AÇIK toplum olma gayretiyle 'tabu'laştırılmış isimleri tartışmaya açma cesareti gösterenler tartışmaların lokomotifi durumunda. Ah, bir de sağlıklı tartışabilsek!..
BARIŞ Manço, Zeki Müren, Yılmaz Güney, Nazım Hikmet gibi 'tabu' olmuş/tabulaştırılmış isimler üzerinden yürütülen tartışmalar bitmek bilmiyor. Tartışma zemini oluşmasında önemli bir açılım sağlayan Özal'lı yıllarla başlayan açık toplum olma gayretliliği, bugün artık 'olgu'ları, 'olayları' ve 'isimleri' 'dokunulmazlık zırhı'ndan sıyırmaya başladı. Tartışmalar sayesinde, insanların beyninde görünmez birer kilidin ardında tutulan, yüceltilen, dokunulmaz kılınan ve hatta kutsanan isimlerin; aslında pek de öyle söylendiği gibi kusursuz olmadıkları, herbirinin aslında birer 'insan' oldukları görünür oldu. Burada önemli olanın tabu isimleri tabu olmaktan çıkarmaktan ziyade, tabulara ihtiyaç duyma zayıflığını gideremeyen insanlardan oluşmuş bir toplum olduğumuzu anlamamız oldu. İdeolojileri, savundukları ve yapıp ettikleriyle, içinde bulundukları çevrenin yücelterek, karşı çevrenin ise yok sayıp görmezden gelerek tabulaştırdığı isimler, bugün mercek altına alınıyor. (Darısı, Necip Fazıl'dan Said-i Nursi'ye, Fatih'ten Mustafa Kemal'e ve dahi İsmail Cem İpekçi'ye.. bütün kesimlerdeki tabuların başına...) Ama bu defa da, tabu isimler üzerinden yapılan iç hesaplaşmalar yüzünden Gülay Göktürk'ün tabiriyle "züccaciye dükkânına girmiş birer fil gibi" davranılıyor. Şimdiden bir tabu kılınan Barış Manço, ölümünün üzerinden bir yıl geçer geçmez özel hayatı, 'Sanat Güneşi' Zeki Müren 'efemine' görüntüsü ve tavırları nedeniyle tartışılıyor. Fatih Altaylı ve Serdar Turgut'un başlattığı, televizyon programlarına konu olan "Yılmaz Güney lumpen mi, değil mi" tartışması sonlanmadan, başka bir tabu isim tartışılmaya başlandı: Nazım Hikmet.






