Erol Güngör neden hâlâ önemli?

04:005/05/2026, Salı
G: 5/05/2026, Salı
Yeni Şafak
İllustrasyon: Cemile Ağaç Yıldırım.
İllustrasyon: Cemile Ağaç Yıldırım.

“Erol Güngör neden hâlâ önemlidir?” sorusu Güngör’ün dikkat çektiği meselelerin hâlâ cari ve can yakıcı olmasıyla ilgilidir. Güngör’ün kendi döneminde aydınlar ve üniversite üzerinden yaptığı tahliller, dikkat çektiği sorunlar günümüzde ilkokul çağındaki çocuklarımızın sorunlarına kadar inmiştir.

Dr. Yunus Şahbaz / Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi

Türk tefekkür dünyasının mümtaz ve özgün isimlerinden birisi hiç kuşkusuz Erol Güngör’dür. 24 Nisan 1983 yılında, henüz 45 yaşında vefat eden Güngör için ölümünden hemen sonra ve aradan geçen 43 yıl boyunca nice yazılar ve kitaplar yazılmış; organizasyonlar tertip edilmiştir. Son yıllarda da Erol Güngör üzerine olan alâkanın tekrar arttığı gözlemlenmektedir. Özellikle 2026 yılı Erol Güngör anmalarının ve sosyal medyada Güngör üzerine paylaşımların daha fazla yoğunlaştığı bir yıl oldu.

Peki, bu ilgiyi neyle ve nasıl açıklamak gerekir? Şurası açık bir gerçek ki, Erol Güngör hakkında çokça konuşulan, özlemle anılan bir isim olmasına rağmen nispeten az okunan bir isimdir. Bu durumun ilk sebeplerinden birisi Güngör’ün kitaplarının Türk düşünce dünyası açısından yoğunluklu metinler olmasıdır. Diğer sebebi de, Güngör’ün ilk kitabının yayımlamasının üzerinden 51; son kitabının yayımlamasının üzerinden ise 44 yıl geçmesidir. Dolayısıyla hemen tüm kültür tüketim nesnelerinin mümkün mertebe kısa, sesli ve görsel unsurlara indirgendiği günümüz dünyasında insanların fikren yoğun kitapları okuması daha da zorlaşmaktadır. Bunu bir mazeret olarak değil; durum tespiti olarak kabul etmek gerekir.

Bir diğer sebebi de, Güngör’ün çok fazla sloganik yazmamasıdır. Diğer birçok isimle karşılaştırıldığında kısa, akılda kalan sloganlara Güngör’de çok fazla rastlanmaz. Bu yüzden de, hele de bir sosyal medya gönderisinde ihtiyaç duyulan mottolar Güngör külliyatında nadir bulunur. Dolayısıyla Güngör’ün fikirlerine başvurmak, sloganvari de olsa ondan iktibaslar yapabilmek için eser miktarda da olsa Güngör okumak gerekir. Ne yazık ki, bu da her geçen gün azalan bir rutine dönüşmüş durumdadır.

KÜLTÜRÜN GÜNCELLİĞİ

Diğer taraftan Güngör’ün başta kültür olmak üzere Türkiye’nin meselelerine dair fikirleri hâlâ orijinalitesini ve güncelliğini korumaktadır. Belki de onun tekrar yoğun bir şekilde gündeme gelmesinin esas sebebi budur. Özellikle kültür meselesi Güngör nazarında oldukça kıymetli bir meseledir ve bizzat kendisi tüm yazdıklarının esas amacının çağdaş bir Türk milli kültürü kurmak ve bunun yollarını aramak olduğunu söyler. Bu zannedildiği gibi soyut ve teorik/akademik bir gaile değildir. Zira kültür canlı-kanlı hayatın her alanına sirayet eden dinamik bir olgudur.

Türkiye’nin bir milli kültür kurmasını icbar eden sebepler değişmiş olabilir ancak bu gereklilik hâlâ caridir. 1970’lerde ve 80’lerde milli kültür “muzır” fikir ve akımlara karşı bir gereklilik olarak telakki ediliyordu. Bunu sadece sol ya da sosyalizm şeklinde de anlamamak gerekir. Güngör’ün temel çıkış noktası, bu ülkenin sorunlarını, Türk modernleşmesinin problemlerini yine bu ülkenin dinamiklerine ve birikimine yaslanarak çözmektir. Kendisinin milliyetçi çizgide bir aydın olmasına rağmen İslâmın Bugünkü Meseleleri gibi bir kitap yazmasının sebeb-i hikmeti budur.

