Yazarlar ​Uluslararası Terör Tarihi 2 PKK terörü, dışarıdan yardım almasa anında biter

​Uluslararası Terör Tarihi 2: PKK terörü, dışarıdan yardım almasa anında biter

Cemile Bayraktar
Cemile Bayraktar Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

1980 Darbesi’nin, 90’lardaki faili meçhullerin, PKK’ya katılımı arttırdığı doğrudur. Devletin, sistematik olarak Kürtlere ayrımcılık yaptığı yıllarda uyguladığı baskı ve şiddet, PKK’nın terörünü “bir direniş” olarak lanse etmesini sağlıyordu ve PKK sivil Kürtlerin de sempatisini kazanıyordu. Ancak Çözüm Süreci ile birlikte, PKK’nın elindeki tek kozu olan “devlet bize zulmetti” kalkanı elinden alındı, Çözüm’le birlikte biteceğini anlayan PKK, hayatta kalabilmek için Çözüm’ü bitirdi ancak yine de bu PKK’nın “içeride” bitişine engel olamadı zira PKK’nın Çözüm’ü bitirdiğini gören sivil Kürtler, PKK’dan desteklerini çektiler, PKK’ya katılım azaldı. PKK bu kez Batı’dan kendine uzanan can simidine uzandı.

Yukarıda ifade ettiğim süreçle paralel bir süreç de yaşandı; dünyadaki sömürgeci egemenler, terör örgütlerini finanse ederek amaçlarına ulaşmaya çalıştıkları bir dönemi inşa ettiler. Soğuk Savaş dönemi kontrgerilla girişimleri ile demosunu yaşadıkları süreci, 11 Eylül’den sonra profesyonel hale getirdiler ve “terörle mücadele” adı altında işgaller yaptılar, “terörle mücadele” başlığında terörü desteklediler. Bugün geldiğimiz noktada her gün “Türkiye müttefikimiz” diyen ABD, gözümüze baka baka PYD/PKK’ya ağır silahlar veriyor, “DAEŞ’le mücadele ediyorlar” yalanına sarılıyor, teröre bu desteğini meşrulaştırmaya çalışıyor.

PKK’nın Suriye’den, yer yer İran’dan, özellikle Almanya’dan ve ABD’den yardım aldığı bir sır değil ancak bu yeni bir durum da değil, geçen hafta kaldığımız yerden devam etmeye çalışalım…

Öcalan, PKK’yı kurmadan evvel İstanbul’dan ayrılıp Ankara’ya gelmişti ve burada faaliyetlerine başlayınca pek taraftar bulamamıştı zira Kürt gruplar içerisindeki sözü geçen kişiler, Öcalan’ı ciddiye almıyordu, kayda değer bulmuyordu bir nevi tabansız olan Apo’nun birden PKK gibi etkili bir terör örgütü kurmasının doğal bir gelişme olduğunu düşünmek zor zira Apo, mevcut sığlığı ile ilk olarak “rakip grupları” ortadan kaldırarak işe başlayacak strateji geliştirebilecek biri değildi. Ama bir şekilde beklenmeyen oldu, çünkü…

Suriye’nin PKK’ya desteği…

Suriye Rejimi, her ne kadar Suriye’deki Kürtlere göz açtırmasa da, Türkiye’den gelen Kürtleri bir şekilde memnun etme politikası izledi. Karşılığında da Türkiye’den Suriye’ye geçen Kürt gruplar, rejimin Kürtlere yaptığı zulmü hiç önemsemedi, yani ortada Kürtler için yola çıkmış bir yapı falan yoktu. Elbette o dönem Suriye, PKK’nın kendi topraklarında uzun süreli yerleşmesi endişesini de taşıyordu.

1985 yılında Şam yönetiminin göz yummasıyla PKK, Suriye denetimindeki Bekaa Vadisi içinde eğitim kampı kurdu. Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad’ın kardeşi Cemil Esad, PKK ile yakınlaştı, kampı ziyaret etti.

