Rıdvan Budak"ın dediği!

00:004/03/2009, Çarşamba
G: 3/09/2019, Salı
Abdullah Muradoğlu

Bir zamanlar "Şemsi Denizer" diye bir sendikacı vardı, hatırlar mısınız? Zonguldak maden işçilerini Ankara''ya yürütmesiyle meşhurdu.Merhum Denizer''in Lech Walesa kıvamında "İşçiler Ankara''ya" diye başlattığı bu amansız yürüyüş Dellerderesi Vadisi''nde güçlükle durdurulmuştu.Tabii olarak bir sendika liderinin "işçiler sokağa çıkın" çağrısını hiç kimse yadırgamaz.Lakin DİSK''e bağlı Tekstil İşçileri Sendikası genel başkanı Rıdvan Budak öyle bir çağrıda bulundu ki, aklım başımdan gitti ey dostlar!Türkiye

Bir zamanlar "Şemsi Denizer" diye bir sendikacı vardı, hatırlar mısınız? Zonguldak maden işçilerini Ankara''ya yürütmesiyle meşhurdu.

Merhum Denizer''in Lech Walesa kıvamında "İşçiler Ankara''ya" diye başlattığı bu amansız yürüyüş Dellerderesi Vadisi''nde güçlükle durdurulmuştu.

Tabii olarak bir sendika liderinin "işçiler sokağa çıkın" çağrısını hiç kimse yadırgamaz.

Lakin DİSK''e bağlı Tekstil İşçileri Sendikası genel başkanı Rıdvan Budak öyle bir çağrıda bulundu ki, aklım başımdan gitti ey dostlar!

Türkiye tarihinde ilk defa bir sendika lideri, "Patronlar Ankara''ya yürüsün" dedi çünkü.

Budak''ın ironik çağrısının anlamı şu: Fabrikalar olmazsa, işçiler de olmaz. İşçiler olmayınca sendikalara da gerek kalmaz.

Karl Marx haklı mıydı, değil miydi, ayrı hikaye ama Budak''ın patronlara yaptığı bu çağrı bütün Marksist argümanları yeniden değerlendirmeyi gerektirecek kadar "devrimci" bir çıkış.

Küresel ekonomik krizin dayattığı ''devrimci değişim'' isteği alışılagelmiş sendika modellerini rafa kaldıracak..

Bu süreçte ne "sarı" sendikacılığa, ne "kırmızı" sendikacılığa yer yok.

Emek-sermaye ilişkisini tanzim edecek yeni düşünceler, yeni modeller gerekiyor..

Hâlâ ortada ''İşçi sınıfının aydınları'' kalmışsa, buyursun düşünsünler.

Bakın, liberal kapitalizmin karargahı Amerika''da devlet, dev şirketlere, bankalara el koyuyor.

Bazı şirketleri kurtarmak için milyarlarca dolarlık yardım paketleri indiriyor.

Demek ki "pür-liberal" aydınların da takkelerini önüne koyup düşünmeleri için ''devrimci'' bir gereklilik söz konusu.

Çünkü birileri üretecek, birileri biriktirecek, birileri tüketecek, birileri de düşünecekler.

Umberto Eco''nun "Foucault Sarkacı" romanı gibi çok katlı bir olay değil bu, anlaşılması gayet basit bir denklem..

Gelin bu hususta Terry Eagleton abimize başvuralım..

"Full-time aydınlardan oluşan bir topluluğu yalnızca ekonomik artıkların arkasında bulabilirsiniz, düşünürler bu noktaya gelene kadar avcılarla dayanışma içinde olmak zorundadırlar. ''Düşünüyorum, öyleyse birileri angarya bir iş yapmış'' sözü, böylesine bir düşünce biçiminin anti-kartezyen bir ilkesi olabilir."

Küçük bir sınıfın saadet zincirine dönüşen küresel finans sisteminin krize gireceğini bildikleri halde bildirmeyen entelektüellerin vebali büyük.

