AB üyesi ülkelerince 1990'lı yıllar, soğuk savaşın bittiği, küreselleşme sürecinin başladığı bir milat olarak kabul ediliyor. Bu çerçevede, Avrupa Parlamentosu 1990'lı yıllarda NATO'ya üye ülkelerde kurulan Gladio yapılanmalarını ve tasfiyesini tartışmıştı. Birçok Avrupa ülkesinde demokrasiyi hedef alan karanlık senaryoların, yakın zamanlarda bile tarihi tepetaklak edecek boyutta gelişmelere neden olduğunu göz ardı eden ve bu senaryolarla bağlantılı olan kurumların tam manasıyla şeffaf olamadığı gerçekler üzerine kurulmayan bir Avrupa'nın geleceğinin de olamayacağı ifade edilen toplantıda “Eğer biri açık ve demokratik, diğeri gizli kapaklı ve gerici iki devletle yaşadığı fikrini yok edemezsek gelecek diye bir şey olmayacak görüşü ağır basmış, Gladio yapılanmalarının, şiddetle kınanması ve soruşturulması, gerekirse tasfiye kararı alınmıştı''. Avrupa Parlamentosu'nun bu çağrısı ve kararları ile gladioların, Avrupa devletlerinin politikalarını yasadışı biçimlerde nasıl yönlendirdiğini Avrupa'da yaşanan terörizmi kendi çıkarları için nasıl kullandığının da açığa çıkarılması, ayrıca talep ediliyordu.
TSK içinde örgütlenen Gladio yapısının, 1990 yılında tamamen temizlendiği iddiası kanaatimce, konjonktürel olarak, Avrupa Parlamentosunun aldığı karar baz alınarak yapılan bir açıklama gibi görünüyor. Ancak Avrupa Parlamentosu üyesi ülkelerinin tamamı kendi ülkelerinde Gladio yapılarının var olduğunu ve isimlerini kamuoyu ile paylaşarak ''doğru olmasa da'' bu yapıları tasfiye ettiklerini açıklamışlardır. Türkiye'de ise karar verici mekanizmalar tarafından günümüze kadar bu yapı ile ilgili bir açıklama yapılmamış ancak Genelkurmay'ın Ergenekon mahkemesine gönderdiği kripto harddiskte imzalı olup olmadığı bilinmeyen istihbarat raporu veya analizinde, Gladio yapısının TSK içinde Özel Harp'in tamamen ele geçirildiği iddia edilmişti.
Karar verici mekanizmalar tarafından bu ismin açıklanması ve kamu vicdanını yaralayan Hablemitoğlu ve Dink suikastlarının arka planlarının ortaya çıkarılması ile birlikte, FETÖ'nün eski Gladio'nun tetikçi yapısıyla bazen işbirliği bazen de karartma suretiyle, Türkiye'nin darbeciler ve derin yapılarla yüzleşmesini, önemli davaları nasıl sulandırarak itibarsızlaştırdığı da gözler önüne serilebilecektir. Türkiye NATO'ya üye olduktan sonra 1960 yılında NATO'nun gizli ordusu Türkiye'de oluşturulmuştur. Diğer bir sav ise, Türkiye'nin NATO'ya giriş tarihi olan 1952 yılından iki sene önce NATO gizli ordusunun Türkiye'de oluşturulduğu yönünde ortaya atılan iddialardır. Türkiye'deki NATO gizli ordusu ve elemanlarının üzerindeki sis perdesini aralayacak açıklamalar bazı asker ve sivil şahıslar tarafından yapılmıştır. Ancak asıl olan devlet yetkililerince bu ismin telaffuz edilmesidir.
Öncelikle ABD'nin, 2000 li yılların başında, İstanbul'da Hizbullah terör örgütüne yönelik olarak yapılan ve Hizbullah Lideri Hüseyin Velioğlu'nun ölü olarak ele geçirildiği operasyon sonrasında, deşifre olan mevcut Gladio ve tetikçi yapısını yeniden dizayn ederek, maskeleme stratejisiyle ''Truva atı'' işlevi görecek şekilde, eski yapıya, Paralel Yapı'nın da monte edildiğini düşünüyorum. Bu tezimin en büyük karinesi ise geçmişte Türkiye'de çeşitli askeri kamplarda ''Gayri Nizami Harp'' eğitimi görmüş özellikle de sayıları on binlerle ifade edilen Beyaz Kuvvetler'in(sivil unsurların)akıbeti ve yeni Kontrgerilla (Gladio) FETÖ'ye nasıl ve ne şekilde eklemlendiğine yönelik soru işaretlerinin Genelkurmay'ın Ergenekon Mahkemesi'ne gönderdiği Hard Disk'teki analizde açıklanmamış veya açıklanamamış olmasıdır.