İran ve Irak’ta PKK…

Kürtler, İran ve Irak’ta da huzurlu değildi, 1979’da İran’da Şah Rejimi devrilmişti, Irak’ta ise Barzani ve Talabani güçleri kendilerine alan açma fırsatı bulmuştu, Barzani ve Talabani’nin birbirleriyle mücadeleleri, aynı süreçte patlayan İran-Irak Savaşı, Apo’nun dikkatini buraya vermesine neden oldu. Hemen hemen aynı dönemde PKK, Türkiye içindeki destekçisi Dev Yol’un da desteğini kaybetmişti. Yine bu dönem PKK, örgüt içerisindeki infazlarına başlamıştı, örgüt içerisindeki diktatöryel hava üyelerin birden ortadan kaybolması sonucunu doğuruyordu. Bu sıkışmışlık içerisinde Apo, daha önce gerilimli olduğu Barzani’ye yaklaştı, Barzani ile yaptığı anlaşma sonucund KDP, PKK’nın Kuzey Irak’ta kamp kurabilmesini sağladı. Bu imkân dahilinde PKK; Türkiye, İran ve Irak sınırına yakın, Türkiye’ye geçişi diğer bölgelere göre görece kolay olan Lolan’da kampını kurdu. Ancak Barzani diğer taraftan Türkiye’den gelecek tepkiden de çekiniyordu, bu nedenle Barzani’nin erkek kardeşi İdris, PKK’dan üslerinin yerini değiştirmesini, sınıra yakın bölgelere saldırmamasını istedi. Zira Türkiye’nin olası bir sınır ötesi operasyonunda, en büyük zararı görecek olan Barzani idi. Bağdat yönetiminin, Türkiye ile arasının iyi olması, Barzani ile mücadele halinde olması da Barzani’yi tedirgin eden diğer durumdu.

80’lerin sonuna doğru, Irak’ta nefes alamayan PKK, bu kez İran’a yöneldi. İranlı Kürtler rejimin yönetiminden memnun olmasa da rejim aleyhine bir isyan başlatabilecek konumda değildi, İran’ın o dönem topraklarındaki Kürtlerden yana büyük bir endişesi yoktu, PKK’nın kendi topraklarında bulunmasını Türkiye’ye karşı ellerinde bir koz olarak görüyorlardı ve Apo da bu fırsatı hemen değerlendirdi. Karşılıklı çıkarın gözetildiği bu ilişki sonucunda “Tahran, PKK’ya toprakları üzerinde kamp kurma izni verdi, bunun karşılığında Türk ve ABD askeri tesisleri hakkında istihbarat elde etti. Söz konusu istihbaratın başlıca kaynağı, PKK’ya katılmak üzere İran’a geçen yeni militanlardı.”

1980’lerden bugüne kadar PKK’nın Irak, İran ve Suriye ile ilişkisi inişli çıkışlı devam etti, İran kendi PKK’sı sayılabilecek PJAK ile savaşırken, PKK’ya destek verdi. Barzani, geçmişte kısa süreli olarak PKK ile yaptığı anlaşmanın pişmanlığını, uzun süre PKK’ya fırsat vermemekle gidermeye çalıştı. Suriye rejimi varlık ve yokluk savaşı verirken, ABD’nin bölgede daha geniş alana yerleşebilmesi için birlikte çalıştığı PYD’nin bir aktör – aslında bir kukla- olmasına dolaylı olarak sebebiyet verdi.

PKK’nın Avrupa Mesaisi

PKK, 1980 Darbesi sonrası Türkiye dışına çekilirken PKK’lıların bir kısmı Avrupa’ya kaçtı. Avrupa’ya kaçan PKK’lılar orada bir nevi “PKK diasporası” oluşturdular. Türkiye’yi baskı altında tutmak isteyen Avrupa için bu, bulunmaz fırsattı. Avrupa ve PKK arasında 80’lerde başlayan ilişki, bugün Avrupa’da PKK’nın her türlü faaliyetine izin verilmesi, PKK’lıların Avrupa’daki Türklere saldırılarının izlenmesi, buna mukabil Türkiye’den giden sivil ve resmî gruplara düşmanlık gösterilmesiyle devam ediyor. Terör eylemine bulaşmış, suç işlemiş kişiler, Avrupa basınında “Türkiye’de baskı gören siviller” olarak anılıyor. Avrupa, Türkiye aleyhine çalışan bir terör örgütüne destek vererek Türkiye ile bir çeşit savaş sürdürüyor.

