Türkiye, kilit ülke

Yeni Şafak
00:0020/05/2004, Perşembe
G: 25/05/2017, Perşembe
Yeni Şafak
Arşiv
Arşiv

Türk Amerikan İşadamları Derneği Başkanı Zeynel Abidin Erdem, "ABD için Ortadoğu'da ise Türkiye en temel noktadır. ABD'nin stratejik partneridir. AB'nin yolu da Washington'dan geçer" dedi.

---------------------------------- manset -------------------------------------------
---------------------- manset ---------------------

Sayın Erdem, TABA'nın yanısıra Sudan'ın İstanbul Fahri Başkonsolosu gibi diplomatik bir göreviniz de var. Aynı zamanda Türk Fransız İş Konseyi Başkanı ve İspanya İş Konseyi Başkanlığı da yapıyorsunuz. Bir nevi sivil diplomasi elçisi olarak görev yapıyorsunuz. Bütün bunları yaparken resmi diplomasiyi yanınızda bir güç olarak mı yoksa hızınızı kesen bir engel olarak mı görüyorsunuz. Bu sivil çabalarınıza resmi yetkililer ne kadar destek oluyor? Bu çabalardan sonuç alıyor musunuz?

Teşekkür ederim. Bu sorduğunuzu şimdiye kadar bana hiç kimse sormadı.

Öyle mi?

Evet. Çünkü resmi ve diplomatik misyon kendine göre hizmet veren bir alan. Gerçekten de daha yeni yeni Avrupa ve Amerika hem işadamlarımızı hem de sivil toplum kuruluşlarımızı desteklemeye yönelik politikaları takip etme noktasına geliyor. Bir çaba ve kıpırdanma içinde olduğu görülüyor. Eskiye nazaran Amerika'daki misyonlarımızdan şimdi inanılmaz bir destek görüyoruz. Washington'daki büyükelçiliğimizin siyasi ve ticari ataşesi ile onlara bağlı diğer birimlerin bizim sivil toplum kuruluşlarına fevkalade bir desteği var. Söylediğiniz gibi biz global, uluslararası bir platformda Türkiye'yi tanıtmaya çalışıyor ve Türkiye'nin haklarının hukuki olarak da tanınması için büyük bir çaba harcıyoruz. Harcadığımız bu zaman ve çabalarda üzerinde en fazla durduğum şey sonuç almaktır. Amerika'dan biz sonuç aldık. İspanya'dan sonuç aldık. Bir tek Fransa'dan sonuç alamadık.

Ermeni tasarısından dolayı mı?

Evet. Çünkü Fransa Ermeni tasarısına destek vermekten bir türlü vazgeçmedi. Bu tasarıyı kısmi de olsa hâlâ destekliyor. Ama öte yandan Türkiye'yi de kırmamaya çalışıyor. Türkiye Ermenileri Patriği, gerek Avrupa ve gerekse ABD'de Türkiye hakkında müspet bir lobi yapıyor. Kendisine ve Türkiye Ermenileri'ne bu destekten dolayı teşekkür ediyoruz.

Dünyanın cazibe merkezi
Dünya çapında 3 milyon üyesi olan Amerikan Ticaret Odası'nın Türkiye'deki tek resmi üyesi başında bulunduğunuz TABA. Amerikan Ticaret Odası Başkanı Daniel Chistman ve beraberindeki heyetin Türkiye ziyareti nasıl geçti? Siyasi bir içeriği var mıydı bu ziyaretin?

Hayır. Amerikan Ticaret Odası Başkan Yardımcısı Orgeneral Daniel Christman'ın ziyareti tamamen ticariydi. Sayın Christman, Türkiye'deki izlenimlerini Amerika'daki otoritelere akratacağını buradaki konuşmasında net bir dille ifade etti zaten. Türkiye'nin uyguladığı ticari politikaları çok başarılı bulduğunu, özellikle Sayın Erdoğan'ın risk yönetimi ve liderlik vasıflarından fazlasıyla etkilendiğini söyledi. Kıbrıs'ta ambargonun kalkması için Amerikan Ticaret Odası olarak gereken her şeyi yapmaya hazır olduklarının altını önemle çizen Daniel Christman, Türkiye'nin yabancı sermaye açısından giderek cazip bir ülke haline geldiğini ve Türk ekonomisine olan güvenin arttığını kaydetti. Elbet bunlar Türkiye açısından önemli kazanımlar. Ciddi gelişmeler. Dolayısıyla bu kazanımlar önümüzdeki aylarda kendisini daha somut bir biçimde gösterecektir. Zaten Sayın Erdoğan ve beraberindeki heyeti New York'ta ağırlamışlardı. Amerikan Ticaret Odası'nda kahvaltı yaptık hep beraber. Dünyanın en büyük on şirketi de o kahvaltıya katıldı. Hepsi de Sayın Erdoğan'dan çok etkilendiler.

