Turist Ömer'in uyduruk Afrika'sından Hollywood standartlarında Afrika setlerine...

Ali Murat Güven
00:0028/11/2009, Cumartesi
G: 26/11/2009, Perşembe
Yeni Şafak
Turist Ömer'in uyduruk Afrika'sından Hollywood sta
Turist Ömer'in uyduruk Afrika'sından Hollywood sta

'Türkler Çıldırmış Olmalı'yı, izleyiciye iki saat boyunca hoşça vakit geçirten bol şamatalı ve yüksek tempolu bir öykü sunmasının ötesinde sinemasal açıdan öyle çok uzun boylu ciddiye almaya imkân yok. Ancak, şu da bir gerçek ki 1960 ve 70'lerin -konusu ezkaza Afrika'da geçen- o birbirinden döküntü Yeşilçam komedilerini hatırladığımızda, yapımcı şirket Avşar Film'in yönetmen Murat Arslan'a sunduğu prodüksiyon koşullarından, ulusal sinemamızın eriştiği teknik düzey adına gurur duymamak mümkün değil...

TÜRKLER ÇILDIRMIŞ OLMALI

Yapım Yılı ve Ülkesi:
2009, Türkiye yapımı

Türü ve Süresi:
Komedi / 120 dakika

Yönetmen:
Murat Aslan

Senarist:
Murat Aslan

Görüntü Yönetmeni:
Eyüp Boz

Özgün Müzik Bestecisi:
İskender Paydaş

Kurgucu:
Hakan Akol

Sanat Yönetmenleri:
Caner Gürlek, Ali Rıza Doğan

Kostüm Tasarımcısı:
Hale İşsever

Makyaj Tasarımcısı:
Arzu Yurter

Oyuncular:
Peker Açıkalın (Kuru Kadir), Önder Açıkbaş (Kirli Şahin), Durul Bazan (Korsan Ercüment), Timur Acar (Kadırgalı Sarı Recep), Erdem Akakçe (Laz Mahmut), Ruhi Sarı (Mahsun Güler), Tuğba Ünsal (Tuğçe Bayer), Levent Özdilek (Fahri Bayer), Oya Aydoğan (Şenay Bayer), Burhan Öçal (Albay Mehmet Kara), Zeynep Beşerler (Yüzbaşı Asena), Erdal Tosun (Korsanların lideri Abdul Hasbi Aden), Kadir Çöpdemir (Şaman İsmail), Metin Belgin (Diplomat)

Yapımcı Şirket:
Avşar Film / Şükrü Avşar

Dağıtıcı Şirket:
UIP

İçerik Uyarıları:
Argo diyaloglar ve kaba espriler içerdiğinden dolayı, 13 yaşından küçük izleyiciler için uygun bir film değildir.

Resmî İnternet Sitesi ve Fragmanı:
www.turklercildirmisolmali.com

Yıldız Puanı:
* * ½

Türkiye'nin en zengin iş adamı Fahri Bayer; karısı Şenay ve kızı Tuğçe'yi de yanına alarak lüks teknesiyle dünya turuna çıkar. Ancak, Bayer ailesi, Afrika'nın tekinsiz doğu kıyılarında Somalili korsanlar tarafından kaçırılıp rehin alınacaktır.

