
18 Mart 1915'te, İngiliz ve Fransız donanmaları Osmanlı savunmasını aşmak için Çanakkale Boğazı'na yöneldi. Ancak Nusret Mayın Gemisi'nin döşediği mayınlar ve topçu birliklerinin kararlı direnişi, işgal kuvvetlerine ağır kayıplar verdirdi. Bu tarihi günün izlerini taşıyan arşiv fotoğrafları, zaferin kazanılmasında rol oynayan kahraman askerlerimizi ve çetin mücadeleyi gözler önüne seriyor. Dünya tarihine damga vuran bu zaferin 110. yıldönümünde, şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyoruz, ruhları şad olsun.

Çanakkale Cephesi'nin Anadolu halkına verdiği azim, umut ve kararlılık Kurtuluş Savaşı'nın meşalesini de ateşlemiştir.

Çanakkale, Ulusun; bağımsızlık ve hürriyet söz konusu olduğunda ne denli kararlı ve kahraman olduğunu sonsuza dek anımsatacak bir "anıtcephe"dir.

Dünya harp tarihi, Çanakkale'de halkımızın insancıllığını savaş alanlarında bile yitirmediğine, düşmanına dahi merhamet gösterebildiğine şahit olmuştur.

Her siperde ayrı bir destan başlatan askerlerimiz, düşmana karşı verdiği mukaddes mücadeleyi zaferle sonuçlandırdığında, dünya tarihinin zirve sayfalarına da "Çanakkale Geçilemez!" ilkesini bir daha silinmemek üzere yazdırmıştır.

Peygamberimizin (sav) dediği gibi “Korkma Ya Ebu Bekir, Allah bizimledir!” gerçekten öyleydi, Allah her zaman bizimleydi. O yüzden teçhizatın üzerlerine de “Allah Bizimle” yazıyorlardı.

Bu iman kurtardı bu milleti. Churchill dahi hatıralarında “Biz Çanakkale’de Türklerle değil, Tanrıyla savaştık ve hâliyle yenildik.” diyecektir.

Siperler, Mehmetçiklerin evleri olmuştu. Akşam olunca siperde bir kısmı ayakta düşmanı kolluyor, bir kısmı da bağdaş kurup memleket havadisleri üzerine sohbet ediyorlardı. Siperde uyuyor, savaşıyor ve yemek yiyorlardı. Arkadan biri kuru bir ekmek parçası uzatırsa 8-10 Mehmetçik bir araya gelip onu paylaşıyorlardı.

Bir gün yine kuru ekmeği paylaşırlarken düşman siperinden iki tablet çikolata atılmıştı. Onlar da o kuru ekmeği bir parça daha fazlaya bölerek “Bu parça da gavura” deyip onlara fırlatmıştı.

Karşı taraftaki Anzaklar gitar çalıp, şarkı söylüyorlardı. Bitince de bizimkiler alkışlıyordu. Bizimkilere sıra gelince yanık sesli bir Mehmetçik türkü söylüyor, bitince de bu defa Anzaklar alkışlıyordu. Türküleri o kadar çok sevmişlerdi ki bir kâğıda “Dün gece söylediğiniz o türküyü bu gece de söyler misiniz?” yazarak, taşa sarıp sipere atıyorlardı.

Birkaç gün sonra bir akşam yine taşa sarılı bir kâğıt daha geliyor ve yine türkü dinlemek istediklerini yazıyorlardı. Ancak bu defa bizimkiler “Siz bu sabahki çarpışmalarda o güzel sesli kardeşimizi vurdunuz.” diye yazmışlardı. İşte düşman böyle bir şeydi; gece alkışladıklarını gündüz gırtlaklıyorlardı.

Metrekareye 6 bin merminin düştüğü yerdir Çanakkale. 490 kilo ağırlığındaki mermiler düştükleri yerde bir otobüs büyüklüğünde çukur açıyordu.

Üstad Mehmet Akif, Çanakkale’yi gerçekten görmüş gibi yazmıştı: “Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak, / Boşanır sırtlara, vadilere, sağanak sağanak”

ilk resmî anıtımızı 1960 yılında yapabildik. 80 yılına kadar askerî bölge olduğu için girilememiştir. Çiftçilere bu alanlar ekilsin diye verilmiş ama onlar ekmemişlerdir. Çünkü her yerde atalarının mübarek başları ve kemikleri vardı. İngilizler ve Fransızlar bulundukları yerden gelip şehitlerine sahip çıkarlarken bizim şehitlerimizin mübarek kemikleri senelerce ortada öylece sahipsiz bir şekilde nasıl bırakıldı?

Bize esir düşen bir İngiliz, hatıralarında şöyle anlatır: “Seddülbahir’deydik, iki Alman ve on sekiz Türk’ü esir aldık. Komutanımız üç emir verdi. Birincisi ellerini ayaklarını bağlayın. Bağladık. İkincisi tahta barakaya kapatın. Kapattık. Üçüncüsü ise barakayı ateşe verin. Onu da yaptık ve etrafı keskin bir et kokusu sardı. Onları canlı canlı yaktık. Bir kaç hafta sonra ben Türklere esir düştüm. Aynı akıbetin beni de beklediğini düşünüyordum. Bizi aldılar, Kilitbahir Kalesi’nin arkasına götürdüler. Biz savaş bitene kadar futbol oynadık.” Türkler savaşta bile insandılar.

Ne diyordu Akif “Dursun bu hayâsızca akın”

Türkiye, Çanakkale’de, ordusuyla varlığını ortaya koymuştur. Çanakkale, payitahtın kilididir; Türkiye şuurunun yerleşmesinin sağlandığı yerdir.

Hepimiz bilmeliyiz ki bugün rahatlıkla aldığımız her nefes, o günkü Mehmetçiklerin acı içinde verdikleri son nefes sayesindedir.

Onları, kimseye unutturmayacağız ve onları “Fatiha”sız bırakmayacağız. Nur içinde yatsınlar…







