
Erdem ağabey, güzel adam Rahmeti Rahman''a kavuştuğun günün akşamında, gurbetçi madencilerle kıldığım namaz sonrasında, ''Türkiye''deki İslamcı gençliğin şair ve mütefekkir ağabeylerinden Erdem Beyazıt, Rabbine döndü, ona dua edin, rahmet dileyin, Fatiha gönderin'' dedim. Ve güne hasret madencilerle sana dua ve gözyaşı gönderdim. Güle güle güzel adam, sabır, savaş, zafer ''Adım Müslüman'' diyen adam.''
Yedi güzel adamla büyüyen ve onlarla yoğrulan duyguların yoğunluğu yıllarca üzerimizden eksik olmadı. Bahattin Yıldız''a ''Hangi kitabı okusak ağabey?'' dediğimizde, ''Rasim Özdenören''i okuyun; ondaki inceliği, nezaketi, cesareti iyi okuyun. Sonra yazın, öykü yazın, hikâye yazın, roman yazın, hayatı yazın, ama mutlaka yaşayın arkadaşlar, hayata damganızı vurun'' derdi ve kendisi de Yedi Güzel Adam gibi yaşardı. Sıkıntılı dönemler yaşanmıştı, kitaba ve bilgiye ulaşmak, şimdiki kadar kolay değildi. Böyle dönemlerde güzel insanların ve kitapların değeri daha çok anlaşılıyordu. Bahattin Yıldız bir mücahid olarak karşımızda dursa da estetik ve edebiyata olan merakı, duygusallığı ve yazarlığı her zaman hissedilirdi. Cahit Zarifoğlu''nu tanımıştı. Musa ağabeyin Düşünce Kitabevi''nde harmanlanan toy duygularımıza tercüman olsun diye bizlere ''Bir Değirmendir Bu Dünya'' kitabını tavsiye ederdi. Sefere çıkacağımız vakit; ''Cahit ağabeyin ''Yaşamak'' kitabını okuyun ve gezdiğiniz yerleri yazmanıza öncülük etsin arkadaşlar'' derdi Bahattin abi.
Cahit Zarifoğlu''nu şöyle anlatırdı: ''Yedi güzel adamın önce isim babası düşmüştü toprağa. Rahmetli Cahit Zarifoğlu''nun şiir kitabına da adını veren dizeleriydi Yedi Güzel Adam. Ve en güzelleri sırayla bu dünyada hoş bir sada, tatlı bir dostluk ve buruk, sevdalı bir ayrılık bırakarak, ''Ondan geldik ona gidiyoruz, kalanlara selam olsun'' diyerek ölümlerini hissederek, görerek, dostlarıyla, helalleşerek gittiler. Rahmetli Cahit ağabey, vedalaşa vedalaşa gitti. Genç yaşta, ağabeyliğinin, dostluğunun, ustalığının, örnekliğinin zirvesinde gitti. O, gerçek bir ağabeydi. O, gerçek bir öğretmendi.''
1995 yılının temmuz ayı; İzmir''in kavurucu sıcaklarını bırakıp şark illerine doğru yola çıktığımda, Mehmet Akif İnan''ın ''Tenha Sözler'' şiir kitabını Bahattin Yıldız hediye etmişti. Kitabı ''Senin hatıranla beni her akşam dünyanın kirinden yuyar yüreğim, düş kazılarımın bulgularını umut sergisine koyar yüreğim'' dizelerini okumam ve hayallerimle beraber yola çıkmam bir olmuştu. Yolculuk insanı yoğuruyor, yanındaki dostun ise hayallerini paylaştığın yoldaşın oluveriyordu.
Akif İnan''a olan bakışı ise şöyleydi: ''Cahit ağabeyden sonra davudî sesli; kalıbına ters orantılı, şefkatli, müşfik, tam bir baba olan Akif İnan Hoca koptu Yedi Güzel Adam ağacından. Hicret''in şairi Akif İnan da hicret etmişti. Hüsnü Özer''le sıkıcı bir Ankara akşamında evine gitmiştik. Urfa işi, mercimekli köfte, kısır yapmıştı bize. ''Bunu size özel olarak, kendi ellerimle yaptım çocuklar'' demişti. Ne mutluluktu. Sezai Karakoç''un Diriliş Partisini kurduğu ilk dönemdi.
''Sezai Bey''in beklentisi ne ki, bir parti kurdu, siyasete atıldı?'' sorumuza, ''Sezai Bey''in amacının particilik yapmaktan çok İslamcı bir parti projesini ortaya koymak olduğunu zannediyorum…'' diye cevaplamıştı. Akif Hocanın yaptığı bu değerlendirmeyi önemsemiştim. İlle de iktidara geleceğiz lafazanlığı değil, partiyle uğraşan Müslümanlara, İslamcı bir çizgi çizmek, böyle bir miras bırakmak önemliydi mutlaka.
Akif İnan hoca da, ölümü hissederek yürüdü, dostlarıyla vedalaşarak, helalleşerek koptu: ''Her eylem yeniden diriltir beni, Nehirler düşlerim göl kenarında. Doğ ey güneş erit taştan adamı, Ve kurut taşları diken elleri.'' diye başlamıştı ezgi; sözlerin yazarı Akif İnan''dı ve İzmir''deydik. Bahattin ağabey ile dağlarda yürüyorduk; bir dava adamının yazdığı dizeleri okuyup bir mücahidin peşinden gitmek Kitapçıya gidip de ne alacağını bilemeyecek kadar toyduk. ''Düşünen Kalem Nuri Pakdil''i okuyun; asil duruşunu ve güçlü kalemini örnek alın'' derdi Bizim Çocuklar''a. Unutulmuşluklar''ı hatırlatan Aleaddin Özdenören''i de ihmal etmezdi.
