APO: Ölümü değil, varlığı bir zafer

00:0022/02/1999, Pazartesi
G: 9/09/2019, Pazartesi
Ahmet Rıdvan

Öcalan konusunda ortalıkta garip bir psikoloji kol geziyor. Bir taraf hadiseyi alabildiğine mübâlâğa ederken, özellikle muhalif aydınlar diyebileceğimiz kesimlerde de garip bir burukluk kol geziyor.Neden APO''yu İtalya''da iken Türkiye''ye teslim etmemişlermiş? APO''yu Türk istihbarat görevlileri yakalamamışlar, bunu anladık da; İsrail ve ABD istihbarat timleri neden böyle bir yola başvurmuşlarmış? Türkiye hangi tavizleri vermiş acaba sorusundan tutun da, daha nerelere kadar!..Bu tür soruların altında,

Öcalan konusunda ortalıkta garip bir psikoloji kol geziyor. Bir taraf hadiseyi alabildiğine mübâlâğa ederken, özellikle muhalif aydınlar diyebileceğimiz kesimlerde de garip bir burukluk kol geziyor.

Neden APO''yu İtalya''da iken Türkiye''ye teslim etmemişlermiş? APO''yu Türk istihbarat görevlileri yakalamamışlar, bunu anladık da; İsrail ve ABD istihbarat timleri neden böyle bir yola başvurmuşlarmış? Türkiye hangi tavizleri vermiş acaba sorusundan tutun da, daha nerelere kadar!..

Bu tür soruların altında, bilinmeyen ve karanlıkta kalan bazı hususları ortaya çıkarmak gayreti kadar, aynı zamanda fiilî bir başarının ufalanması, küçültülmesi niyetleri de yatmıyor değil.

Bu kompleks yeni değil

Buna benzer bir durumla, daha önce de karşılaşmıştık hatırlarsınız. Öcalan konusunda, güney komşumuz Suriye''ye yöneltilen tehdit karşısında da benzer psikolojiler ortaya çıkmıştı. Öcalan yüzünden Türkiye''nin, hesapta olmayan bir savaşa sürüklenmesi ne getirir, ne götürürdü? Ayrıca bu değer miydi? Daha ötede, bu azılı teröristin Suriye''de kalması daha uygun değil miydi? İşte şimdi, asıl tehlikeli dönemler başlamıyor muydu? Tarihî düşmanımız Rusya''nın, ya da batı Avrupa ülkelerinin kucağında, bu hareketin siyasallaşmasına kendimiz yol açmış olmayacak mıydık?

Bu tür soruların altından da, aynı şekilde garip bir burukluk akıp durmuyor muydu?

Öyle tahmin ediyoruz ki biraz daha zaman geçsin, APO''nun Türkiye''ye getirilmesi veya teslimi hususundaki karanlığa konuşmalar da, aynı şekilde boşlukta kalmaya başlayacak gözüküyor.

Korkarım ki bazıları, bu noktada garip bir açmazın içindeler. Gelişmeleri iyi okuyamıyor ve sağlıklı algılayamıyorlar.

Şunu bilmiyorlar ki, APO''nun bu örgütü sevk ve idare edecek ne bir kapasitesi, ne de donanımı mevcutmuş. APO''nun asıl gücü perde gerisinde kalmasından kaynaklanıyormuş. Asıl APO ortaya çıkınca; Rusya''da, İtalya''da, Yunanistan''da onunla doğrudan temaslar gerçekleşince, bu portrenin mahiyeti iyice anlaşılıverdi. Hemen herkes, bu adamın uluslararası bir ihaleyi taşıyıp taşıyamayacağına kolaylıkla karar vermekte gecikmedi.

Suriye''nin arkasındaki güç

APO''yu uzaktan bir figür ve sembol olarak kullanan, onun kendi tabanlarıyla dahi doğrudan temasına imkân bırakmayan bir gücün varlığı fikrine ulaşıyoruz buradan. Bu güç kim olabilirdi? Eğer Suriye veya istihbarat örgüt "Muhaberât" diyorsanız, kuşkusuz yanılırsınız. Burada en iyimser bir ifade ile Suriye''ye, bir başka güç ve ülke adına bir ihaleden söz edilebilirdi. Yani Kürt hareketini besleyen, kontrol eden, politik bir neticeye doğru sevk ve idare eden bir başka güçten. Zira Suriye''nin, hem de Sovyetler''in çöktüğü yıllarda böyle bir riskin altına girmesi düşünülemezdi. Aklın alacağı birşey değildi bu.

Suriye''nin Ortadoğu barış sürecindeki ayak diremeleri, Lübnan üzerindeki kesin kontrolü ve Fırat-Dicle sularının uluslararası bir soruna dönüştürülmesi ve bu yoldan Türkiye''nin sürekli tehdit altında tutulması, daha neler neler? Ayrıca Hatay konusundaki pervasızlığı!..

Bütün bunları, artı PKK hadisesini Türkiye; Suriye ile izah etmedi hiçbir zaman. Özal''dan beri, gösterdiğimiz iyi niyetlerin boşa gitmesinden bir ders çıkarmasını bildi Türkiye ve Suriye''nin direnişinin altında yatan asıl sebeplere uzandı. Daha doğrusu bu gücü iyi teşhis etti. Bundan sonra da kendisine Suriye''yi değil, o gücü muhatap aldı. Arkasından da Suriye''ye, o bildiğimiz restini çekti.

O günlerde, bu büyük stratejik dönüşümü iyi algılayamayan çevreler, ne yazık ki girişilen teşebbüsün yanlışlığından dem vurup durmuyorlar mıydı?

Gözden çıkarılmış çeteler gibi, şimdi her biri boşlukta yüzüyor bu sınıfların!.. Yarın aynı boşluğu daha derin yaşayacaklar.

Burada onların düştükleri hata; karanlık bazı merkezlerden kulaklara fısıldanan haberlere gerçek muâmelesi yapmaları. Fiilî veya mevhûm bir güçle paralelliğini, sürekli muhafaza ettikleri hissine kapılmaları!.. Ne o itibar ettikleri gücün yer değiştirmiş olabileceğini düşünüyorlar, ne de reel gelişmelerle kulaklara fısıldanan haberlerin sağlam bir muhâkemesini yapabiliyorlar. Boşluk duygusu da zaten buradan kaynaklanıyor.

Adını koymak gerekirse bu bir "senaryo" hastalığıdır.

Apo vatanına döndü

Burada şunu da ifade edelim ki, gerek uçaktaki konuşmalarından, gerekse İtalya''da iken MED TV''de yaptığı konuşmalardan çıkardığımız sonuca göre, APO Suriye''den ayrılışından son derece memnundur. Adamdan, sanki bir esaretten kurtulmuşluk duygusu yayılıyor etrafa. Yapması beklenen konuşmalar bu bakımdan son derece anlamlıdır.

Şu an için APO gerçek bir tarihtir. Onbeş, yirmi yıllık bir esaretin, kullanılmışlığın ve yabancı güçlerin emrivâkileri karşısında derinden derine yaşanmış bir iç muhâsebenin tarihi!..

Bu adamın ölümü değil varlığı bir zaferdir.

Bunu herkesin böyle bilmesi gerekiyor