Hadi bunu da araya sıkıştırmış olalım da günah benden gitsin.

1001 Gece''nin Şehrazat''ı!

Neocon''lar kaybedip "Obama" gelince bir daha yüzünü görmez olmuştuk.

Meğer Zeyno Baran saman altından su yürütüyormuş (nehir azizim, nehir)..

ABD Senatosu''nun Dış İlişkiler Komitesi''nde yaptığı konuşmayla arz-ı endam etmez mi? Anladık ki yeni yetme Soner Çağaptay''a kaptırmayacak bu kutsal mevziyi..

Meğer "1001 Gece" masallarının Şehrazat''lığına soyunurmuş gizliden gizliye.

Öyle hünerli döktürmüş ki, senatörler bu yeni masal kişisini dinlerken pek bir keyiflenmişler.

Meğer Amerika Türkiye''de geleneksel olarak Batı''ya en yakın duran laik çevrelerin desteğini yitirmiş-miş.

Meğer Türkiye''de nüfusun çoğunluğu -aralarında Amerika''da eğitim alanlar da varmış- ABD''ye pek negatif bakarlarmış. İşbu ''çoğunluk'' ABD''nin bölgeye örnek olması için Türkiye''de ''ılımlı İslamcı'' bir yönetimi desteklediğini düşünüyormuş.

Oysa ABD yönetimi Müslüman ülkelerdeki ''liberal demokratlar''ı desteklemeli ve kadınları güçlendirmeliymiş.. Çünkü Müslüman kadınların "Şehrazat" gibi, hikâyesi 1001 gece süren, zekâsı ve esprisiyle kralın kalbini açmayı başaran örneklere ihtiyacı varmış-mış.

Herhalde Amerikalılar gözlerini pörtleterek dinlemişlerdir Doğu masallarının yeni Şehrazat''ını.

"Ilımlı İslamcı yönetimi desteklediği için ABD''ye negatif bakan bu çoğunluk Türkiye''de nerede yaşıyor Şehrazat Hanım" diye sormamışlardır umarım. "Yahu masal anlatıyoruz burada, kıpraşmayın, dinleyin" cevabı alacaklardı muhtemelen.

Çünkü Zeyno Baran''ın dediği gazoz ağacı, o da burada yetişmiyor efeemm!

Tartışmaya bak!

Hep aynı argümanlar, hep aynı iflah olmaz mantık silsilesi..

Anlaşmak, uzlaşmak, mümkün değil, çünkü muhatabınızın böyle bir niyeti yok.

Habertürk Tv''de "IMF''siz bir çözüm mümkün mü?" başlıklı programı izlediğimde bir kez daha haklı olduğuma kanaat getirdim.

Bu tür programlara çıkmamak yönündeki kararım pekişti.

Muhatabınızın önüne matematik doğrular da koysanız, nafile!

Ne yalan söyleyeyim, ekonomiye ''sol'' tarafından bakan Mustafa Sönmez''in tavrı beni şaşırttı..

Salt itiraz etmek için itiraz ettiği hissi uyandırdı bende.

"AK Parti" hükümeti''nin IMF''in anlaşmak için ortaya getirdiği koşulları neden reddettiğini açıklamaya çalışması boşunaydı Süleyman Yaşar''ın.

Sandım ki, Mustafa Sönmez de hükümetin bu tavrını doğru bulduğunu söyleyecek.

Heyhat! Bir türlü söylemiyor, bir türlü "Hükümet bu konuda iyi yapıyor" diyemiyor.

"Seçime kadar değil, mezara kadar IMF''siz bir çözüm bekliyoruz" diyemiyor..

Mevzu AK Parti olunca, Mustafa Sönmez objektifliğini kaybediyor..

Hükümet IMF''le anlaşmayı imzalasa, zil çalıp oynayacak gibi bir tavır içinde görünüyor. Anlaşılan o ki Hükümetin bu tutumunu içine sindirememiş..

Anlaşılan o ki, hükümet ağzıyla kuş tutsa nafile.