Bahattin abi Erdem Beyazıt''ın ''Ölümden bir işaret var her şeyde, Ölümün sesini duyuyorum şarkılarda türkülerde:
--- Kışlanın önünde redif sesi var
Namluların ucunda ölümün sesi!
--- Bir ay doğdu geceden oy oy
Karanlığın ağzında ölümün sesi!
--- Erzurum dağları kar ile boran
Vadilerin koynunda ölümün sesi!
--- Ezo gelin durmuş bakar yollara
Umudun ardında ölümün sesi!
--- Bir ihtimal daha var
Umuttan da öte ölümün sesi!''
dizelerini hatırlatmıştı yıllar önce Almanya''dan. Aynı yıl Erdem Beyazıt''ın vefatı, Bahattin Yıldız''ı derinden etkilemiş ve şöyle yazmıştı: ''Erdem Beyazıt ''Sebebey'' gibi nazik ve sorgulayıcı bir anne sadasını şiire öyle bir dökmüştü ki, Cezayir''den, Senegal''den, Boğaziçi''nden haykırıp, Afganistan''ın Veziristan Dağlarında dalga dalga yankılanmıştı aşkı, sevdası ve feryadı. 1975''in yazındaydı ''Sebebey'' ile tanışmam sayfa adedi azdı, kitabın boyutu da inceydi.
Üniversite yıllarımda; ''Sabır, savaş, zafer''i dimdik duruşla, delikanlı haykırışla, var gücüyle söyleyen arkadaşlarımıza: Onlar, yüzler, binlerle ''Adım Müslüman'' diye zangır zangır inleterek ses. O, Erdem Beyazıt''ı ve Mavera ekibini çok sevdiğini, hem yazılarıyla, hem de sözleriyle defalarca ifade etmiştir. Erdem Beyazıt ile tanışması, çok sevdiği ve şehadete koştuğu Afgan dağlarında olmuştu. Erdem Beyazıt''ı ve Afgan dağlarını şöyle anlatıyordu: ''Afgan cihadının en zorlu ve Rusların kan dökücülüğünün en azgın olduğu 1981''in o sıcak Ağustos günlerinde, Erdem Beyazıt Veziristan''ı ikiye ayıran dağ başlarındaydı. O dağlar ki eteklerindeki sıcağa inat zirvelerinde kar fırtınalarının olduğu, dondurucu soğuk rüzgarların estiği, vadilerinde uğultuların kaval sesi çıkardığı yerlerdi.
Afganistan''da Rusların yakıp yıktığı topraklardaydı güzel adam, yiğit adam Erdem Beyazıt. Yerinde tesbitler, belgesel çekimler yapıyordu. Kızıl Orduyu dize getiren mücahidlerin şartlarında, onlarla omuz omuza yatıyordu. İşte bizim tanışıklığımız orada önce gıyaben başladı. Sonra vicahiye döndü. Ben onu zaten yıllardır seviyordum. Kulaklarımdaki en kalıcı cümlesi ''Niçin yazı göndermeye devam etmedin Bahattin?''di. Ben ise ''Ağabey o kadar ustanın arasına yazı göndermeye utanıyorum, bir de Cahit Zarifoğlu ağabeyden korkuyorum'' cevabını vermiştim.''
Çok sevdiği Yedi Güzel Adam''dan biri olan Erdem Beyazıt''ın vefatında, yurtdışında olması ve cenaze namazına katılıp dua edememesi, onu derinden üzmüştü. Bu durumu şöyle ifade etmişti: ''Ve kıymetli Erdem Beyazıt ağabeyimin, önden giden atlımızın cenazesine gurbetten boynu bükük baktım. Katılan, tabutuna el verenleri kıskandım. Binlerce, on binlerce sevenini Eyüp Camii''nde görür gibiyim.
Erdem ağabey, güzel adam; Rahmeti Rahman''a kavuştuğun günün akşamında, gurbetçi madencilerle kıldığım namaz sonrasında ''Türkiye''deki İslamcı gençliğin şair ve mütefekkir ağabeylerinden Erdem Beyazıt, Rabbine döndü, ona dua edin, rahmet dileyin, Fatiha gönderin'' dedim. Ve güne hasret madencilerle sana dua ve gözyaşı gönderdim. Güle güle güzel adam, Sabır, savaş, zafer Adım Müslüman diyen adam.''
Gurbetten Erdem Ağabeyine veda eden güzel adam Bahattin Yıldız, 17 Mayıs 2010''da arkasında güzellikler bırakarak Rahmet-i Rahman''a kavuştu. Onların yeri hep boş kalacak, gençler yoğrulacak onların mirasıyla. Güzel Adamların ve şehitlerin bereketi, yeni dostluk tohumlarının yeşermesine vesile olacak.
O, bu durumu şöyle ifade ediyordu: ''Analarımızın höllüğe beleyerek büyüttüğü gibi 80 öncesi gençleri olarak ölüme hazır olmak yol azığımız olmuştu bizim. Biz hiç yaşlılık hesabı yapmamıştık. Yılları üst üste devirmeyi konuşmak edep dışıydı. Biz yaşlanmayacaktık, ulu çınarlar gibi bedenimizi hastalıklar sarmayacak, yorgunluk dizlerimize çökmeyecekti.
Dostluk tohumu gönüle bir kere düşer ve boy atıp giderdi. Dostluklarımız İslam ağacındaki yapraklardı. Hiç önemli değil ilk nerede tanış olduğumuz, ilk günümüz kırk yıllık gün gibidir çünkü. Ancak çınar yeni yapraklar verse de düşen dostların yeri hep boş kalacak ve kalıyor.''






