Haftanın ikinci yenisi / Sessiz Tepe / Tutun beni, yoksa perdeyi parçalayacağım!

Ali Murat Güven
00:0013/10/2006, Cuma
G: 12/10/2006, Perşembe
Yeni Şafak
Haftanın ikinci yenisi / Sessiz Tepe / Tutun beni,
Haftanın ikinci yenisi / Sessiz Tepe / Tutun beni,

Efendim, “Sessiz Tepe” çok sevilen bir bilgisayar oyunundan uyarlamaymış, yapımında bir sürü özel efektçi çalışmış, acaip etkileyici animasyon sahneler varmış. Yahu tamam da, bu film bizlere iki saat boyunca tam olarak ne anlatıyor ve sinema beğenimize ne gibi bir artı değer kazandırıyor?

Sessiz Tepe

(The Silent Hill)

2006, ABD Yapımı

Yönetmen
: Christophe Gans

Oyuncular
: Radha Mitchell, Sean Bean, Laurie Holden, Deborah Kara Unger, Kim Coates

Süre
: 127 dakika

Özel Sınırlamalar
: İçerdiği korku ve şiddet öğeleri nedeniyle 18 yaşından küçüklerin ve bu tür temalardan hoşlanmayanların izlememesi önerilir.

Dağıtıcı
: Warner Bros




Evli ve bir kız çocuğu annesi Rose Da Silva, kızı Sharon'da bir süredir gözlemlediği psikolojik hezeyanların nedenini bulabilmek için, 1970'li yılların başında yaşanan büyük maden yangınından sonra yerleşime kapatılan Sessiz Tepe kasabasına gider. Burada onu ve kızını son derece ürkütücü bir atmosfer beklemektedir.


Korku-gerilim sinemasına kesinlikle karşı biri değilim. Aksine, en beğendiğim 100 filmi alt alta sıralasam, favorilerimin yarıya yakınının beyazperde tarihindeki bu önemli janrın klasikleri arasından çıkması da kaçınılmaz olacaktır. Sinemaya her zaman yüksek felsefe yapmak için gidecek değiliz; zaman zaman gülmek, ağlamak ya da gerilmek de istiyor bünyelerimiz…


Buraya kadar tamam da, son yıllarda ardı ardına çekilen korku-gerilim yaftalı onca süprüntüyü hangi ruhsal ya da sanatsal ihtiyacımızın karşılığı olarak almalıyız? Büyük çoğunluğu Hollywood'un ikinci sınıf şirketleri tarafından -sağlanan vergi kolaylıklarının da etkisiyle- Kanada ya da Avustralya'daki setlerde, birbirinden yeteneksiz oyuncularla, topu topu 2-3 haftalık çalışma süreleri içinde çekilen bir sürü kokmaz bulaşmaz, sabun köpüğü türünden korku filmiyle kaplandı ortalık. Son on yıldır çok ciddi bir senaryo üretim sorunu yaşayan Hollywood, bu türün klasikleşmiş örneklerinin yeniden çevrimlerini de tükettiğinden olsa gerek, şimdilerde artık bilgisayar oyunu uyarlamalarına yönelmiş durumda. Fransız yönetmen Christophe Gans'ın "Sessiz Tepe"si de bilgisayar oyunu kaynaklı bu öykülerden biri…



Bunca işinin ehli insanın böylesine boş, anlamsız ve de gereksiz bir filme bu kadar emek, para ve zaman harcamasını doğrusu aklım hafsalam kabul edemiyor. Daha iki ay önce sinemalarda "Karanlık" (The Dark) adlı bir başka ikinci sınıf korku filminde neredeyse tıpa tıp benzer bir rolde karşımıza çıkan Sean Bean, "Sessiz Tepe"de yine içi bomboş, bütünüyle karton bir karakterde kendini üç kuruş para için umutsuzca tekrarlarken, filmin diğer oyuncularının performansları ise ondan daha sefil bir grafik çizmekte. Hemen hiç bir ânında izleyicisinde gerçek anlamda bir gerilim duygusu oluşturamayan, daha da ötesi, kimi bölümlerinde gülünçlük düzeyine ulaşan yitik bir filmle karşı karşıyayız. Efendim, bilgisayar oyunu olarak çok sevilmişse sevilmiş, bana ne yahu! Bir bilgisayar oyunuyla bir sinema filminin çıkış noktası ve hedef kitlesi aynı mıdır? Bırakın bilgisayar oyunu olarak başarı kazanmış bir konsept yerinde kalsın. Ama yok, gösteri ne pahasına olursa olsun sürmeli, öyle değil mi ya! Bu yoğun üretim kısırlığı içinde (öyle görünüyor ki batı sinemasında özgün senaryo üretiminin artık ciddi ciddi sonuna gelindi) erişilebilen her türlü malzemeyi mutlaka bir filme dönüştürmek ve genç kuşaklara "sinema" diye sunmak şart!


Hadi, beğeni kriterlerimizi alabildiğine zorlayalım ve finalde, metruk kilisede yaşanan toplu katliam gibi -özel efektçilerin marifetiyle kotarılmış- bir kaç sahneyi çizginin üstüne çıkmış kabul edelim. Ancak, bir film, karakterlerinin işlenişiyle, öyküsüyle ve anlatım tekniğiyle bu kadar mı kof olur be kardeşim? Eğer sinemasever olarak bunu beğeneceksek, o hâlde kimilerinin yeren yere vurmayı bir marifet saydığı 150 bin dolar bütçeli gariban "Araf"ın ne günahı vardı ki?

Daha önce oyununu hiç oynamamış izleyicilerin pek çok bölümünü doğru düzgün anlayamadıkları, oynamış olanların da salonu ağızlarında keçiboynuzu tadıyla terkettikleri bu filmden mümkünse uzak durun. Çünkü hayat, böylesi boş anlatılara her seferinde 2-3 saat verilemeyecek kadar kısa ve de değerli…