Tam 30 yıldır “Türkiye’nin yönü” ile ilgili doğrudan ya da dolaylı kaç yazı yazmışımdır, kaç kere söz almışımdır hatırlamıyorum. Çoktur. Epeyce çoktur.

2007-2010 arası Meksika Sınırı’nda Tarık Tufan ve Selahattin Yusuf’la bir takım “laik atak” hastası tiplerle bazen inceden bazen de oldukça göstere göstere dalga geçer, mücadele ederdik. Trenlere mescit konulması fikrine ateş püsküren, “trenler laiktir, laik kalacak” diye kendinden geçen dönemin Hürriyet Gazetesi ile nasıl dalga geçtiğimizi çok net hatırlıyorum mesela. Altı üstü dindar insanların trende namazlarını eda edebileceği bir düzenek kurulması fikri bile Türkiye’nin yönü ile ilgili bir tartışmaya dönüştürülmüştü. O dönemde bu laik atak hastalarıyla dalga geçip gücümüzce mücadele ederken başımız dik, inancımız kavi, hedefimiz belliydi.

İlk bir hafta “ne oluyor yahu?” dediğim Gezi’de “Türkiye’nin yönü” ile ilgili bir mesele ortaya çıkınca derhal pozisyonumu belirlemiş, yine gücüm yettiğince o yön ile ilgili mücadelede yer almıştım. Başım dik, inancım kavi, hedefim belliydi. “Türkiye’nin yönü”ne bir zarar gelemezdi, gelebilemezdi.

17-25 Aralık süreci geldi ardından. Amerikancı FETÖ itlerinin Türkiye’ye kurduğu o büyük tuzak, Türkiye’nin yönünü tehdit ediyordu. Kayıtsız kalmam söz konusu bile olamazdı. Gezi’nin ilk günlerindeki kafa karışıklığımdan eser yoktu. Daha ilk gün durduğum yeri netleştirmiş, bu terörist itlerin memleketi ateşe atmak için ellerinden geleni yaptıklarını derhal fark etmiştim. Yine edebildiğimce mücadele ettim.

15 Temmuz geldi sonra. Yarım asırlık ömrümde “Türkiye’nin yönü” ile ilgili olarak karşı karşıya kaldığım en büyük tehditti o gece. “Reis hayatta, herkes sokağa” çağrısıyla ilk anda sokağa fırlamış, arkadaşlarımın vurulup şehit olduğunu görmüş, memleketi FETÖ’cü köpeklere bırakmamak için ölümü göze almıştım. Vız gelir tırıs giderdi. O gecenin köpeklerin değil Türkiye’nin gecesi olması için ölmem gerekseydi kurşunun üzerine atılmak için yarım saniye düşünmezdim.

17-25 Aralık sürecinde de 15 Temmuz gecesinde de başım dik, sadrım geniş, imanım kavi idi. Türkiye’nin, mübarek ülkemizin, annemizin başına bir şey gelmesin, Türkiye’nin yönüne bir şey olmasın yeterdi. Sonu ne olursa olurdu.

Dergimiz Cins’te çok sevdiğim bir kapak fotoğrafımız vardır. “Türkiye’nin yönü”nü konuştuğumuz bir sayıda yayınlamıştık. Bir kız çocuğu ile babası bir trenin ay yıldızlı penceresinin önünde karşılıklı oturuyorlardı fotoğrafta. “Babalar, çocuklar, ay yıldızımız ve giden, ilerleyen, hedefe yönelmiş bir tren… Türkiye’nin yönü bu ve bu kadar olmalı” diye düşünmüştüm. Kendimi “Allah’a ve Türkiye’ye inanarak yaşamak ve öylece ölmek” isimli bir büyük meselenin en küçük temsilcisi olarak görmekle bahtiyardım.

Yanlış anlaşılmasın. Bu bahtiyarlığım hâlâ sürüyor. Bu bahtiyarlığım hâlâ sürdüğü için gerçekte olmayan ancak zihnimde “idealize ettiğim” bir yere kaçıp gidiyorum sürekli.

Yalnız şu var. Gerçeklik ile zihnimde idealize ettiğim yer arasındaki mesafe hiç bu kadar açılmamıştı. “Bu makas farkının bunca açıldığı bir zaman dilimini hiç yaşamamıştım.” Hissiyatım budur.

O yüzden de rahatlıkla diyebilirim ki “Türkiye’nin yönü” ile ilgili olarak pozisyonumda hiçbir değişiklik olmasa da o yönün başına gelenler ve getirilenler hakkındaki hayal kırıklığımı size imkânı yok tarif edemem.

Yazmayı ya da konuşmayı bırakmak isteyecek kadar büyük bir hayal kırıklığı bu. Hile yapılarak nakavt edilmiş idealist bir boksör eskisi olarak yaşamak da seçeneklerim arasında ve çok ciddi bir ihtimal bu artık.

Çünkü tam olarak ne ile mücadele ettiğimi de bilemiyorum artık. Pus var. Çok fazla pus var.

Elimde sadece ismi Recep Tayyip Erdoğan olan ve Türkiye’nin yönü ile ilgili olarak ne düşündüğünü çok iyi bildiğim birine duyduğum derin bir bağlılık duygusu kaldı. “Reis hayatta, herkes sokağa” cümlesinin o dehşetli çağrısı kaldı. Yumruklarımı sallamaya o yüzden devam ediyorum. Gücüm yettiğince. Ve ben Türkiye’nin yönü ile ilgili mücadelemin böyle bir imtihanla imtihan edilebileceğini aklımın ucundan bile geçirmemiştim.

Bakın tekrar edeyim. İsmi Recep Tayyip Erdoğan olan ve Türkiye’nin yönü ile ilgili olarak ne düşündüğünü çok iyi bildiğim o adam dışında hiçbirinize ne bir vefa ne bir bağlılık ne bir sevgi…

Anladıysanız purolarınızı yakın. Ben de anladığınızı anlayayım. Dövüşeceksek adam gibi dövüşelim bari. Vatikan papazı gibi dövüşmeyi sevmem çünkü.

Sayfa Sonu
Türkiye’nin Birikimi. Uluslararası Medya Grubu.

Türkiye’nin gündemini belirleyen haber kaynağına hoş geldiniz! Tarafsız, dinamik ve derinlemesine habercilik anlayışıyla Yeni Şafak, okuyucularına güncel gelişmelerin ötesinde bir deneyim sunuyor. Siyaset ve ekonomiden kültür-sanat ve spor dünyasına kadar geniş bir yelpazede sunduğu haberlerle, hem Türkiye’de hem de dünyada neler olup bittiğini anında öğrenin. Dijital platformlarıyla her an, her yerden en doğru bilgiye ulaşın; Yeni Şafak’la gündemi yakalayın!

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

Gündemi cebinizde taşıyın! Yeni Şafak’ın mobil uygulamalarıyla, en güncel haberlere anında ulaşın. Siyasetten ekonomiye, spordan kültür-sanat dünyasına kadar geniş bir içerik yelpazesi parmaklarınızın ucunda! Hem iOS, hem Android hem de Huawei cihazlarınızda kolayca indirerek, günün her anında en doğru bilgiye hızlıca erişin. Hemen indirin, dünyadaki gelişmeleri kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mah. Fetih Cad. No:6 34010 Zeytinburnu/İstanbul, Türkiyeiletisim@yenisafak.com+90 212 467 6515

YASAL UYARI

BIST isim ve logosu 'Koruma Marka Belgesi' altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026