Yazarlar Komplo teorisi ama çok ikna edici

Komplo teorisi ama çok ikna edici

Erol Göka
Erol Göka Gazete Yazarı

17. Yüzyıl'dan 20. Yüzyıl'a miras kalan entelektüel serüvenin rotası belirsizlikten kesinliğe doğrudur. “Kesinlik arayışı”, Otuz Yıl Savaşları'nda somutlaşan politik, sosyal ve teolojik kaosa bir yönelik bir güven ve istikrar arayışıdır. Galileo, Descartes ve Bacon tarafından yön verilen bilimsel devrim, bundan sonra gündeme gelmiştir… Organik, canlı, hiyerarşik ve ruhani bir evren anlayışının yerini matematik yasalara göre işleyen mekanik bir sistem, makine olarak evren anlayışı alır; hayat sekülerleşir.
Yazımın ilk paragrafındaki bu teorik bombardıman için kusura bakmayın, açıklamaya çalışacağım. Yukarıdaki ifadelerin yer aldığı Gökhan Yavuz Demir'in güzel kitabı “Sosyal bir Fenomen Olarak Dilin Belirsizliği”ni okurken, bilmediğim bir şey ile karşılaştım. Meğer modern düşüncenin ve bilimin ortaya çıkış nedenleri arasında Otuz Yıl Savaşları'nın ortaya çıkardığı kaos ve kargaşaya büyük bir önem veriliyormuş. Modern düşüncenin ve bilimin, Otuz Yıl Savaşları'nın enkazı üzerine ortaya çıktığı; bunda kaosun belirsizliğini kesinlik arayışına çevirme motivasyonunun büyük rol aldığı düşünülüyormuş. Ben Gökhan Yavuz Demir'in kitabından öğrendim, meğer çokça kafa yorulan bir konuymuş. Bu bilgi, şurada dursun.
Suriye'deki iç savaşa, İran'ın ve Suudi Arabistan'ın esasen mezhebi gerekçelerle taraf olmalarıyla iyice gün yüzüne çıkan “mezhep savaşı” tehlikesi (ve provokasyonu) üzerine ne zamandır yazmak istiyordum. Temel tezim, “mezhep savaşları” teşebbüsünün göründüğü gibi iç dinamiklerden değil, dışarıdan kaynaklandığı, Müslüman dünyayı modernleştirmek, kendilerine benzetmek isteyenlerin yeni bir tezgâhı olduğuydu. Bu düşüncem en nihayetinde bir komplo teorisiydi. Komplo teorilerinin kaynaklandığı zihniyeti onarmakla görevli bir mesleğin icracısı olarak biraz daha temkinli olmam, kanıta dayanmam gerekiyordu. Ben sotalanmış beklerken, bizim sevgili Merve Şebnem Oruç harekete geçti. Önce 17 Nisan'da “Sykes-Picot yıkılacak Vestfalya 2.0 mı gelecek?”, sonra 1 Eylül'de “Batı bizi bölmek mi istiyor?” başlıklı yazılarla konuyu ele aldı.
“Batı'nın politika belirleyicileri, Arap devrimleri Suriye'yle beraber bir mezhep savaşına döndüğünden beri başka şeyler konuşuyorlar. Meselenin özünde 'dine karşı sekülarizm' olduğunu mesela... Ya da 17. yy'da Avrupa'yı kasıp kavuran mezhep savaşlarının bitişini ve Vestfalya Anlaşmalarını... Dönemin Avrupasını günümüzün Orta Doğusuyla karşılaştırıp mevcut kaosu bitirip düzeni sağlamanın ancak benzeri bir çözümle mümkün olduğunu söylüyorlar. Bu fikri savunanların önde gelenlerinden biri de Henry Kissinger… Kissinger, 2014 yılında yayınlanan son kitabı 'Dünya Düzeni'nde, Orta Doğu'nun bugünkü durumunu 17. yy. Avrupasına benzeterek, Avrupa'da da çeşitli Hıristiyan grupların yıllarca birbirini öldürdüklerini, ama sonunda birlikte yaşamak zorunda olduklarını anladıklarını söylüyor; birlikte ama ayrı.
Hatırlayalım, Vestfalya'yla beraber Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu yenilmiş, kazanan egemenlik/özerklik ve sekülarizm olmuştu. Vestfalya aynı zamanda ulus-devlet kavramının da doğuşuydu. Batı nüfuzu dünyaya yayıldıkça, Vestfalya'da benimsenen prensipler uluslararası hukuk ve mevcut dünya düzeninin normlarını oluşturmuştu… Yani Kissinger aklı, bizi güncellenmiş bir Sykes-Picot düzenine, Vestfalya gibi Batılı bir örnek vererek ikna etmeye çalışıyordu.”
Oruç, ilk yazısında Kissinger'a dayanıyordu, ikinci yazıda meşhur Brzezinski'yi de ilave etti. Ortadoğu'nun halinin aynen 30 Yıl Savaşları'nı andırdığını ve çözüm için bir Vestfalya Anlaşması gerektiğini o da ifade etmiş. “Brzezinski, 2014'te verdiği bir röportajda, Orta Doğu'da yükselen dini özdeşleşmenin siyasi hareketliliğin temel motifi olduğunu söyleyerek bu durumun 30 Yıl Savaşları'na benzediğine vurgu yapıyor ve çözümün Vestfalya benzeri bir bölünmede olduğunu söylüyor.”
Merve Şebnem kardeşimin bu tespitleri, kimlerin ne kadar dikkatini çekiyor bilmiyorum ama çok ikna edici. Yazının başında aktardığım görüşler sanıyorum şimdi daha iyi anlaşılıyor. Batılı akıl, bu Otuz Yıl Savaşları meselesine çok iyi çalışmış, inceden sürmeye hesaplar yapmış. Evet, ispatlayamıyoruz bu teoriyi ama bizzat yaşıyoruz. Türkiye, İran ve Suudi akılları tüm dikkatlerini bu noktaya odaklamalı. Müslüman dünyanın kendine özgü bir hayat tarzı ve ritmi olduğunu bir türlü anlayamayan zavallılar, uzun yıllar, “Protestan İslam”, “Kalvinist İslam” gibi saçmalıklarla Müslümanları kapitalizmle uyumlu yapmaya çalıştıktan sonra şimdi de başka bir tezgâh peşinde. Tezgâhlarını başlarına yıkmalı, “sizinle birlikte yaşayabiliriz ama asla sizin gibi olmayız” demeliyiz.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.