Zira Güngör 1980’lerde sıhhatli bir modernleşme yaşayamayan ve bu yüzden de yükselişe geçen İslâmî hareketleri görmüş; bu hareketlerin bir şekilde Türkiye’ye de sirayet edebileceğini öngörmüştür. Türkiye’nin de din konusu başta olmak üzere, birçok noktada sağlıklı bir modernleşme yaşamadığını bildiği için bu hareketlerin Türk tefekkür dünyasına ve toplumuna sirayet edebileceğini ve Türkiye’nin meselelerinin farklı başkentlerdeki uyanış hareketleriyle çözümlenmeye çalışılacağını düşünmüş olmalıdır. Bu sebeple Güngör, kısaca, din ve modernleşme sorunları başta olmak üzere, “Türkiye’nin sorunlarına Türk aydını ve uleması çareler üretmelidir” demektedir.

DOĞRU TEŞHİS DOĞRU ÇÖZÜM

Güngör’ün 1970’ler ve 80’lerde fikrî düzeyde dikkat çektiği süreçlerin bir kısmını 1990’larda tecrübe ettik. Ancak günümüzdeki kültürel sorunlar 80’lerden olduğu kadar 90’lardan da farklı bir noktadadır. 2000 öncesinde kültürel inşa ve kültür yozlaşması için üniversiteler hedef halinde iken, sonraki on yılda liseler ve artık günümüzde de ortaokul ve hatta ilkokul seviyesinde tehlike çanları çalmaya başlamıştır. Dolayısıyla kültürel sorunlara ve kültür değişmelerine ilişkin parametreler değişmiş ancak çözüm büyük oranda Güngör’ün çizdiği noktada durmaktadır. İster sözlü, yazılı ister görsel düzeyde olsun kültürün farklı momentleri değişirken bunların toplumsal katmanları etkilemesi kaçınılmazdır. Bunlara karşı toptan reddiyeci bir tavır içerisinde olmak, daha açık bir deyişle, teknik ve teknoloji düşmanlığı yapmak hem gerçekçi değil hem de sorunlara çare üretmekten uzaktır. Nitekim Güngör de isabetli bir şekilde teknoloji düşmanlığına savrulmaz; hatta, Ziya Gökalp’in aksine, kültür ve medeniyet unsurlarının birbirinden bağımsız olmadığını savunur. Gerek medeniyet gerek teknolojik unsurlar bakımından Güngör için aslolan, yerli bir milli kültürün kurulması ve bu unsurların milli kültür süzgecinden geçirilerek yerli kültüre intibak ettirilmesidir. O halde yerli ve güçlü bir milli kültür olmadığı sürece başta gençlerimiz ve hatta çocuklarımız olmak üzere tüm toplumun kültürel bir erozyona uğraması kaçınılmazdır.

Dolayısıyla, “Erol Güngör neden hâlâ önemlidir?” sorusu Güngör’ün dikkat çektiği meselelerin hâlâ cari ve can yakıcı olmasıyla ilgilidir. Güngör’ün kendi döneminde aydınlar ve üniversite üzerinden yaptığı tahliller, dikkat çektiği sorunlar günümüzde ilkokul çağındaki çocuklarımızın sorunlarına kadar inmiştir. Burada şu yanlış da yapılmamalıdır: Gelişmiş-modern toplumlarda da benzer sorunlar görülüyor ve bunlar modernleşmenin tipik olumsuz sonuçlarıdır gibi mantık yürütme doğru değildir. Doğru olan, bu tür sorunların temeline inmek ve dil, kültür, eğitim gibi konularda milli kültürü inşa ve tahkim edici politikalar geliştirmektir. Bu politikalara yön ve rota çizecek fikir adamlarımız ve 200 yılı aşkın bir modernleşme tecrübemiz vardır.

PARADİGMA İNŞASI

Modernleşmenin özellikle siyasi kabullerinin sorgulandığı ve uluslararası sistemin, normların yeniden tanımlandığı bir dönemde kültürün ve kültürel unsurların da yeniden tanımlanması kaçınılmazdır. Türkiye de son yıllarda, özellikle eğitim ve kültür konusunda kadim değerler üzerinden yeniden bir inşa sürecine girmiş bulunuyor. Ne yazık ki, yaşadığımız elim hadiseler de bu inşa sürecinin ne kadar acil ve gerekli olduğunu ispat etmiş bulunuyor. Erol Güngör’ün tekrar gündeme gelmesi de, bu inşa sürecinde başvurulabilecek en önemli referans metinleri kaleme almış olmasından kaynaklanıyor olabilir. Dolayısıyla, erken yaşta vefat eden Güngör fikirleriyle yaşamaya devam ediyor; umulur ki son dönemdeki bu ilgi, geçici bir heves değil inşa edici bir paradigmaya evrilmeye vesile olsun.

#Erol Güngör
#aktüel
#hayat