
Müjdeler olsun, bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesini yarın idrak ediyoruz. Rabbim, hepimizi bu mübarek Kadir gecesinin kadrini, kıymetini hakkıyla bilen ve değerlendiren bahtiyar kullarının zümresine ilhak eylesin. Ve daha nice Kadir gecelerine ulaşmayı, onların da feyizleriyle feyizyâb olmayı cümlemize ihsan buyursun.
Aşağıya alacağım iki yazının biri, büyük İslam âlimlerinden birine, diğeri de değerli edebiyatçılarımızdan diğer bir zata ait olduğu için her ikisini de ilgiyle okuyacağınızı tahmin ediyorum. Sahih-i Buhari mütercimi olarak bilinen ve dini yazılarını da tarihi, edebi ve hikemi konularla süsleyen merhum Kâmil Miras Hoca, “Ramazan Musahabeleri” isimli kitabında Kadir gecesini bize şöyle anlatıyor:
Kadir gecesi İslam âleminde tes’id edilen (kutlanan) gecelerin en feyizlisidir. Kur’an-ı Kerim Peygamber Efendimize bu gece içinde gönderilmeye başlanmış olduğundan kudsi bir hususiyeti hâiz bulunuyor. Yine bu gece içinde yapılan ibadet, öbür gecelere nisbeten bin aylık ibadetten hayırlı olması dolayısıyla büyük bir önem arzediyor. Yine bu gece, müstakbel seneye kadar cereyan edecek her türlü mühim hadiseler hakkındaki Allah’ın ezeli kazası ve takdiri infaz ve meleklere tebliğ olunuyor. Kadir gecesinin bu şerefli özellikleri münasebetiyle hakkında müstakil bir sûre nâzil oldu ve şanı şerefi böylece tebcil edildi. Bu geceye Kadir gecesi denilmesinin sebebi bunlardır. Peygamber Efendimiz de şöyle buyurmuştur: Her kim Kadir gecesinde bu gecenin hâiz bulunduğu şerefe ve itibara inanarak ve Allah’ın inayet buyuracağı sevabı ve mükâfatı umarak geceyi ibadetle geçirirse, geçmiş küçük günahları mağfiret olunur. (Buhari, Kadir gecesi bâbı)
Kadir gecesinin, Ramazan’ın yirmi yedinci gecesi olduğu kesin değildir. Ancak Resul-ü Ekrem’in tesadüf ettiği Kadir geceleri hakkındaki rivayetler arasında 27. geceye ait olan rivayet tercih edilerek bu gece ibadetle değerlendirilmiştir. Ramazan’ın 1,17, 18, 21, 23, 25, 27, 29, 30’uncu gecelerinden her birisini iltizam eden haberler de vardır.
İmam Ebu Hanife ile Hanefilere göre Kadir gecesi yalnız Ramazan ayı gecelerine mahsus olmayıp, senenin diğer aylarının gecelerinden herhangi bir geceye rastlayabilir. Muhyiddin-i Arabi, “Fütûhât”ında, “Nas, Kadir gecesinin zamanını tayin hususunda ihtilaf etmişlerdir. Ben de bu mübarek geceye kâh Şaban’da, kâh Rebiülevvel ayında, kâh Ramazan’ın son on gününün bir gecesinde tesadüf ettim” demiştir. Şu halde, bir senenin her gecesinin Kadir gecesi ümidiyle feyizli ve ibadetli geçirilmesi lazımdır. Nasıl ki bir şair de: “Ey üstad! Sen bize Kadir gecesinin niçin bir takım nişânelerini sayıp döküyorsun. Eğer sen zaman denilen hayat ölçüsünün kıymetini biliyorsan her gece, Kadir gecesidir” demiştir.
İmam-ı Buhari’nin müteaddit rivayetlerine göre Kadir gecesinin Ramazan’ın son on gecesinden birisinde olması kuvvetle muhtemeldir. Çünkü Resul-ü Ekrem Ramazan’ın bu son on gününde aile hayatından çekilerek kendisini tamamen ibadete verirdi. Mescidde kurdurduğu küçük bir çadırın içinde tam bir münzevi hayat yaşardı.