Hablemitoğlu'nun eşi Şengül Hablemitoğlu geçtiğimiz günlerde katıldığı bir televizyon programında eşinin bir suikast ile öldürülmesi sonrasında bu cinayetin Ergenekon başta olmak üzere günümüzde de FETÖ mensupları tarafından işlendiği yönünde ortaya atılan iddialara itibar etmediğini açıklamıştı. Hablemitoğlu açıklamalarına güvenilir bir yetkili bulduğu takdirde cinayeti çözebilecek önemli bilgiler verebileceği imasında da bulunmuştu.
İzmir'in Alsancak semtindeki bir kafeteryaya bomba atarak ´Çerkez İbrahim´ olarak bilinen İbrahim Çiftçi´nin ölmesine, 11 kişinin yaralanmasına neden olduğu iddia edilen Erdinç Utaş´a müebbet hapis ile 34 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası verildi. İzmir 8.Ağır Ceza Mahkemesi bu kararı verirken, saldırı olayı ve saldırganla Ergenekon arasında bir bağlantı kurmamıştı.
Ancak, Hablemitoğlu´nun Ergenekon Terör Örgütü´nce İbrahim Çiftçi´ye öldürtüldüğü, Çiftçi´nin de Erdinç Utaş tarafından öldürüldüğü iddia ediliyordu. İddiaya göre Hablemitoğlu´nu Ergenekon örgütünün talimatı doğrultusunda öldüren Çiftçi anlaştığı parayı alamayınca örgütü konuşmakla tehdit etmiş, bunun üzerine devreye sokulan Anafor davasına konu olan ve liderliğini Ahmet Tekin Baykal´ın yaptığı İzmir merkezli organize suç örgütü de, Ergenekon örgütünden temin ettiği iki adet el bombasını Çiftçi´nin içerisinde bulunduğu bir kafeye atarak ölümüne sebep olmuştu. Davaya bakan mahkeme başkanı Ergenekon sanıklarından Sami Hoştan'a Ergenekon ile bu davanın sanıkları arasında irtibat olup olmadığını sormuştu. Hoştan Veli Küçük'ü ve İbrahim Çiftçi'yi ve Ahmet Tekin Baykal'ı eskiden beri tanıdığını Veli Küçük'ün ise Ahmet Tekin Baykal'ı tanımadığını iddia ederek kimseye İbrahim Çiftçi'yi öldürme talimatı vermediğini beyan etmişti.
Diğer taraftan 13 yıl sonra Hablemitoğlu dosyası Anayasal Suçlar Soruşturma Bürosu savcıları tarafından yeniden incelemeye alındı. Bu soruşturmada suikast'ta FETÖ terör örgütü üzerinde yoğunlaşıldığı, cinayetin işlendiği tarihlerde Ankara İstihbarat şubesinde görevli bazı polis şeflerinin şüpheli olarak ifadelerine başvurulacağı iddiası bazı medya organlarında yer aldı.
Hablemitoğlu suikastı tamamen ortadan kaldırmaya yönelik bir suikast olarak faili meçhul cinayetler kategorisinde yer aldı. Cinayetin nedeni ise ölmeden önce yazdığı ''Alman Vakıfları Bergama Dosyası'' isimli kitap ile ölümünden sonra basılan ''Köstebek'' adlı kitap olduğu yönünde birçok iddia ortaya atıldı. En önemlisi de kamu vicdanını yaralayan tüm siyasi cinayet suikast ve faili meçhullerde görülen bilgi kirliliği, karatma ve örtmeye yönelik iddialar ortaya saçıldı. Hablemitoğlu'nu Ergenekon öldürttü iddiası ise FETÖ'nün bir karatma ve örtme operasyonu olabilir. Bu iddianın da her yönü ile araştırılması bilhassa Çitçinin hangi amaçla ve neden bombalı bir saldırıda öldürüldüğünün ortaya çıkarılması gerçeklere ışık tutabilir.
Hablemitoğlu, Dink, Muhsin Yazıcıoğlu, Zirve katliamı, Santora, Danıştay cinayetleri başta olmak üzere son dönemde ortaya çıkan gerçekler ışığında bu suikast ve cinayetlerin işlendiği il ve yıllarda Emniyet ve Jandarma imamlarının kimler olduğu bu ölümlerde dahli olup olmadıkları soruşturmayı yürüten savcılar tarafından araştırtıldığı muhakkak. Ancak Hablemitoğlu'nun2000'li yıllarda bilhassa köstebek kitabında Fethullahçı Terör Örgütü Paralel Devlet yapılanması ile ilgili bu örgütün iç ve dış ayaklarını deşifre edecek çok önemli bilgilere nasıl ulaştığı bu bilgileri Hablemitoğluna ulaşmasını kimlerin sağladığının tespiti de cinayetin arka planının aydınlatılması konusunda ayrı bir öneme sahip görünüyor.
Belki de Şengül Hablemitoğlu'nun güvenilir bir yetkiliye açıklayacağını ifade ettiği suikastı aydınlatabilecek önemli bilgi bu isimlerdir. Ne dersiniz?