Korsanların işadamı ve ailesi için Türkiye'den yüklü miktarda fidye talep etmesi üzerine, Türk Hükûmeti de rehinelerin kurtarılması için askerî bir tim gönderilmesine karar verir. Ancak, bir diplomatın “uluslararası ilişkilerdeki bazı hassas dengeleri” gündeme getirmesi karşısında, bu kritik görev için profesyonel bir askerî ekip değil de “Her Türk'ün zaten asker doğduğu” ön kabulünden yola çıkılarak gayrıresmî bir tim kurulur. Üyeleri cezaevindeki hükümlülerden oluşan bu devşirme time, turistik bölgelerde hanutçuluk yaparken dolandırıcılıktan içeri giren Kuru Kadir, elektronik mühendisi olmasına rağmen korsan CD basmaktan sabıkalı Ercüment, tek derdi şöhreti yakalamak olan ezgin düğün şarkıcısı Kirli Şahin, korkak kumarbaz Kadırgalı Sarı Recep, kuru sıkı tabancaların namlularını delerek gerçek tabancaya çevirip satmaktan hüküm giyen Laz Mahmut ve Başbakan dahil bir çok üst düzey bürokratın paralarını iç eden usta sahtekâr Mahsun seçilmiştir. Görevi başardıkları takdirde kendilerine şartlı tahliye edilme sözü verilen bu ilginç topluluğun başına ise yegâne profesyonel olarak, daha önce bir çok uluslararası terör operasyonunu başarıyla yönetmiş, ancak daha sonrasında devletle ters düştüğü için yargılanıp ceza almış eski Albay Mehmet Kara getirilir. Kendini askerliğe adamış biri olan Albay Mehmet, sertliği ve disipliniyle tanınan güzel kızı Yüzbaşı Asena'nın da yardımıyla, bu salaş timi yalnızca bir hafta içinde eğitebildiği kadar eğitecektir.


Eğitimden sonrabir kargo uçağıyla gizlice Somali'ye götürülen kahramanlarımız, burada gemileri kaçırmayı meslek edinmiş korsanlar ve bölgedeki vahşi yerlilerle kısa sürede sıcak temas kurarlar. Ekip üyelerinin ilk aşamadaki tek hedefi bir yolunu bulup Afrika'dan kaçmaktır; ancak Fahri Bey ve ailesi için istenen iki yüz milyon dolarlık fidyeyi duyunca fikir değiştirirler. Artık tek bir amaçları vardır; Türkiye'nin en zengin işadamı ve sevdiklerini kurtarıp ondan yüklüce bir bahşiş almak…

1990'ların başında BM adına Somali'ye gelen Türk birliğinin bir mensubuyken, görev süresinin bitiminde bölgede kalıp şaman olmayı tercih eden eski Uzman Çavuş İsmail de onlara bu operasyonda onlara yardımcı olur. Bu arada, Somalili korsanların entelektüel lideri Adbul Hasbi Aden, kaçırdığı Türk işadamının güzel kızı Tuğçe'ye çılgınlar gibi âşık olarak işleri daha da içinden çıkılmaz bir noktaya sürükleyecektir.


NERELERDEN NERELERE ULAŞTI BU SİNEMA…

“Maskeli Beşler İntikam Peşinde” (2005), “Maskeli Beşler: Irak” (2006) ve “Maskeli Beşler: Kıbrıs” (2008) komedi üçlemesi, yanı sıra da bu yılın ilkbaharında gösterime sunduğu, babalık üzerine bolca mendil ıslattıran “Umut” adlı dramasıyla tanıdığımız Mimar Sinan Üniversitesi mezunu genç kuşak yönetmenlerden Murat Aslan (Doğumu: 1971, İstanbul), sektöre girerken gözüne kestirdiği “gişe sineması” çizgisi üzerinde -kimin ne dediğine pek bakmaksızın- saygı duyulası bir kararlılıkla ilerliyor. Çoğunlukla argo dil ve güncel politik-ekonomik-toplumsal göndermelerden beslenen genel geçer bir mizah anlayışı var Aslan'ın… Ki ardı ardına çektiği “Maskeli Beşler” serisinde bu tarzın bütün püf noktalarını görebilmek mümkündü.

Ancak, dediğim gibi, bu da bir tercih ve seyircinin ezici bir çoğunluğunun vur-kaç komediye fazlaca meyyal olduğu Türkiye gibi bir ülkede bütün genç yönetmenlerin birer Nuri Bilge Ceylan ya da Semih Kaplanoğlu klonuna dönüşmesi durumunda ulusal sinema sektörümüzün çökmesi de kaçınılmaz olacak! O yüzden, takip ettiği komedi anlayışını kendime çok yakın bulmasam da Aslan ve bu ekole yakın işler çıkartan diğer bazı yönetmenleri, “sistemi ekonomik açıdan dengeleyen” gişe başarılarına imza atmaları nedeniyle en azından şapkamı çıkartarak takip ediyorum. Biz eleştirmenlerin pek sevdiği “sanat sineması”nın en ileri örneklerini gösterirken aylarca sinek avlayan salonlar, onların bu sulu sepken komedileri sayesinde en azından bayramda seyranda ağzına kadar dolup kendilerine geliyorlar. Meseleye bir de böyle bakmayı başardığımızda, yeni Türk sinemasının temel renkleri arasında böyle bir rengin yer alması, herkes açısından son derece elzem gördüğüm, olumlu bir durum…