Ebu Said Hudri’nin bir rivayetine göre, içinde itikâfa çekilip, münzevi halde ibadet ettiği bu çadır, bir Türk çadırı idi. (Müslim) Bunun keçeden yapılmış ufak ve yuvarlak bir çadır olduğu da bildirilmektedir. (Nevevi) Ali el- Kâri de adının “Harkan” olduğunu haber vermektedir. (Mir’kat, C.2 S.50)
Kadir gecesini Müslümanlar namaz kılmak, Kur’an okumak, Allah’a dua etmek, günahlarından tövbe ve istiğfarda bulunmak suretiyle tes’id ederler. Hazreti Âişe’den rivayet edildiğine göre, Peygamberimiz Ramazan gecelerini bu türlü ibadetlerle ihya ederdi. (Buhari) Namaz hususunda, üzerinde namaz borcu olan kimsenin hiç olmazsa beş vakit kaza namazı kılması, nâfile namaz kılmaktan daha faziletlidir.
Dua hususunda da Hazreti Âişe radiyallahü anha der ki: Resul-ü Ekrem’e:
- Yâ Resulallah! Kadir gecesine rastlarsam nasıl dua edeyim, diye sordum.
- Allahümme inneke afüvvün tuhibbül afve fa’fü anni / Allahım sen affedersin ve affetmeyi seversin. Benim günahlarımı da bağışla, diye dua et! Buyurdu.
İlahi âşıkların önderi İbn-i Farız hazretlerinin bir beytinin tercümesini naklederek bu musahabemize son verelim:
“Hak tecelli ederse bütün geceler, Kadir gecesidir. Vuslat ve mülakat günlerinin hepsi de birer Cuma günüdür!”
Şimdi de Ruşen Eşref Ünaydın’a kulak verelim. Bakalım, bu meşhur ve merhum edibimiz “Kadir Gecesi Mevleviler” başlıklı yazısında bizler neler söyleyecek:
Yenikapı Mevlevihanesi’ndeyiz. Teravih namazı kılındı. Fakat bu gece ibadet sabaha kadar devam edecek. Zira âyet-i celile: “Leyletül kadri hayrün min el fi şehrin” buyuruyor.
Semâhânede dervişler şeyhin karşısında diz çöktüler. Mürşidle müridleri İsm-i Celal zikrine başladılar. “Allah” diyen nefesleri, sikkelerini vakur bir ıttıratla (muntazam bir tarzla) harekete getirdi. Bir havuzu andıran yuvarlak meydanı yeşim taşının renkli parmaklıkları arkasına dizilmiş bir cemaat de hafif bir sarsıntıyla bu maneviyat dibâcesine iştirak ediyor. Yalnız kandillerin altında – yıldızlı bir feza ufkundaymış gibi – yarı görünen heybetli sandukalar cemaati ruh olmuş eski şeyhler kafilesi, karşıda hareketsiz duruyor. Bir kubbe gibi müdevver (dairevi) tavanın ortasındaki müzehhep (tezhipli) toptan sarkan âvize ne ruhani bir neşve dağıtıyor. Sandukaların boyunlarından sarkan çevrelerin sırmaları; kafeslerdeki yaldız nakışları ve duvarlara pervaz teşkil eden yeşil zeminli ta’liklerin Mesnevi beyitlerinin altınlarını yer yer parıldatıyor.
Ervah ve ecsad (ruhlar ve cesedler) hepimiz, bu tasavvuf meydanında rûhâni bir raksın seyrine hazırlanıyoruz.
