Türkçe adlara dair

00:006/09/1999, Pazartesi
G: 10/09/2019, Salı
Hayati Develi

Kişi adlarımız kültürel kimliğimizin tarih içindeki gelişimine de işaret ediyor. İslâm öncesinde nasıl başka dinlere mensubiyeti gösteren adlar alındıysa, İslâm dininin kabulüyle yavaş yavaş İslâmî isimler de yayılmaya başlamıştı. Müslüman Türkler kendi örflerinin "güzel" kabul ettiği, beğendiği Türkçe adları almaya devam ettiler ve bu yüzyıllar boyunca sürdü. İslâmî adlardan başta Ahmed, Muhammed, Mustafa olmak üzere Ali, Hasan, Hüseyin en çok kullanılanlardır. Cihad çağlarında çok sevilen adlardan

Kişi adlarımız kültürel kimliğimizin tarih içindeki gelişimine de işaret ediyor. İslâm öncesinde nasıl başka dinlere mensubiyeti gösteren adlar alındıysa, İslâm dininin kabulüyle yavaş yavaş İslâmî isimler de yayılmaya başlamıştı. Müslüman Türkler kendi örflerinin "güzel" kabul ettiği, beğendiği Türkçe adları almaya devam ettiler ve bu yüzyıllar boyunca sürdü. İslâmî adlardan başta Ahmed, Muhammed, Mustafa olmak üzere Ali, Hasan, Hüseyin en çok kullanılanlardır. Cihad çağlarında çok sevilen adlardan biri de Hamza olmuştur. Bunun yanında Hızır isminın çok kullanılmış olması da ilgi çekicidir.

Türklerin kimi yırtıcı kuşların ve hayvanların isimlerini severek kullandığını görüyoruz. Bunların bir kısmı eski ongunlarla da ilgili olup adı alınan canlının gücüne sahip olma isteğini ifade ediyor. Selçuklu hanedanının soy başı olan Selçuk Bey''in yeğenleri ve ondan sonraki hükümdarlar olan Çağrı ve Tuğrul Beylerin adlarına bakalım. Tuğrul, yırtıcı bir kuşun adıdır. Osman Gazinin babasının adı da Er Tuğrul idi. Çağrı da ilk anda akla gelebilecei gibi çağırmak fiilinden yapılmış bir kelime olmayıp bir tür şahinin adıdır. Bunun çakır/çağır şeklinden gelişmiş olduğu açıktır.

Yırtıcı kuşlardan olan doğan da ad olarak sıkça kullanılmıştır. Yıldırım lakaplı I. Bayezid, Niğbolu kalesini kuşatmış olan düşman ordusunun safları arasından geceleyin gizlice geçerek kale komutanına şöyle bağırmıştı . Doğan !.. Doğan !... Bu yırtıcı kuş ve hayvan isimlerinin başına zaman zaman "er" ve "alp" gibi kuşun cinsiyetini ve yiğitliği ifade eden sıfatlar da getirilmiştir. Bizim tarih kitaplarımıza bir yanlış okumayla Eratna diye geçmiş olan beyliğin kurucusunun adı aslında Er tana''dır, yani "erkek/yiğit dana".

Kimi Selçuklu beylerinin adlarına da dikkat çekmek istiyorum: Çaka, Porsuk, Bozan, Tanrıvermiş, Bozkuş, Sunkur vs. Selçuklu hanedanından devleti devralan Osmanlı ailesinde de durum buna benzemektedir. Bu ailede birçok arkaik Türkçe isim son birkaç yüzyıla kadar kullanılagelmiştir: Aydoğdu, Gündoğdu, Akdemir, Kılıç, Orhan, Savcı, Er tuğrul...

Türkçe adların her sınıftan insan tarafından XV.-XVI. yüzyıllar boyunca da yaygın bir şekilde kullanıldığı arşiv belgelerinden anlaşılıyor: Atmaca, Sungur, Tanrıvermiş, Eynehan, Sarıca, Oruç, Turgud, Selçuk, Satı, Kutlu, Karaca, Dursun, Durmuş...

Daha önce doğan çocukları yaşamamış olan aileler yeni doğan çocuklarına hayatta kalması için Durmuş, Dursun, Durdu, Yaşar.. gibi adlar koymakta; hep kız çocuğu olup da erkek çocuk bekleyenler son kızlarına Döndü, Döne, Yeter gibi adlar vermektedirler. Satılmış adı da benzeri bir anlam taşımaktadır: Daha önceki çocukları ölmüş olan aile yeni doğan çocuklarını o yöredeki bir yatıra götürüp "Bu çocuğu sana sattım!" gibi bir ifade ile çocuğunu satmaktadır. Böyle çocuklara "Satılmış" adı veriliyor. İslâmı ilk defa kabul eden Karahanlı hükümdarı Abdulkerim Satuk Buğra''nın adındaki Satuk da "Satılmış" anlamındadır. Bu ad koyma âdetinin İslâm öncesi inançlarıyla bağlantılı olduğu açıktır.

Dünün insanları çocuklarına kimi yırtıcı kuşların, hayvanların adını koyarken veya Döndü, Dursun, Durmuş gibi adları verirken hangi dürtülerle hareket ediyorsa, bugünün insanı da benzer dürtülerle hareket ediyor: Artık sıkça rastladığımız Doğa, Doruk, Irmak, Yamaç, Deniz gibi isimler bir tür tabiat hasretini, kalabalık şehirlerin uğultusundan uzaklaşma özlemini göstermiyor mu?