Sonuç

Tüm bu gelişmelerin akabinde eline hiç silah almamış, sahada savaşmamış Apo, bir yandan sanki kendisine savaş/terör stratejileri yazılı halde verilmiş gibi, “öğretilmiş, planlı” bir yol izlerken, diğer yandan güya Kürt halkının haklarını savunma amaçlı çıktığı yolda kendisine biat etmeyen yüzlerce kadın, çocuk, sivil Kürt’ün infaz emrini veriyordu. Maalesef bizler, PKK’nın Bucak suikastından başlamak üzere 40 yıldır Kürtlere yönelik sivil katliamlarının hiçbirisini Batılı basında okumadık, bugün PYD’nin Kürtlere yönelik belgelenmiş insanlık suçlarını okumadığımız gibi…

Bir Apo portresi…

Varlığı boyunca Orta Dünya ve Türkiye’de emperyalist güçlere hizmet etmiş; Kürtlere, ezilmişlere sadece zarar vermiş PKK, 95 yılına kadar flamasında tam bir kontrgerilla mantığıyla kamufle amaçlı “çekiç ve orak” kullandı. O flamada “çekiç ve orak” sallanadursun, Apo, Suriye’de yüzme havuzlu, lüks villasında özellikle kadınların hizmet ettiği bir burjuva hayatı sürüyordu. Katliam emri verdiği örgüt üyeleri ise dağda aç geziyordu. Ama “küçük tanrı” Apo’yu eleştirmek proleterya için düşünülemez kadar uç bir durumdu, Apo’nun karşısında öyle oturmak, ayağa kalkmadan konuşmak, soru sormak mümkün değildi, tüm bu realiteye rağmen bir diktatör, bir terör örgütü elebaşı “Kürtlerin hakkını arayan kişi” olarak pazarlanıyordu.

Böylelikle 1998-1999’a gelindi. Türkiye’de 28 Şubat Darbesi yaşandı, tamamıyla Batı ve İsrail destekli ve yine tamamıyla ekonomik sömürü darbesi olan 28 Şubat sonrası, Türk ordusu içine sızmış bir takım alçaklar, bu ülkenin milyarlarca lirasını hortumladılar, bankaları batırdılar, bu sırada halkı isyandan alıkoymak, darbeci “seçilmişleri” aklamak, halkı uyutmak gerekiyordu, bunun için darbecilere de teşekkür mahiyetinde Apo eko paket yapıldı ve Türkiye’ye teslim edildi.

Apo, bu sonucu hiç beklemiyordu ama maalesef tüm hayatını finanse edenlerden hayatının kazığını yedi. “Kürtler asla ABD ve Sovyetler ile birlikte hareket etmemelidir” diye diye ABD, Sovyetler gibi sömürü –Aman Sovyetler biz sömürü düzeni miydi, gibi saçma bir soruyla gelmezsiniz umarım- düzenlerine hizmet eden Apo, uzun yıllar hizmet ettiği emperyal güçlerin kendisine İmralı’yı hediye etmesiyle acı gerçekle yüzleşti. En son duyduğumuzda kendisi Atatürk’ü övecek bir pozisyona kadar sürüklenmişti ve bir ara askerleri falan da övmeye başlamıştı… Apo’nun bu içler acısı, kullanılıp atılmış hali, bugün Batı tarafından desteklenen PKK ve uzantılarının sonunda başlarına gelecekleri görmesi için önlerinde duran bariz örneğidir ve dışarıdan destek olmadan PKK birkaç ay içerisinde bitip tükenebilecek kadar zayıf, tabansız bir terör örgütüdür.

ABD’nin PKK’ya desteği

Konu buradan PYD’ye bağlanıyor ancak yerim doldu, nasip olursa PYD konusunu da haftaya yazayım…

Not: 1980 Darbesi’nden bu yana çok parçacıklı bir halde oradan oraya savrulan PKK’yı “Uluslararası Terör” başlığında yazarken, PKK’nın kendi içerisindeki Kandil, Karayılan, Bayık, Kalkan vs gibi isimleri, KCK yapılanması vs gibi oluşumları ayrı ayrı ifade etmem gerekirdi ancak bir kitap çalışması olacak genişlikte olacağı için ve burada sadece bir köşe yazısı olarak paylaşmak durumunda olduğum için daha fazla detaya inmedim ve konuyu Öcalan üzerinden özetlemek durumunda kaldım.

Kaynakça:

Kan ve İnanç - Aliza Marcus

Avrupa’da PKK Faaliyetleri- SETA

Modern Ortadoğu Tarihi- William Cleveland

Radikalleşme ve Terör- Ortadoğu Analiz Dergisi

Güvenlik Çalışmaları Dergisi- Sayı 2

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.