Zikir gittikçe tizleşti, “Allah” adını anarak uğuldayan bir rüzgâra benzedi ve birden bire dindi. En derin bir sükût içinde kaldık. Fakat işte bu sessizlikten yeni bir nida, çok uzaklardan zamanların ve mesafelerin ötesinden kulağa çarpar gibi bir nida doğuyor. Şeyh, dua ediyor. Bir murakabenin lezzeti içindeyiz. Meydan sesten ve sikkeden boşaldı. Dervişler birer tayf gibi kenarlara süzüldüler. Yumrulmuş vücutlarla yere eğilen başlarından bir huşû halkası teşekkül etti.
Şimdi bu boş meydana mutribden dâvûdi bir ses dökülüyor. Elinde Mesnevi, süzgün bir derviş ayağa kalkmış, “Pir”in naatlarından birini okuyor. İnziva ve gurbet içinde rasttan en cûşâcûş birer aşk sayhasını andıran bu ledunnî hitaba Celaledddin-i Rûmi’nin Rabbani cezbelerini yâd ettiriyor.
Artık dünya kelamı nihayet buldu. “Ney” hafif ve mâveraî nağme gölgeleri halinde neşideye başladı.
Bu sesin ardı sıra ebediyet yoluna uruc ediyoruz! Birkaç “kudüm” damlası guya fani arzın son demlerine işaret etti. “Nefir” çalındı. Dervişler ellerini şiddetle semahane tahtalarına vurdular. Sanki kalbleri ve ruhları ayıldı, “ba’sü ba’del mevte mazhar” oldular. Peşrevle beraber “Sultan Veled” devrine kalktılar. Gûya ki bu tarikat kafilesi “arş-ı Hudâ”da mübarek makamları ziyaret ede ede postun önünde, “Makam-ı Muhammed”e baş eğerek semahaneyi üç defa döndü. Sırat yoluna düzüldü. Ve nihayet cinan ravzasına girdiler.
Zira âyin-i şerif başlayınca hepsi birer birer, omuzlarında bağlı kollarıyla şeyhin huzurunda baş kestiler, mürşidin ağzıyla sırra erince neşveden pervaz edecek gibi kollarını açtılar, semaa başladılar, meydan bir sikke ve tennûre bahçesine dönüştü. Her derviş dönen bir mahruttu (koni) idi. Bunlar, titreşen kandillerle küçücük küçücük mum alevleri hep birden neylerin rüzgârına tutulmuş uçuşuyorlardı!
Edebiyet âlemini resmeden bu nâsûtî cezbe manzarasını şu meydandan artık kenara çekilmiş selefleri de Mevlevi silsilesinin son neslini Kur’an’ın nâzil olduğu gecenin yüzü suyu hürmetine, o ilahi çerağ etrafında pervane gibi dönerken seyir için tekrar diziliyorlar sanılırdı. Zira ilk bânilerin burma kavukları ve son şeyhlerin yüksek sikkeleri de ihtizaza gelmiş gibiydi.
Âyin ilerledikçe gözler öyle kamaşıyordu ki âdeta menam âleminde gökde uçuşan bir küme ervâh-ı tayyibe görür gibi oluyorduk.
Bu “selam” manzarası dört defa tekrarlandı. Dört kitabı ve çehâryârı mı tanzim ediyordu. Zira efdal olan dördüncüsünde yalnız neyler inliyor ve şeyh de semavi cümbüşe karışıyordu. Nihayet murada erdiler. Tekrar kenarda pûşidelerine bürünüp sır oldular.
Şeyhin – sükût ortasında uhrevi bir ses gezintisini andıran – son kısa gülbangi üzerine huşû verici bir muazzam “hû” ruhları ürpertti! Dışarıdaki servistan geceleyin bir kıyamet rüzgârıyla inildedi sanılırdı!
Böylece dervişler bütün mâsivâdan boşaldılar. Hakk’a vâsıl oldular.
İşte Ruşen Eşref, Yenikapı Mevlevihanesi’ndeki Kadir gecesi Mevlevilerini böyle bir üslupla anlatarak rûşen (aydınlık) gönülleri daha da şenlendiriyor.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.