
1992 yılının baharıydı. Üsküdar’da kalabalık bir grup halinde küçük vapurlarla Anadoluhisarı’na geçiyorduk. Akşamın bahar gölgeliği bütün güzelliğiyle Üsküdar üzerindeydi. Ezan yine o estetik ruhaniyetiyle minarelerden yükselmek üzereydi. Telaş, coşku, hareket içindeydik.
Vapurda Fetih Marşı çalmaya başlamıştı bile. Arif Nihat Asya’nın o meşhur marşı… Bize İstanbul’u yeniden fethetmenin duygularını veren marş. Genç yaşımızla Fatih gibi fetih yapabileceğimiz bilincimizi hareketlendiren marş. Sonra Anadoluhisarı’na büyük bir kalabalık halinde aktık. Ana-baba günüydü. Yıldırım Gürses, Fetih Marşı’nı okudu. Hepimiz ona eşlik ettik. Sonra dünya Müslümanlarının acılarını dindirmek için paralar toplandı. Bir iş adamımız yüklü miktarda para desteğinde bulundu. Arkasından Recep Tayyip Erdoğan konuştu. İlk defa dinliyordum Erdoğan’ı. Fetih Marşı’nın coşkusunu siyasal dile çeviriyordu. Yıllar içinde hepimizde İstanbul Fethi bir kült olmuştu. İstanbul’u fethetmek istiyorduk. Ne demekti bu?
Fatih İstanbul’u fethederek dünya tarihini değiştirmişti. Ancak modern dönemde Batı kültürel hegemonyası ile İstanbul elimizden alınmıştı. Ayasofya’nın (Fatih’in İstanbul fethi ile beraber kendi vakfiyesi haline getirerek cami yaptığı) müzeye çevrilmesi de bunun sembolüydü. Biz de yeniden onu fethetmeliydik. O bir Müslüman şehriydi. Kültürü ve mimarisi yine İslam olmalıydı. Bunu Fatih 20’li yaşlarda yapmıştıysa biz neden yapmayacaktık? Bizim bir fetih ütopyamız vardı. İstanbul’u yeniden Müslüman kenti yapacak bir fetih yapmak! Refah Partisi başta olmak üzere her zaman fetih kutlamaları bu duyguları seferber ediyordu. Fatih’in idealleri, Osmanlı tarih bilinci, Türklerin İslam bayraktarlığı öncülüğünde yürüyen bir fetih coşkusu vardı.
İstanbul’da Erdoğan belediye başkanlığını kazandığında, İslami kesim için bu aynı zamanda İstanbul’un fethi demekti. Nitekim kısa sürede İstanbul başka bir şehre dönüştü. Sadece beyaz Türk elitlere hizmet eden belediye mekânları ve tesisleri bütün halka açıldı. Buna ilk tepkiyi Can Dündar vermişti. Ben de buna tepkimi “Kast Mekanlarında Postalı Çamurlar” yazarak vermiştim. Sonra büyük şehir belediye işletmeleri alkolden arındı. Halk daha fazla buralara rağbet etmeye başladı. Belediye hizmetleri arttı. İstanbul’un ulaşım, su, temizlik gibi sorunları çözüldü. Kültür merkezlerinde İslam konuşulmaya başlandı. Doğu ve Batı entelektüelleri bu mekânlarda Avrupa ve İslam’ı beraber tartıştılar. Muhafazakar aydınlar elitler dolaşımında daha etkili hale geldiler. Laikçi kesimlerden “bunlar yol kenarlarına yeşil çizgiler çekerek gündelik hayatımıza iktidarlarını dikte ediyorlar, artık otobüslerde haremlik-selamlık uygulayacaklar” gibi tepkiler geliyordu. Biz İstanbul’u fethettiğimizi düşünürken onlar da “İstanbul’un düştüğünü” sanıyorlardı.
İstanbul ne fethedilmişti ne de düşmüştü. İstanbul sadece yeni gelen muhafazakârlarla beraber kendisini epey yenilemişti. Rahat nefes almaya başlamıştı, artık muhafazakârlara da kucak açıyordu. İstanbullu olmak belli grupların ayrıcalığından çıkıyordu. Çeyrek yüzyıla varan çevreden gelen İstanbul Fetih harekâtıyla beraber aslında İstanbul da muhafazakârları fethetti!
İstanbul nasıl fethetti muhafazakârları? Zenginliği, üniversiteleri, Boğaz’ı, rantları, yükselen dinamizmi, güzelliği ile. Alt ve orta sınıf Anadolu’dan gelen muhafazakâr dalga, önce İstanbul’u fethetti. Bu fetih sadece inanç temelinde ve Fatih ile sembolleşen ideallerle gerçekleşmedi. Aslında başlangıçta bu idealler vardı ve bunun sonucunda da güzel şeyler oldu. Ancak fetih, aynı zamanda muhafazakarların kendi sosyal ve ekonomik tutkularıyla İstanbul’a dalmalarıydı. Daldılar da… İstanbul Boğaz kültürü, zengin servetleri, yeni imara açılan yerler ve bölgeleriyle muhafazakârları çarptı. Onlara sunduğu bu dünyalıklarla onları fethetti. Fethe gelen fethedildi adeta. Artık Anadoluhisarı’nda Fetih Marşı okuyarak tempo tutmuyoruz. Büyük stadyumlarda bu marşla mehter eşliğinde genç kuşaklara heyecan veremiyoruz. Fetih bilincimiz kayboldukça biz de kayboluyoruz. İstanbul dünyalığıyla bizleri fethetti sanırım.
Bugün İstanbul Fethinin 557. yılını kutluyoruz. Büyük sultan Fatih’e, yanındaki o mübarek askerlerine, rehberlik eden ulemasına ve nefesleriyle şevk veren irfan ehline dualarımı gönderiyorum. Şimdi Arif Nihat Asya’nın o güzel marşından idrakimize bir tat gelsin!
Sen de geçebilirsin yardan, anadan, serden
Senin de destanını okuyalım ezberden
Haberin yok gibidir taşıdığın değerden
Elde sensin, dilde sen; gönüldesin, baştasın
Fâtih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.