
2005 Ağustos''unda Diyarbakır''da Başbakan şöyle diyordu: “Büyük devlet, hatalarıyla yüzleşebilen bir devlettir. Geçmişte idari ve siyasi hatalar yapılmıştır, yok sayılamaz. Bir ad koymak gerekirse Kürt sorunu sadece bölgenin değil, tüm Türkiye''nin, herkesin sorunudur. Benim de sorunumdur. Kürt sorunu ne olacak, nasıl çözülecek? Anayasal düzen, toplumsal bütünlük içinde daha çok hukuk, daha çok demokrasi ve daha çok refahla çözülecek. Tek millet, tek devlet, tek bayrak prensibi içinde demokrasiyle çözülecek...”
Bunu yaparken AK Parti''nin Kürt meselesine bakışını ilk unsurları filizleniyordu.
“Geçmişe yönelik eleştiri, hatta dolaylı özür”, “sorunun varlığının ve farklılığın kabulü”, “çözüme demokrasi ve hukuk vurgusu” siyasi iktidarın “Kürt politikasının üç temeli”ni oluşturuyordu.
2007 Kasım''ında ise şunları söylüyordu mecliste:
“Bizim yaklaşımımız, demokrasiyi içine sindiren ve Anayasal düzene uygun hareket eden herkesin demokratik sistem içinde tutulmasıdır. Bunu başarmak da bizim, siyasilerin görevidir. Demokrasi, her türlü farklılığı içinde barındıran ve tolore eden bir sistemdir.
Hukuka uygun olmak kaydıyla, tüm farklı görüşlere tahammül göstermek gerekir. Demokrasimizin ulaştığı olgunluk seviyesi geçmişle kıyaslanamayacak bir noktaya ulaşmıştır. Demokrasimiz, siyasal sistemimiz, Anayasal düzenimiz kendisini koruyabilecek, sarsıntılara göğüs gerebilecek bir güce sahiptir…”
2009 yazı ise Kürt açılımına tanıklık etti.
Yol uzun ve yol almaya devam ediyoruz.
Ama “somutçu” ve “acul” bir yanımız var.
Hemen, şimdi istiyoruz.
Karşılıklı konuşma değil, meydan okuma üzerine kurulu siyaset anlayışımız var.
Ne var ki taşlar zaman içinde ve konuşarak yerine yerleşiyor.
Bu sadece 2005-2009''a AK Parti açısından değil, Türkiye açısından da öyle…
Duraklamalar tek başına anlamlı değildir…
Hükümetin açılıma sınırlar koyması, bunun Güneydoğu''da açtığı hayal kırıklığı, hemen bekleyen ve isteyen bir zihniyet, DTP''nin çıtayı yükseltmeye çalışması, CHP ve MHP''nin ihanet-tehdit politikaları belki gündemi bir ölçüde solduruyor.
Ancak tüm bunlar dev ve tarihi açılımın politik ve toplumsal açıdan diyalog-uzlaşma yolunda temel işlevini yerine getirmesini engellemiyor.
Öz ve özet şudur:
İleriye atılan her adım, bir diğerini devreye sokar…
Zira adımların atılmasında ülkedeki ortak toplumsal beklenti ve talep de tayin edici bir unsurdur.
Bu unsur önemlidir.
Zira devlet içi çatışmalardan hareketle toplumu içine hapseden bir siyasallaşmanın tersini ifade etmektedir.
Değil mi ki kamuoyu zaman zaman zuhur eden otoriterleşme talep ve girişimlerine duyarsız kalıyor. Dikkatini daha çok değişim meselesini gündeme getiren kurum ve kişilere çeviriyor.
Bu durum “şahin” tabir edilen ya da içe kapanma ideolojisini, kapalı toplum projesini elden bırakmayan kesimlerin önündeki en büyük engellerden birisini oluşturuyor. Bu duruma rağmen atılan her adım, o adımı atanın meşruiyetini zedeliyor. Ya da onları bu tür adımları atmaktan alıkoyuyor.
Bugün böyle bir dalga egemen Türkiye''ye…
Değişim talebi “açık toplum”un altını çizdiği kadar, çatışmadan kaçışın, çatışmayı reddin altını da çiziyor.
Türkiye gibi ülkelerde gergin bir dönemi, bir vesayet sistemini ortadan kaldıran çatışan tarafların hesaplaşmasından çok, toplumun çatışmayı dışlamasıdır.
Açık toplum talebi anahtar sözcüktür.
Bugün Türkiye''nin durduğu yer birey-devlet ilişkisini kavram düzeyinden somuta indirmiş, talepkâr bir noktadır.
Kürt açılımı bu durumun sonucudur ve bu durumun hızlandırıcısı olacaktır.
Daha çok, daha kalıcı, daha etkili değişim hamleleri kapıda bekliyor.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.