Tatili kalıcılaştırmak, tarihin kalıcı tokadını yemek demek

00:0023/10/2009, vendredi
G: 3/09/2019, mardi
Yusuf Kaplan

“Türkiye nedir?” sorusunu sormuyoruz. Daha doğrusu soru sorma kabiliyetlerimizi çoktan yitirdik. O yüzden, “Türkiye nedir?” sorusunun hiçbir anlamı ve karşılığı yok hayatımızda.Türkiye, tarih yapan bir ülke midir; yoksa tarihte tatil yapan bir ülke mi?“Türkiye nedir?” sorusuna bu yakıcı soruyla cevap aramak zihin açıcı olabilir…Tarih yapan ülke, tarihin akışını belirleyen, değiştiren, yönlendiren ülke demektir: Dünyanın gidişatına yön veren, dünyaya çeki düzen veren bir özne. Bir gökkubbe kuran,

“Türkiye nedir?” sorusunu sormuyoruz. Daha doğrusu soru sorma kabiliyetlerimizi çoktan yitirdik. O yüzden, “Türkiye nedir?” sorusunun hiçbir anlamı ve karşılığı yok hayatımızda.

Türkiye, tarih yapan bir ülke midir; yoksa tarihte tatil yapan bir ülke mi?

“Türkiye nedir?” sorusuna bu yakıcı soruyla cevap aramak zihin açıcı olabilir…

Tarih yapan ülke, tarihin akışını belirleyen, değiştiren, yönlendiren ülke demektir: Dünyanın gidişatına yön veren, dünyaya çeki düzen veren bir özne. Bir gökkubbe kuran, kurduğu gökkubbenin altında herkese yer olabilen, herkesin nefes alabildiği kurucu ve koruyucu bir “baba”.

Tarihte tatil yapan ülke ise, başkalarının yaptığı tarihte oraya buraya sürüklenen bir nesne, “pislikleri temizleyen bir hizmetçi”. Barınacağı, sığınacağı, korunacağı gökkubbesi yoktur; o yüzden yersiz-yurtsuzdur; ayağını bastığı toprağı sıktığında şüheda fışkıracağından bîhaberdir. Patinaj yapmak, en büyük marifetidir; tabiî buna marifet denebilirse… Patinaj yaptığı zemini kayganlaştırmaktan ve kendisini de kaypaklaştırmaktan kurtaramaz tarihte tatil yapan ülke.

Tarihte tatil yapan bir ülkenin kaderi akan suya kapılıp gitmektir; suyun akışını değiştirmek değil. Yüzeylere mahkûm olmaktır; derinlere meftûn olmak değil. Oysa hakikat, derinlerde gizlidir; ummandır çünkü hakikat…

Tarihte tatil yapan bir ülke, yaratıcı ruhunu da, kurucu iradesini yitirdiği için, ruhsuz ve iradesizdir.

Tarih yapan ülkenin ayağını muhkem bir şekilde basacağı bir yer vardır; o yüzden ufuk çizgisine kilitlemiştir kendisini. Gözü sürekli ufuktadır, ufka bakar. Bedel ödemenin ne demek olduğunu, varolmanın çilesini çekmenin ne anlam ifade ettiğini çok iyi bilir.

Tarihte tatil yapan ülkenin ayağını muhkem bir şekilde basacağı bir yer yoktur; o yüzden bırakınız bir ufuk çizgisine sahip olmayı, tarihte, tarihin yapılması sürecinde hiçbir rolü olamayacak kadar üstünün çizildiğinin bile farkında değildir. Her şeye hazırlop konmak ister; her şeyin bedelsiz ve çilesiz elde edilebileceğini zanneder. O yüzden kaçak güreşir, kolay yoldan köşeyi dönmenin yollarını arar, kaçamak oynar, bedel ödemeyi gerektiren büyük hakikatlerle yüzleşmekten şeytandan kaçarcasına kaçmayı marifet zanneder.

Oysa kaçak güreşenlere, kolay yoldan köşeyi dönmeye çalışanlara, kaçamak oynayanlara, bedel ödemeyi gerektiren hakikatlerle yüzleşmekten kaçınanlara karşı acımasızdır tarih: Bedel ödemekten kaçınanların “kıçına tekmeyi vurmak”ta tereddüt etmez; çile çekmesini bilmeyenlerin biletini kesmekten çekinmez.

Tarihte tatil yapanlar, minör / küçük gerçekleri, majör / büyük hakîkatler sanma yanılgısına düşmekten kurtulamazlar. Oysa minör gerçeklerin, majör hakikatlerin yerini alması demek, büyük felâketlerin kapıda beklemesi demektir.

Minör gerçekleri majör hakikat katına yükseltenler, deli gömleği giydiklerini aslâ fark edemezler. O yüzden minör gerçekleri kutsarlar da kutsarlar, putlaştırırlar da putlaştırırlar; ama yaptıkları şeyin deli gömlekleri giymek olduğunu fark edemezler.

O yüzden, sadece yıkarlar; hiçbir şey yapamazlar. Yapılanları yıkmaktan afrodizyak bir haz duyarlar: Majör hakikatleri yitirenler, yaratıcı ruhlarını ve kurucu iradelerini de yitirmekten kurtulamayacakları için, buldukları en küçük şeye mal bulmuş mağrîbî gibi yapışmaktan başkaca bir şey yapamazlar. Yıkmak, en önemli becerilerdir; yıkmaktan başka bir şey bilemezler. Yıktıkça sahte bir özgüven ve inanılmaz dogmatik bir fanatizm her şeylerine sirayet eder. Yıkarlar, yıktıkça barbarlaşırlar. Yıkım sarhoşu olurlar. Yıkım makinasına dönüşürler.

Taş üstünde taş bırakmazlar. Geriye dönüp bakabilecek bir derinliğe, bilgeliğe sahip olsalar, yaptıkları şeyin çılgınlıktan başka bir şey olmadığını görebilirler; ama tatil, geriye dönüp bakmaya izin vermez: Keyiflidir çünkü. Hiç bitmesin isterler tatili.

Ama bir gün yaz da bitecek, kış da gelecek mutlaka: Yeni bir baharı müjdeleyecek, tatilden eve dönenlere, idrak kapılarını kilitlemeyenlere, bedel ödemeye hazır olanlara.

Türkiye, kendisini tarihte tatil, kaygan zeminlerde patinaj yapmaya mahkûm ve mahpus eden deli gömleklerini çıkarıp atamadığı sürece, hiçbir açılıma yelken açamayacak, hiçbir büyük yolculuğa çıkamayacak; buna cesaret bile edemeyecektir. Sadece akıntıya kapılıp gidecek, bir tahta parçası gibi oraya buraya sürüklenmekten kurtulamayacaktır.

Türkiye''de tatili kalıcılaştırmaya çalıştık bugüne kadar. Oysa tatili kalıcılaştırmaya çalışanlar, tarihin tokadını kalıcı olarak yemekten kurtulamazlar.