Yıllar önce 'yüzbin baloncuk yuttum' repliğiyle hafızalarımıza kazınan reklam filmiyle ilk yönetmenlik deneyimini yaşamıştı Ezel Akay. Sonrasında Neredesin Firuze, Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü? gibi filmler geldi. Şimdi ise Yedi Kocalı Hürmüz ile karşımızda. Peki Ezel Akay ne yapmaya çalışıyor? Bu soruya 'eğlenceli, bol renkli, politik ve tarihi filmler' cevabı verilebilir. Ama Yedi Kocalı Hürmüz'de yaptığı şey hem kadının hem de erkeğin neden ve ne için önemli olduğunu anlatmak. Karikatürize edilmiş erkek modelleri ve bol kadınla beklenenin aksine toplumsal bir konuya değiniyor. Film ironik yapısıyla, bilhassa erkekleri iç hesaplaşmaya davet ediyor. İşte Ezel Akay'dan bir Ezop masalı...
Mühendislik aslında sizi üretken bir faaliyete davet ediyor. Amaç birşey ortaya çıkarmak… Bu mesleği okumamın tek sebebi, makina yapacağımı düşünmemdi. Ama gördüm ki son derece teorik bir işmiş. Benim gibi mühendis olup da başka iş yapan çok insan var. Mesela; Murat Saygı, Doğan Grubu'nda yöneticidir ama aslında o da benim gibi bir mühendistir. Birşey üretmeye gerçekten kafayı takmış biriyseniz ve istediğinizi yapamıyorsanız sanata yöneliyorsunuz.
Aslında reklam filmleri renksizdir. Bu asalet anlamına geliyor. O yüzden reklamcı olmak çok da renkliliği getiren birşey değil. Ancak benim gibi renkten anlamayan biriyseniz, renkli filmler çekebilirsiniz.
Bana bir rengin adını söyleyin deliye dönerim. Renklerle ilgili bilgim sıfırdır.
Ben dramtolojik bir tema seçiyorum. Her seçimin bir manası var. 'Bu seçimi niye yaptım' sorusunu kendime soruyorum. Renk için de öyle 'bu filmin rengi ne olmalı' diye soruyorum kendime.
Turkuaz. Bütün film ekibine 'Turkuaz nasıl kullanılır?' üzerine fotoğraflar ve tablolardan oluşan bir çalışma kiti verdim. Turkuaz bütün filmin havasını belirledi. Bu renk bana Osmanlı'yı hatırlatıyor. Arada duran ilginç bir renktir. Bence Türklerin rengidir.
Renksiz çekmek akla ters düşerdi. Neredesin Firuze'de arabesk dünyasını anlattım. O insanları görmüşsünüzdür, filmdeki elbiselerden çok daha abartılı giyiniyorlar. O filmi renk düşünmeden çekmek aptallık olurdu.
Politik olmalarına dikkat ediyorum. Hepsi politik projeler.
Siyasi demiyorum ama politik. Ben zaten politik olmayan birşey yapma taraftarı değilim.
Ahlaki, sosyal problemler ve insanların bir arada yaşamalarıyla ilgili sıkıntılara ilişkin filmler yapmak istiyorum. 7 Kocalı Hürmüz de çok politik bir proje benim için. Kadınla ilgili birşey yapıldığında zaten politik olmak zorunda…
'Seçen kadın olmalıdır, seçen kadın olsaydı nasıl olurdu?' sorusunu cevaplıyor aslında. Hayvanlar alemine baktığınızda da eşini seçen dişidir. Biz fikir yürütüyoruz, 'onu seçecek' diyoruz ama seçmiyor. Ve tercihi doğru çıkıyor. Çünkü daha sağlıklı bir gen, ilişkiyi hisseden ve bu yeteneklere sahip olan dişidir. Halbuki dünya üzerindeki düzen bunun tersini öneriyor. Bu bir felaket.
Türün devamını sağlayan fikre aykırı davranıyoruz belki de. Bu filmin önermesi de akla yatkın geliyor.
Hayır tam tersi. 'Bir kadın bütün erkeklerle beraber olsun' fikri önerilmiyor. Bu film çeşitliliğin arasından seçebilmeyi gösteriyor.
Rahatsız olan bir kadınla karşılaşmadım. Aksine gülen, hatta yeterince anlatmadığımı düşenenler bile oldu.
