
Günümüz dünyasında ekonomik güç askeri güç kadar önemli. Hatta ekonomik gücün, askeri gücün önünde yer aldığını söylemek bile yanlış olmaz.
Askeri güç bir caydırıcılık unsuru olmakla birlikte, ekonomik gücün yaptırım özelliği göz önüne alındığında; bu gücün önemi daha fazla hissedilmektedir.
Bu gücün uluslararası arenada ne kadar önemli olduğu gerçeğine hep beraber şahitlik etmekteyiz.
Zaten ekonomik güçlülük, güçlü bir askeri yapıyı da finanse edeceğinden ikisinin gelişimi paralel seyretmektedir.
Dünyaya yön vermeye çalışan hegemonik devletlerin aynı zamanda güçlü bir ekonomiye sahip olmaları kesinlikle tesadüfî değildir. Birleşmiş Milletlerin söz sahibi beş daimi üyesi buna iyi bir örnektir...
Bu doğrusal denklem tarihsel süreç buyunca hep geçerli olmuştur. Hoca Nasreddin"in "ye kürküm ye" düsturu her daim geçerlidir.
Peki, güçlü ekonomiye sahip olmanın yolları nelerdir?
Sağlıklı ve kalıcı yapıdaki güçlü bir ekonomiye sahip olmanın anahtarı değişimi yakalamaktan geçmektedir. Bunu yanında inovasyon, Ar-Ge (araştırma-geliştirme) ve rekabet edebilirlik sizi güçlü bir ekonomiye taşımaktadır.
Bugün dünyada söz sahibi olan gelişmiş ekonomiler bunları yaptıkları için bu haldedirler.
Türkiye ekonomisine dair tüm bu alanlarda yapılacak çok şey vardır. Türkiye ekonomisi, inovasyon, Ar-Ge ve rekabet gücünde gerilerden gelmektedir.
Türkiye ekonomisi, işgücü yapısı, borsası, sınaî ve hizmet işletmeleriyle tam bir Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletme"ler (KOBİ) ekonomisidir.
Türkiye İstatistik Kurumu"nun açıkladığı verilere göre, Türkiye"deki toplam girişim sayısının yüzde 99,9"unu KOBİ"ler oluştururken, istihdamın da yüzde 77,8"ini KOBİ"ler sağlamaktadır.
Türkiye ekonomisinin bir KOBİ ekonomisi olması ise, dünya pazarlarından alınan payın sınırlı kalmasına ve ekonominin sağlıklı bir yapıya kavuşmasına vesile olan araştırma-geliştirme (Ar-Ge) çalışmalarının düşük kalmasına neden olmaktadır.
KOBİ"lerin sadece ve sadece toplam Ar-Ge harcamaları içinde yüzde 14,9"luk paya sahip olmaları ekonominin geleceği adına kaygı vericidir.
ABD, Japonya, Kore, İsviçre, Finlandiya ve Çin gibi geniş pazarlara egemen ülkelerin bu alanda yaptıkları harcamalar diğer ülkelerin çok üzerindedir. Örneğin 2010 yılında ABD"nin Ar-Ge harcamaları toplamı 130 milyar dolar iken, bu rakam Türkiye"de 1,9 milyar dolardır.
Son yılardaki Ar-Ge harcamalarımız gayrı safi hâsılaya göre yükseliş kaydetse de hâlihazırda yeterli büyüklükte değildir.
İnovasyon ve Ar-Ge harcamaları ekonomilerin direkt olarak dünya pazarındaki rekabetçiliğini de etkiliyor.
Bizde bu harcamaların halen yeterli düzeyde olmaması, bizim ürünlerimizin dünya pazarındaki rekabet edebilirliğini de düşürüyor.
Hâlihazırda dünyanın 16. büyük ekonomisi olan Türkiye, ilk 10 ekonomi içerisine girmeyi ve o sıralamada kalıcı olmayı hedefliyorsa; bunun yolu inovasyon, Ar-Ge ve rekabet edebilirlik alanlarına yapılacak olan yatırımlardan geçmektedir.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.