Erdoğan'ın kişisel karizması
Sayın Erdoğan'ın Amerika'da bu kadar ilgi görmesini başka türlü yorumlayanlar da var. Kimi çevreler, bu ilginin Ak Parti'nin ve Tayyip Bey'in gerçek gücünden, istikrar ve güven unsuru olmasından çok, ABD'nin Ortadoğu'daki çıkarlarından kaynaklandığı iddiasında.

Bu konuyu sorduğunuz için teşekkür ederim. Bunu halkın da merak ettiğini biliyorum. Bütün bu ilginin merkezinde sadece Tayyip Bey'in kişisel karizması ile AK Parti'nin Türkiye'deki gücü yatıyor. Amerika'nın ilgisi en çok bu etkenlerden kaynaklanıyor. Başka endişelerden değil. Her şeyden önce Tayyip Bey ciddi bir lider. Yüzde 35-40 gibi bir oyla iktidara geldi. Arkasında güçlü bir halk desteği var. Ayrıca ne söylediği halkça anlaşılan biri. Dokunulabilen bir halk çocuğu. Amerika başta olmak üzere tüm dünya bunun farkında. Hatırlarsanız önceleri, birçok liderimiz için herhangi bir yabancıdan randevu almamız ayları bulurdu. Çoğu kez de başarılı olamazdık Başbakanlarımıza bile nazlanarak randevu verirlerdi.

Şimdi bırakın Başbakan'ı, Babacan'a, Unakıtan'a, Tüzmen'e, Milli Savunma Bakanı'na bile istediğiniz zaman istediğiniz kişi ve kurumdan rahatlıkla randevu alabiliyorsunuz. Bunlar önemli kazanımlardır. Bu noktalara kolay gelinmiyor. Çünkü halktan geldiler. Dış dünyaya da halkın söylediğini söylüyor, onlardan sadece halkın ne istediğini istiyorlar. Bu da dışarda büyük bir etki yapıyor tabiî. Bunları bütün samimiyetimle söylüyorum.

Gördüğüm hareketlerden dolayı söylüyorum. Tayyip Erdoğan etnik ve dini farklarından, köken ve yapılarından dolayı hiç kimseye kapılarını kapatmıyor. Herkesi eşit görüyor. Türkiye'nin gerçeklerini iyi okuyabilen bir lider. Değişik kesimler arasında hiçbir ayırım gözetmekszin herkese eşit yaklaşıyor. Herkese aynı derecede hizmet ediyor. İşte Tayyip Erdoğan bu. İç politikadaki bu cesur, yapıcı ve bütünleştici adımların dışardaki izdüşümleri de gözden kaçmıyor zaten.

AB'nin yolu Washington'dan geçer
n Sanıldığının aksine Avrupa Birliği'nin oluşumunda Amerika oldukça etkili bir konumda. Bu oluşumun başından beri var. Buna işaretle bir konuşmanızda Avrupa Birliği'ne giden yolun Washington'dan geçtiğini söylemiştiniz. Bunu biraz açar mısınız?

Amerika'nın kabulleri olmadan hiçbir ülke Avrupa Birliği'ne giremez. Onun onayı olmadan Avrupa Birliği'ne girişleri sanıldığı kadar kolay olmaz. Türkiye birçok eksiğine rağmen ABD tarafından ısrarla destekleniyor. ABD, Türkiye'nin özellikle AB'ye girmesini istiyor. Çünkü ABD şunu anladı. Dinler, medeniyetler ve kültürler farklılığı derinleştiği takdirde bunun sonu uçurumdur. Dolayısıyla Hıristiyan kulübü şeklinde bir görüntü arzeden AB'ye Türkiye'yi sokmak, Türkiye'nin İslam medeniyetinin sesi olması anlamına gelecektir. Yani İslam medeniyeti AB'de Türkiye ile temsil edilecektir bir bakıma. İşte Türkiye iki milyar insanı temsilen AB'ye girecek olan ilk laik ve Müslüman ülke olacak. Bu Türkiye AK Parti'nin iktidarda olduğu bir Türkiye'dir. Söz sahibi bir Türkiye'dir.