Başka bir yönden de kadının erkeklere olan düşkünlüğünü anlatan bir film. Yani erkek kadının tek amacı gibi gösteriliyor…
Haklısınız… Aslında şunu diyoruz; 'erkekler söz konusu olduğunda ne yapsın kadınlar'. Dünyada yapacak bir sürü iş var. Bu film o yüzden 'gerçek' değil. Gerçek olmadığını defalarca vurguluyor. Sonunda kamerayı bile hediye ediyoruz. Diyoruz ki; 'takılmayın bu gerçek değil.'
Bayılıyorum hemcinsime karşı acımasız davranmaya. Konu kadınlar olduğunda erkeklerin bir günahı var.
Erkek çağlar boyunca kadınlara eziyet etmişler. Bu kadınların ortak kararı şüphesiz. Bu bir toplumsal günah. Bu oyun kırk senedir oynanıyor kimse de kalkıp 'bu kadın ahlaksızdır' demedi. Bunun bir nedeni olsa gerek. Hak ediyor erkekler sanki… Kadın intikam meleği gibi. Sonuçta dalga geçiyoruz onlarla.
Hürmüz için hayatta kalmanın yolu evlenmek. Osmanlı toplumunda güzel bir kadın ancak bir erkekle evlenirse yaşayabilir. Madem öyle 'benim nasıl ayakta kalacağımı göreceksiniz' diyor. Hiç biri tam bir erkek olamayan ancak yediye bölündüğünde bir erkek olabilen bir hikaye anlatıyoruz.
Erkek var, erkek var. İlk grup kadınları görmek istediği için gelecek. Onlar içinde kadın olan her filme gidiyorlar. O niyetle gidenler cezalarını görecekler. İkinci grupta ise, sizin, bizim gibi insanlar var. Kadınlara ve erkeklere hakaret değil, ilham vermek için yapılmış bir film olduğunu düşenen erkekler gidecek.
Sizinle ilginç bir kadın yorumunu paylaşayım; film ekibimizden yirmi yaşlarında bir kız 'bu filmi izledikten sonra erkeklerin ne kadar önemli olduğu anladım' dedi. Çok şaşırdım… Dikkat edin kadınların film boyunca tek ilgilendiği şey erkekler. Filmde hiç açık sahne yok ama sonuna kadar erkeklerden bahsediyor. Bu da onlara önem atfettiğimizi gösteriyor. Bu bir takım erkeklerin dikkatini çekecektir. 'Niye önemliyiz? diye düşeneceklerdir.
Bir filmi bütünüyle her yanını hesaplayarak yapmama imkan yok. 'Bir takım açık uçlar bırakırsam buradan bir cevap alırım' diye düşünerek film yapıyorum. Yani filmi yaptıktan sonra cevapların peşinden gidiyorum. Filmin üzerine konuşmak, devamı gibi… O yüzden ben kadınların bu filmden nasıl etkilendiklerini bilemiyorum.
Bu sorunun cevabını bilen erkek yok ki… İki cinsin arasındaki en önemli gerilim de bu zaten. Belki de öyle birşey olmasaydı kadın ve erkekten bahsediyor olmazdık. Kadın şunu sorar; 'eşim neden benimle değil de, bir erkek arkadaşıyla ilgilenir?' Bu kadınların kafa yormaları gereken bir soru. Kadınlar da erkeklerin birbiriyle arkadaş olabildikleri gibi erkeklerle arkadaş olabilirler. Ama bu bir süreçtir.
Barışık olanlar olduğu gibi olmayanlar da var. Mesela; filmin erkek karakterlerinden Hasan, o kadar saf ki aptal olduğunu bile düşünmüyor. Buradaki erkeklerin çoğu kendinin farkında değil… Bunlar sokakta sık rastladığımız erkek modelleri.
Bu karikatürizasyon sayesinde, bütün erkekler kendini hep onlardan ayrı tutacak. Komedinin böyle bir gücü var. Dalga geçilen tip gibi olmamaya çalışıyorsunuz. O aslında sizsiniz ama güldüğünüz tip gibi olmak istemiyorsunuz. Yani öldüremiyoruz ama alay ediyoruz.
Filmimde 'Bu Bir Ezel Akay Filmi' değil, 'bu filmi beraber yaptık' yazıyor. Ama filme bakıp 'bu Nurgül'ün filmi oldu' diyebilirsiniz. Çünkü çok iyi oynadı. Bütün filmin estetiğini belirleyen bir oyunculuk çıkardı.
Bir milyon izleyici hedefleyen bütün filmlerden daha ucuza mal oldu. Göründüğünün üçte birine yaptık. Tanıtım dışında, yaklaşık 2 milyon lira harcadık.
