hareketinde dissonance (disonans=uyumsuz) olan bazı aralıklar vardır. Doğal majör dizisi içindeki fa-si artmış dörtlü (veya eksilmiş beşli) aralığı ile bütün majör ve minör ikili, bütün majör ve minör 7'li ve bütün artmış ve eksilmiş aralıklar disonans (uyumsuz) aralıklardır. Bu uyumsuz kabul edilen aralıkların kullanımı armonide de yasaktır. Bu uyumsuzlukları aynı anda birkaç sesin basıldığı akor bağlantılarından meydana gelen batı müziğinde normal bir insan kulağının duyabilmesi mümkün. Dikey hareket ve akor sistemi, elbette uyumsuzluğu kabul etmeyecektir çünkü uyum demek olan ve uyumu elde etmek için var olan armoniyi elde etmek mümkün olmayacaktır. Ancak, bu kuralları zorlayan Bach, Mozart, Beethoven ve Arnold Schönberg gibi kural tanımaz bestecilerin olduğunu ve harika eserler ortaya koyduklarını da unutmamak gerekir. İlginç olan bir detay da, Schönberg'in atonal sisteminin batı müziğindeki kurallara direneyim derken zaman içinde kendi geliştirdiği sistemin kural haline gelmesidir ki bunun uygulamalarını Schönberg başta olmak üzere öğrencileri Alban Berg ve Anton Webern'de görebilmek mümkündür.
Batı müziği armonisi kendi oluşturduğu indirgenmiş ses sistemine göre bazı uyumluluk-uyumsuzluk kuralları koyduğu ve armoni kelimesi de “uyum” mânâsına geldiğinden, tabii olarak müzikte kendince uyumluluğu yani armoniyi bu kurallarla elde etmeye çalıştı. Ama ses varlığı, batı müziğinin cevherini bozduğu ve indirgediği seslerden ibaret değil. İbaret olmadığını başka kültürlerin ses varlıklarından anlayabilmek mümkün ve bunun için müzikle ilgilenmek de gerekmiyor. Meselâ, hem antik Yunan ve hem doğu müzik kültürlerinden beslenen İslâm müziği, özellikle Osmanlı müzik kültürü içerisinde batı müziğinin attığı sesleri kullanmaya devam etmiş ve oldukça zengin, ifade gücü yüksek ve çok da güzel melodiler elde edebilmiştir. Osmanlı müziğinin yatay (horizontal) makamsal yapısı ve hareketi, elbette batı müziğinin dikey yapı ve hareketinden çok faklıdır ve seslerin kendi aralarındaki ilişkileri batı müziğinin armoni kurallarına göre değil, kendi “âheng”ine göredir. Böyle olunca da, batı müziğindeki uyumsuz aralıklar ve bu aralıkların müzikte kullanımının yasaklanması gibi katı kurallar sözkonusu olmamıştır. Hatta batı müziğinde uyumsuz olan ve armoni kurallarına göre kullanılması da uygun olmayan minör ikili aralığı, meselâ la-si bemol minör ikili aralığı hicaz makamında dügâh-dik kürdî aralığı olarak ve pek de âhengli bir biçimde kullanılmaktadır. Gerçi koma sistemine göre dik kürdî ile si bemol arasında bir koma fark olsa bile bunu yaklaşık aynı kabul ettiğimizi varsayarsak, yine de batı müziğinin buna benzer uyumsuz aralıkları, Osmanlı yatay hareketi içerisinde âheng elde edilebilir “uyumlu” aralıklar hâline gelmektedir. Aynı şekilde her türlü artmış aralıkların batı müziğinde uyumsuz olduğunu hatırlarsak ve meselâ armonik minörün karakteristik geniş (artmış) aralığına si bemol-do diyez artmış ikili aralığını örnek gösterecek olursak, bu uyumsuz artmış ikili aralığının yine karakteristik hicaz makamı yapısı içerisinde dik kürdî-nim hicaz aralığı olarak âheng ile kullanıldığını görebiliriz.
Kısaca ifade etmek gerekirse, batının geçmişinde kilise doktrinine uydurmak için ve insanın algılayamayacağı ve çıkaramayacağı gibi anlamsız gerekçelerle attığı ve uyumsuz oldukları gerekçesiyle kullanmadığı sesler ve aralıklar, başka bir medeniyette ve müzik kültüründe (meselâ Osmanlı-İslâm müziğinde) pekâlâ âhengli bir şekilde kullanılmış ve kullanılmaktadır. Ama şöyle ciddî bir fark vardır: batı, pekçok alanda olduğu gibi müzikte de tabii ve fıtrî olana müdahale etmiş, İslâm medeniyeti ise müzik de dâhil her alanda tabii ve fıtrî olana müdahale etmediği gibi onu kullanarak gelişmesine katkı sağlamıştır.