ABD'nin yanında Türkiye ve İsrail'in ayrı bir yeri var
Amerikalılar, Büyük Ortadoğu Projesi'nin en değerli mücevheri olarak tanımlıyorlar Türkiye'yi. Model veya örnek ülke, ılımlı İslam'ın temsilcisi olma özellikleriyle gündemden düşmüyor.

Türkiye, örnek gösterilebilir ancak model olarak gösterilemez. Model dediğiniz zaman biçilmiş, kesilmiş ve bitmiş tamamlanmış bir yapı anlaşılır. Örnek dendiğinde ise henüz tam bir bitmemişlik akla gelir.

Amerikalılar, dünyada G. Kore, İsrail ve Türkiye'ye özel bir önem veriyorlar.

Türkiye'nin stratejik partner olduğu inkar edilemez. Güney Kore, ABD için uzak doğu coğrafyasının en temel noktasıdır. Ortadoğu'da ise Türkiye en temel noktadır. İsrail de değildir. İsrail, Amerika'daki etkili Yahudi lobisi dolayısıyla Amerika'nın nazarında Ortadoğu'da çok güçlüdür. Türkiye'nin hem coğrafi hem nüfus hem de dini ve etnik etkinliği bakımından daha büyük ağırlığı vardır Ortadoğu'da. ABD ile 50 yıllık geçmişimiz, bizim onların askerleriyle birlikte savaşırken şehid vermemiz, onların gelip Bosna'da bizim için "şehid" olmaları gibi tarihten gelen politik bağlarımız var. Amerika, Türkiye'nin her önemli olayında vardır. Türkiye'nin dış politikasındaki her kararda etkilidir. Bunu görmezden gelmek bir yanlışlıktır. Amerika çok ciddi menfaatleri olmadıkça, askerini bir bölgeye savaşa sürmez. Bosna'ya karşılıksız gitti Amerika. Orada "şehid" verdi, uçağı düştü. Askerleri esir düştü. Bosna'da soykırım yaşanırken Avrupa Birliği bir tane asker gönderdi mi? Amerika, bütün bunları Türkiye'nin de gelecekte aynı karşılığı vereceği düşüncesiyle yaptı. Türkiye'ye jest yaptı. Türkiye de ABD'yi Afganistan'da yalnız bırakmadı. Somali ile bizim ne ilişkimiz var? Amerika insani nedenlerle oraya girdi. Türk askerini de oraya soktuk. Neden? Müşterek menfaatlerimiz var. Ama şunu da unutmamak lazım. Dünya'da devletlerin dostu yoktur. Menfaatleri üzerine kurulmuş oyunları vardır.

Kıbrıs referandumdan sonra bizim oldu

Ak Parti iktidara geldikten sonra, Türk dış politikasında çok katmanlı ve dünyayla entegre bir dönüşüm devreye girdi. AK Parti'nin, toplumsal paranoya ve önyargılardan olabildiğince arınması dış dünyada takdirle karşılanmasına rağmen, içerde bazı kesimlerde büyük tepkilere yol açıyor. Yunanistan ve Kıbrıs politikaları bunun en canlı örneği. Türk halkı yanlış yönlendiriliyor. Marjinal birtakım gruplar Kıbrıs'ın satıldığı, haklarının hibe edildiği iddiasında. Kıbrıs sizin değildi ki. Kıbrıs'ın vatandaşı vardı orada, siz yoktunuz. Ancak şimdi siz varsınız..

Bunlar, Kıbrıs'ın ABD ve İngiltere'ye peşkeş çekildiğini ileri sürenlere mi?

Evet, o gruplara ve Sayın Denktaş'a söylüyorum. Eğer Türkiye Kıbrıs'ta Annan Planı için "evet" deyin demeseydi ne olacaktı biliyor musunuz? AB, 1 Mayıs sabahı A4 kağıdına 'işgalci Türk askeri' yazdırıp Kıbrıs'tan çekilmemizi isteyecekti. Eğer bunlar olsaydı, bu marjinal gruplar orada tıutunabilecek miydi? Türk askerini orada konuşlandırabilecekler miydi? Buna güçleri yeter miydi? Cevap versinler. Asla. Bu bakış açısı daha çok statükodan nemalanan bazı çevrelerce dillendiriliyor. Ayrıca, o zaman Başbakan Talat'ın Amerika seyahati söz konusu bile olamazdı. Talat'ı ve Kıbrıs'ı tanıyan da olmazdı. Eskiden Kıbrıs'ın pasaportu mu vardı?

  • RÖPORTAJ: BERCAN TUTAR


    ----------------- imza------------------

    ----------------- imza------------------



  • #Arşiv
    #Yeni Şafak Arşiv