Bu ön çalışma ve tecrübe meselesi. Filmi üç haftada çekmemin sebebi, bütçeyi iyi kullanmak içindi. O yüzden kısa sürede çekilebilecek bir proje aradım. Ancak stüdyo da çekersek ucuza mal olacağını farkettim. Filmin sanat yönetimine ve oyuncu kadrosuna belli bir bütçe ayırdık.
Genel bir çizgiyi takip edebiliyorum. Ama 'ne tasarladıysam sonunda da o oluyor' demek değil bu. Herşey tasarladıklarımın etrafında büyüyor. Yaptığım işi, çalıştığım arkadaşlara ilham vermek olarak görüyorum. Sonrasında onların geliştirdiği fikirden haberim yok… Bu anlamda o fikri de bilerek gitmiyorum. Mesela; ses tasarımcısının filmi o kadar çok katkısı oldu ki… Gürse Birsel'in yazım aşamasında kattığı öyle şeyler var ki… Ben bu filmin kadınsı olmasını istiyordum ama bunu nasıl yapacağımı bilmiyordum. Gürse Birsel, birçok kısmı kendisi yazdı.
İç gıcıklayıcı filmler.
Masalsı değil. Benim mesleğimin adı hikaye anlatmak. Yönetmen değilim. Bunların hepsi hikaye ve biz anlatıcıyız. Gerçekçi olmayan herşeye masal diyoruz. 'Gerçekçi değil' demek daha doğru.
Evet, bunu birkaç kişiden duydum. Bazı kadınlar, benden çok korkuyor. Garip bir sapık izlenimi veriyorum. Tersi de oluyor. Mesela; annemin arkadaşları, beni diğer arkadaşlarına anlatırken 'Aliye Hanım'ın oğlu var ya kel. Ama zannettiğiniz gibi değil, modern kel' gibi cümleler kullanıyorlar.
Ezop kazandığım bir lakap. Mahallede benimle dalga geçmek isteyen arkadaşlarım bana 'Ezop' diye seslenirlerdi. Bu ismi bana arkadaşlarım verdi. Ben de 'kazandığım isimle sanat icra edeyim' dedim.
Hiç ilgisi yok. Ama ilgili gibi görünmesinden hoşlanıyorum. Çünkü o ibretlik hayvan hikayeleri anlatıyor.
Biliyorum. Türkiye'nin yönetmenleri sayıldığında benim adım geçmiyor. Ciddiye alınmayacak işler yapan bir yönetmen hissi, birçok sinemaseverde ve sinema yazarında var. Tabi ki böyle düşünülmesi bana ilham veriyor. Böylelikle insanların derinlikten ne anladığını anlıyorum. Ben her fırsatta sinemayı nasıl yaptığımı anlatıyorum ve daha derine gidilmesi gerektiğini söylüyorum. Aristo'nun 'Komedi' kitabı kaybolduğundan beri, komedi derin olmayan bir iş olarak algılanıyor.
Evet. Gerçek bir komedinin karşısında hiç bir ideoloji yaşayamaz. Herkes komedi karşısında savunmasız kalır. Gülebildiğiniz anda film istediğini yapmıştır. Burada derinlik başka bir mesele. İnsanların komedinin ciddi birşey olmadığını düşünmeleri çok anlaşılır bir şey. Mesela; açılım üzerine bir film yapmak yerine Yedi Kocalı Hürmüz'ü yaptım. Bu ciddiyetsiz bir tavır olarak algılanabilir. Ben demokratik açılım için Yedi Kocalı Hürmüz'ü öneriyorum. Bir de o açıdan bakın. Çünkü Yedi Kocalı Hürmüz, basit gibi gören ama derin bir film. Tabi popüler olursa etkili olur.
Herkes kadın ve erkek meselesiyle ilgili bir fikir söylemeye başlar. Benim demokratik açılımdan anladığım tabu haline gelmiş konuları konuşmak. Benim için ezilenler konu olduğunda Kürt ya da kadın olması arasında hiç bir fark yok.
Benim yazarlarından biri olduğum 'Yargu' adında tarihi bir roman yayınlandı. Bir trajediyi anlatır. Gürsel Korat'la 'Romalı Celal' adında bir Şems ve Mevlana hikayesi yazdık.' Zaten Şems ve Mevlana'nın olduğu bir konunun komedi olmasına imkan yok. Dolayısıyla ben dram da yazıyorum ve seviyorum.
Zeki Müren Türkiye'nin gördüğü en zeki insanlardan biridir. Çok espirili bir adamdı. Bu film bir komedi olmaz ama hayatı gibi trajediyle, komedinin içiçe olduğu bir film olur. Espiri düzeyi Firuze'yi andırır ve o da politik olur.






