
27 Mayıs darbesi Türkiye solunun hafızasında “güzel bir gün”, hatta “bayram” olarak yer etti. Sokaklara çıkmışlar, direnmişler, polisle çatışmışlar, sonradan cesetleri bulunamasa, isimleri açıklanamasa dahi kendilerince “şehitler” vermişlerdi. Oysa, 27 Mayıs öncesinde Türkiye solu, halkın seçtiği, sevdiği, her seçimde ezici çoğunlukla iktidara taşıdığı bir hükümeti devirmek için sadece maşa olarak kullanılmış, atılmıştı. Gaza getirildiklerini, kullanıldıklarını, aldatıldıklarını hiç bir zaman anlamadılar, anlamak istemediler.
Sol, uluslararası destekli askeri darbelerin maşası olduğunu 27 Mayıs'ta anlayabilmiş ya da kabullenebilmiş olsaydı, 12 Eylül öncesinde aynı hataya düşmez, Kenan Evren'e askeri darbe gerekçesini altın bir tepside sunmazdı.
Yine de uyanmadılar.
3 yıl önce bugünlerde başlayan Gezi Olayları, Türkiye solunun uzun süredir hasretini çektiği direniş ve devrim zeminini yeniden hazırlamıştı. Sokaklara çıktılar, yaktılar, yıktılar, yağmaladılar. Tıpkı eski günlerdeki gibi duvarlara yazılar yazdılar. Polisle çatıştılar. “Devrim”e yürürken elbette “şehitler”e ihtiyaçları vardı; 27 Mayıs öncesinde kıyma makinelerinde öğütülen solcu hikayelerinden ilham alarak, cansız çocuk bedenleri üzerinden “ekmek almaya gidiyordu” soslu efsaneler türettiler. Solun bütün fraksiyonlarını, futbol takımlarının taraftarlarını, ulusalcıları, Kemalistleri, CHP'lileri, kısmen Kürtleri ve MHP'lileri yanlarına aldılar. Bir miktar da münafık bulmuşlardı, sarhoşken namazlara durmuş, bira ile iftar sofralarına oturmuşlardı ama, Kabataş başta olmak üzere Türkiye'nin bir çok yerinde başörtülülere saldırarak, camilere ellerinde bira şişeleriyle girerek, duvarlara “zulüm 1453'te başladı” yazarak, erkekli-kadınlı ağıza alınmayacak edep dışı sloganlar atarak o zemini daha baştan zayıflattılar.
Büyük sermayenin arkalarında durup “hadi devrimciler, zafer yakındır” gazlamalarından uyanmadılar.
“Aydın Doğan medyası bize niye bu kadar destek veriyor” diye soracak akıl bulamadılar.
“Bu BBC, CNN, AB, ABD niye bizim sırtımızı sıvazlıyor” diye sorma gereği duymadılar.
Kapitalist reklam ajanslarının oyuncağı olmaktan hiç gocunmadılar.
Lakin, Gezi olaylarında başka bir şey daha oldu: Türkiye solu, Fetullah Gülen örgütü tarafından, olayların en başından sonuna kadar kukla gibi oynatıldı.
Gezi olayları ile Fetullah Gülen Örgütü arasındaki bağlantı bugüne kadar derinlemesine konuşulmadı. Oysa Gezi, her ne kadar uluslararası istihbarat örgütlerinin, büyük sermayenin, kapitalist medyanın destek verdiği bir süreç olsa da, başından sonuna kadar bir Fetullah Gülen Örgütü prodüksiyonuydu.
Bütün istihbarat örgütleri ve onların maşaları gibi, Fetullah Gülen Örgütü de arkasında çok iz bırakmadı. Fetullah'ın polisleri, istihbarat şefleri, savcı ve hakimleri, en çok da sosyal medyadaki Solcu/Kemalist/PKK'lı/MHP'li/Dindar vs. maskeli operasyon hesapları gizlice ve sinsice süreci yönettiler. Fetullahçı sermayenin beslediği solcu görünümlü operasyon gazeteleri ve dergileri Türkiye solunu parmaklarında oynatıp, çalışanları dolandırdıktan sonra kenara çekildiler. Sadece, FETÖ kontenjanından milletvekili olabilen İran ajanları kendilerini kurtarabildiler.
Yüzbinlerce takipçisi olan, anarşist görünümlü hesaplar Fetullahçı polisler tarafından sol kitleyi oradan oraya savurmak için kullanıldı.
Başbakan o dönemde polislere hitaben yaptığı bir konuşmada “destan yazdınız” demişti. Evet, polis memurları, haftalarca, gece gündüz mücadele vererek destan yazmışlardı ama, polis şefleri, özellikle de Emniyet İstihbarat tamamen Fetullahçıların kontrolünde olmak üzere tam ihanet içindelerdi. Türkiye'nin hiç bir yerinde olaylara gerektiği gibi müdahale edilmedi. Gözaltına alınanlar savcılar tarafından bir kaç saat içinde salındı. Gösterilerin tamamı, polislerin etkisiz müdahalesi nedeniyle, çocukların bile katılabildiği şenliklere dönüştürüldü. ODTÜ'den yola çıkan göstericilerin polisten habersiz Başbakan'ın Keçiören'deki evine kadar yaklaşabilmesi ihanetin doruk noktaya ulaştığını ortaya koyuyordu.
Recep Tayyip Erdoğan'ın, bir siyasi deha olarak, önce “yüzde 50'yi evlerinde zor tutuyoruz” açıklaması, ardından 5 büyük kentte milyonların katıldığı mitingler tertip etmesi, Türkiye solunun devrim hayallerini de suya düşürdü.
İstanbul'da toplanan ve Taksim'e yürümek için tek bir işaret bekleyen 1,5 milyon gösterici, Türkiye solunun arkasında halk olmadığını göstermek için yetti de arttı.
Türkiye solunun devrim hayalleri suya düştü. Geride, Kapitalist merkezlerin, büyük sermayenin, Aydın Doğan ve şürekası medyanın oyuncağı olmak utancı kaldı.
O utanç atlatılır da, Fetullah Gülen'in uşağı, oyuncağı, kuklası olmak utancı, bunun doğuracağı tartışmalar nasıl atlatılır, göreceğiz.
Ne diyordu Oğuz Atay, bir sosyalist eleştirmenden alıntılayarak?
“Türk solu geç kalkar; çünkü bir gece önce sabaha kadar içmiştir”
Türkiye solu bir uyanabilse, sosyalizmden Fetullahçı Sosyalizme evrildiğini anlayacak; ama elbette uyanabilir, ayılabilirse...
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.