Romanların katığıdır müzik

Aysel Yaşa
00:008/05/2010, Cumartesi
G: 7/05/2010, Cuma
Yeni Şafak
Romanların katığıdır müzik
Romanların katığıdır müzik

Esma Redzepova şarkılarını 20 dilde söyleyen dünyaca ünlü Roman bir sanatçı. “Romanlar sevinçlerine de acılarına da müziği katık ederler. Hayattan elden geldiğince keyif almak önemlidir. Ve bunun yolu da müziktir” diyen Redzepova, bugünlerde eşi ve kendisinden izler taşıyan bir müze açmayı planlıyor

Önceki gün Cemal Reşit Rey Konser Salonu'ndan Roman sanatçı Esma Redzepova geldi, geçti. Geriye müthiş bir ses, kulağımızdan silinmeyecek çingene müzikleri bıraktı. Romanların prensesi olarak kabul edilen Redzepova, UNICEF tarafından ödüle layık görülen bir sanatçı. Makedonya'da doğup büyüyen Redzepova, şarkılarını 20 farklı dilde söylüyor. Aynı zamanda Makedon ve Balkan halk türkülerini de büyük başarıyla yorumlayan sanatçı köklerinden beslenerek her geçen gün büyümeye devam ediyor. Tony Gatlif'in sevilen filmlerinden Gadjo Dilo'da söylediği Romanların milli marşı Djelem Djelem'i sevdiren kadın olarak bilinen Esma Redzepova, 'Çingenelerin zülme uğradığı bu dünyada ben de bir çingeneyim' diyerek insan hakları ve insani yardım amaçlı 30 ayrı ülkede 8 bini aşkın konser verdi. Biz de onun İstanbul'a gelişini fırsat bildik. Sanatçıyla müziğini ve kurmak istediği müzeyi konuştuk. Müzik kariyerine henüz küçük bir çocukken başlayan sanatçı o günleri şöyle anlatıyor: “İlk 45'lik plağımı 11 yaşında yaptım. Romanların sadece çalıp oynadıkları düşünülür. Ama öyle değil. Müzikle ilgilenmemde babamın büyük etkisi olduğunu söyleyebilirim. Vurmalı çalgıları çok iyi çalardı. Aynı kanı taşımamıza rağmen ailede sadece ben oynardım.” Redzepova her ne kadar müziğe olan ilgisini köklerine dayandırmasa da “Müzik yaşamımdaki en önemli şey, beni yaşama bağlayan su gibi, güneş, hava gibi. Müziksiz bir yaşam benim için söz konusu olamaz” cümleleri onun, damarlarında dolaşan Roman kanına kayıtsız kalamadığını gösteriyor. Müzik yaparken her müzisyen gibi kendisine çeşitli ilham kaynakları bulan sanatçı “İyi şarkı yapmanıza neden olabilecek değişik ilham kaynaklarınız olabilir. İlhamınız her zaman mutluluk olmayacaktır, bazen acı da olabilir” diyerek yaşadığı hüzünlü olaylardan beslendiğine dikkat çekiyor. Redzepova'nın kuşkusuz yaşadığı en büyük acı eşi ve Ensemble Teodosievski'nin lideri Stevo Teodosievski'nin ölümü. Bu acı üzerine manastıra kapanmayı düşünen Redzepova sonunda kariyerine kaldığı yerden fakat yanında eşi olmadan devam etme kararı almış. Ondan aldığı güçle yoluna devam eden sanatçı, acısını hala unutamadığını da belirtmeden edemiyor. Esma Redzepova denince akla gelen ilk cümle 'Müzik fakirlerin tek lüksüdür, şarkı söylerken kötü düşüncelerden uzaklaşırsınız ve dans ederken açlığı unutursunuz' olur. Bu sözünde aslında “Müziğe her yerde ve her zaman erişebilirsiniz. İki parmağınızın, iki elinizin, iki dudağınızın arasında, içinizdedir. Romanlar sevinçlerine de acılarına da müziği katık ederler. Çok büyük hırsları, entrikaları yoktur, yaşanan zamanı iyi geçirmek, hayattan elden geldiğince keyif almak önemlidir. Ve bunun yolu da müziktir” demek istediğini belirten Redzepova ırkçılığa karşı büyük bir mücadele veriyor. Dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan yoksul insanlara yardım etmek için konserler veren Esma Redzepova'nın 57 çocuğu var. Bu çocukların 5'i öz, evlat edindiği 52'si ise sokak çocuğu ve yetim. Müzeye dönüştürmek istediği Üsküp'teki evini gelecek nesillere bırakmak isteyen sanatçı müzesi için çalışmalarına da devam ediyor. Eşiyle ortak hayalleri olan bu müze Eylül 2010'da açılacak. Redzepova, Hümanizma Evi ve Esma-Stevo Teodosievski Müzesi hakkında “Bu müzede benim ve kocam Stevo Teodosievski'nin müziğimizin, kariyerimizin, sahnede yıllar boyunca yaptığımız tüm işlerin bir sergisi olacak. Evin ikinci bölümü hayırsever fonksiyonunda olacak” dedi.


TÜRKLERLE MÜZİKAL BAĞLARIMIZ VAR

Daha önce Türkiye'de verdiği konserlerde edindiği izlenimleri de aktaran Redezepova “Balkan ve Roman müziği son yıllarda daha çok ilgi görmeye, dünya üzerinde daha çok kişiye ulaşmaya başladı. Fakat Türk dinleyicisi bu müziğe hiç de yabancı değil. Ne de olsa Makedonya uzun zaman Osmanlı İmparatorluğu'na bağlıydı ve o süre zarfında iç içe yaşadık. Sanırım bu bağlar müzikal anlamda da bizi etkiledi” diyor.


GETTO MAHALLERİNDE YAŞAMAK İYİ BİR ŞEY DEĞİL

Sulukule'de Romanların yaşadıkları hakkında da bilgi sahibi olan Redzepova, “Yetkililer diğer milletlerle ve insanlarla birlikte yaşamaları için bir şans tanımalı. Diğer yönden bu belki de romanlar için daha iyi olacak. Çünkü getto mahallelerinde yaşamak iyi bir şey değil. Tabii eğer toplum onlara yardım eder ve daha iyi bir bölgede yaşamaları sağlanabilirse” diyor.