Aynı ekolün yeni bir ürünü olan “Türkler Çıldırmış Olmalı” da insanların “Kallavi sanat filmi izleyeceğim” diyerek kendilerini kasmadan doyasıya eğlenmeyi arzuladıkları bayram günlerine uygun olarak çekilmiş cıvıl cıvıl bir yapım… Alacaksınız yanınıza arkadaşınızı ya da ailenizin “hafif sinema”yı seven genç üyelerini, büfeden de şöyle kocaman bir patlamış mısır kutusuyla birlikte iki saat boyunca kafanızı boşaltacaksınız. Sinemamızın bugünkü genel yapısı içinde Murat Aslan sinemasının misyonu kabaca bu ve yönetmen de üstlendiği misyonun bütün gereklerini başarıyla yerine getiriyor.

Ancak, sinemasal hafızası 1970'lere ve hatta (arşiv karıştırmaya dönük yoğun ilgisi nedeniyle) 1960'lara kadar uzanan benim gibi orta yaşlı biri için, “Türkler Çıldırmış Olmalı” hoşça vakit geçirten bir sabun köpüğü olmaktan çok daha öte bazı anlamlar taşımakta… Son derece tatminkâr bir ses ve görüntü kalitesi içinde akıp giden bu çağdaş güldürüyü izlerken, Orhan Atadeniz'in 1952 yılında çektiği “Tarzan İstanbul'da” ve daha da acısı, Hulki Saner'in -tam bir derme çatmalık örneği olan- 1970 yapımı “Turist Ömer Afrika'da” filmleri gibi klasik dönem Yeşilçam'ının ürettiği Afrika odaklı bazı serüven-güldürü örnekleri aklıma geldi. Beyoğlu'nun arka sokaklarındaki fakirhanelerden güç bela toparlanan üç-beş tane kara derili figüranın, üzerlerine giydirilmiş uyduruk kostümlerle “Afrika yerlisi”ne dönüştürüldüğü, mekân olarak Belgrad ormanlarını mesken tutmuş, her açıdan alabildiğine gariban filmlerdi bunlar… Ve istisnasız, öykülerinin orasında burasında boy gösteren bütün vahşi hayvan görüntüleri de Amerikan doğa belgesellerinden aşırılarak eklenirdi o yerli Afrika serüvenlerine…

Oysa, “Türkler Çıldırmış Olmalı” pırıl pırıl bir görsel-işitsel kalitenin yanı sıra ünlü bir Hollywood şirketinden kiralanmış robot hayvanları, birbirinden şık ve başarılı özel efektleri, bizzat Kenyalı bir sanat yönetimi ekibinin gerçekleştirdiği ortam düzenlemesi ve yine gerçek Kenyalılardan oluşan figürasyonuyla bu tür bir “egzotik serüven” filminin bütün görsel gereklerini fazlasıyla yerine getiriyor. Prodüksiyon kalitesi bu düzeyde olunca, perdeye yansıyan sonuç da 1970 ve 80'lerde benzerlerini bolca izlediğimiz Bud Spencer-Terence Hill serüvenlerinden hiç geride kalmayan son derece gösterişli bir komedi örneğine dönüşmekte… Ben de böylesi sonuçları gördükçe, izlediğim öykünün orasına burasına fazlaca takılıp kalmadan, ülkemin sinemasının -en genel geçer gişe filmlerini üretirken bile- ne denli geliştiğini keyifle izleyip mutlu oluyorum.

Bayram atmosferi içinde bol şamatalı ve ustaca çekilmiş bir Türk komedisi izlemeye susadıysanız, “Türkler Çıldırmış Olmalı” bu yöndeki susuzluğunuzu giderecektir.