
Nerede ise bütün siyasi krizlerin ve tartışmaların merkezi yerinde yer alan laiklik sorununun varlığının yeniden ele alınması gerekiyor. Türkiye laiklik sorununu nerede ise, Cumhuriyet dönemi boyunca tartışmıştır. Nerede ise bir asırdır tartıştığımız bir sosyo-politik sorunda hala tartışma devam ediyor ve her türlü siyasi krizlerin merkezine bu kavram yer alıyorsa bunda bir yanlışlık yok mudur?
Bu durumda iki durumdan biri söz konusu olabilir: Biri gerçekten böyle bir sorun yoktur, ancak böyle bir sorunun mevcut olduğu sanılmakta ve olmayan bir sorunun varlığı üzerinden tartışma yürütülmektedir; diğeri ise laikliğin gerçekleştirilebilme imkanı olmadığı halde bir takım zorlamalar ve dayatmalarla laik devlet yaratılmak istenmektedir ki bir asırda yaratılamayan böyle bir olgunun bundan sonra da hayata kazandırılması imkanı söz konusu değildir.
Bu konu ile mesleğim ve ilgim gereği biraz ilgilenmiş bir kişi olarak aslında Türkiye''de bir laiklik sorununun olmadığına, olmayan bir sorun üzerinden gereksiz ve anlamsız tartışmaların yürütülmekte olduğuna her geçen gün daha çok inanmaya başladım. Şu bir gerçektir ki Cumhuriyet öncesinin siyasi ve sosyal sisteminde din ve dinden neşet eden hukuk sistemi etkindi. Ancak Osmanlı Devleti bir “laik devlet” olmamakla birlikte bir “din devleti” de değildi. Batıdaki “Kilise devlet”lerinden hareketle Osmanlı Devleti''ne de “teokratik devlet” nitelemesi yapılmışsa da bunun gerçekliği ve niteliği üzerinde hala tartışmalar yapılmaktadır. Aslında Osmanlı sistemine “sultanlık rejimi” demek daha doğru bir kavramlaştırma olabilirdi. İlla dinle ilişkilendirilerek kavramlaştırılacaksa buna “yarı dini sistem” veya “nim teokrasi” demenin yerinde olacağı bilim dünyasında tartışılan bir tezdir. Ancak Osmanlı''nın teokratik bir düzen oluşu siyaset alanında tercih edilen bir yöntem olmuştur.
Cumhuriyet siyasi ve sosyal örgütlenmede dinin sosyolojik olarak mevcut etkin konumunu değiştirerek ona yeni bir yer ve alan açtı. Geleneksel olarak mevcut ikili yapıya son vererek dini siyasi ve hukuki alandan tasfiye ederek yeni yapıya “laik devlet” adını koydu. Bu nitelik nedeniyle ciddi denecek bir tepki ile karşılaşılmadı. Geçen zaman zarfında “laik devlet” daha iyi kurumsallaştı ve zaman içerisinde tartışmalar da azaldı.
Aslında teorideki konumuyla kıyaslandığında laik devlet örgütlenmesinin önemli sorunlar taşıdığı ortada ise de toplumsal ve yerel özellikler ve ihtiyaçlar dikkate alındığında bunun normal olduğu kanaati benimsendi. Batıdaki uygulamalar ile bizdeki uygulamalar arasında dikkat çeken farklılıkların temellendirilmesinde geleneksel yapının etkili olduğu söylenebilir. Zira “laik devlet” oluşumuza rağmen din ile devlet kurumları ayrışmış değildir ve dinin devlet yapısı içerisinde ve bir bakıma siyasetin kontrolünde olduğu açıktır. Ancak bu durum teorideki tartışmalı konumuna rağmen halk nezdinde meşruiyet kazanmış ve yadırganmamıştır. Zira bunun hem geleneksel yapıya hem de Cumhuriyetin temel misyonuna uygun olduğu ortadadır. Zaman zaman karşıt görüşler dile getirilse de mevcut yapının kurumsallaştığını ve hiçbir toplum kesiminin aksini düşünmediğini araştırmalar ortaya koyuyor.
Buna rağmen “laik devlet”in tehlikede olduğunu söyleyenlerin devletin laiklik niteliğinde olmayacak anlamlar yüklediklerini ve bir siyasi mücadele aracı olarak belli toplum kesimlerini siyasetin dışına itmenin aracı olarak kullandıklarını söyleyebiliriz. Cumhuriyetin gelişimi gibi “laik devlet” de bu zaman zarfında belli bir gelişme göstermiş her bir dönemde yeni anlam çerçeveleri kazanmıştır. Tek parti rejimindeki uygulama ile çok partili dönemdeki uygulamanın aynı olacağını beklemek doğru değildir. Demokrasi mevcut yapıların toplumsallaşmasına imkan verirken laikliğin bundan uzak durması beklenemez. Çok partili dönemde de her bir anayasa uygulamasında belli farklılıklar söz konusu olmuştur. Bunun aksini düşünmek mümkün değil. Zira bütün sosyal ve siyasi yapılar gibi laiklik de dinamik bir nitelik arzetmektedir. Mesela tek parti rejiminin otoriter şartlarında uygulanan dinin yeniden oluşturulması ve tanımlanmasına yönelik müdahalelerin devam ettirilmesini beklemek söz konusu olamazdı. Dine müdahale eden, dinin nasıl olması gerektiğine karar veren bir devlet “laik devlet” olabilir mi?
Türkiye''de laiklik diye bir sorun yok; hiç kimse toplumun din adamları tarafından yönetilmesini, hukuk sisteminin belli bir dine dayandırılmasını, siyasi otoritenin din adamları sınıfında olmasını istemiyor. Türk toplumunun, demokrasiyi benimsemiş ve demokratik idealleri içselleştirmiş olduğu açıktır. Laikliğin siyaset alanında rakipleri mücadele alanı dışına itmek için bir araç olarak kullanılmasının laikliğin bir sorun olduğu anlamına gelmiyor.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.