
Şu askerler ne kadar da birbirlerine benziyor. Hangi ülkede olurlarsa olsunlar, hangi eğitimden geçmiş olurlarsa olsunlar, hangi demokratik terbiyeye sahip olurlarsa olsunlar.
İster Türkiye''de olduğu gibi, ülke yönetimine müdahale eden, sivil siyaseti hiçe sayan ve “memleketin geleceği bizden sorulur, yönetimi de bizden sorulmalı” diyerek bir siyasi parti mensubu gibi çalışan cinsinden olsun ya da demokratik usullere, geleneklere bağlı ve siyasetle hiç ilgilenmiyor gibi görünenler olsun, meselenin özü değişmiyor.
Asker bir noktada, ''Güvenlik benden soruluyorsa bazı şeyler benim istediğim gibi olmalı” diyor.
Eh, tabii ''güvenlik'' denen netameli şeyin nasıl değerlendirileceğini ve ne zaman çok hayati bir hale geldiğini de bazan ya da çoğunlukla kendileri belirledikleri için, birçok ülkede ve durumda onların sözü daha fazla dinleniyor.
Çünkü dünya hangi uygarlık seviyesine ulaşmış olursa olsun hala elinde silah olanın sesi daha fazla çıkıyor.
Silahsız yığınlar, silahlı kullanma yetkisine sahip olanın genelde haklı olduğunu kabul etmek zorunda kalıyorlar. Ne yapsınlar? Askerler “tehdit var” diyorlarsa onlar da inanıyorlar.
Bu iş böyle. Askerleri bu işle görevlendiren o silahsız yığınlar olduğu halde, onları yeterince denetleyemeyen ve onlar karşısında çok zaman çaresiz kalanlar da yine onlar.
Tabii çoğunlukla sistem, silahsız yığınların sadece çaresizlikten değil güvenlikleri için de bu silahlı askerlerin desteklenmesini sağlayan mekanizmaları harekete geçiriyor. O zaman sanki alanın da satanın da razı olduğu bir alışveriş söz konusuymuş gibi bir durum ortaya çıkıyor.
Aslında ortada düşmanlıklar, çözülememiş meseleler, çıkar çatışmaları ya da ihtimalleri bulunduğu sürece askerlere ve onların oluşturduğu kurumlara ihtiyaç olduğu ortada. Dünya henüz ihtilafsız bir gezegen olmayı becerebilmiş değil.
Öyleyse ellerine silah verilen verilen kişilerin ne kadar denetlenirse denetlensin kendilerine bir güç vehmetmeleri ve bu gücü belli amaçlar adına kullanmaya zaman zaman niyet etmeleri ( Türkiye gibi ülkelerde ise bunu normal bir hak olarak görmeleri) çok normal.
İşin felsefi tarafını bir yana bırakalım.
Biz günümüze bakalım.
Şu askerler ne kadar da birbirlerine benziyorlar dedik.
Mesela ABD''nin Irak komutanı Orgeneral John Abizaid, İslamcı militanların yükselişinin derhal durdurulmaması durumunda dünyanın üçüncü bir savaşa tanık olabileceğini söylemiş. Bu laflar ABD''de ve bütün dünyada güvenliklerini düşünen sivilleri korkutmaz mı?
Abizaid Senato''da yaptığı konuşmada, Irak''tan çekilme konusunda takvim belirlenmesini isteyen Demokrat Parti''ye yani politikacılara yönelik sert eleştirilerde de bulunmuş .
Herkesin Demokratların seçim zaferinden sonra Irak''tan çekilme takvimi beklediği bir ortamda tam tersini savunmuş, Irak''taki 152 bin Amerikan askerine ilaveten 20 bin kişilik ek güç gerektiğini beyan ederek kaygılarını dile getirmiş:
“Çekilme konusunda Amerika''da yaşanan tartışmalar direnişi güçlendiriyor. Görev bitmeden çıkarsak felaket olur. Bu savaşta yenilemeyiz.” demiş.
Yani daha fazla kan, daha fazla ölüm, daha fazla acı ve kaos önermiş siyasilere ve onlara oy veren ABD seçmenlerine..
Tabii bu daha fazla silah ve daha fazla ''savunma'' harcaması anlamına geliyor. Nitekim gelen haberler Bush yönetiminin Kongre''den ek ödenek isteyeceğini gösteriyor.
Peki bu paralar nereye gidecek dersiniz?
Daha fazla silah, daha fazla lojistik araç-gerece değil mi?
Bir de geçenlerde New York Times''ta yayınlanan şu habere bakın:
ABD''nin, 11 Eylül sonrasında yabancı ülkelere yaptığı silah satışı hızla artıyormuş. Washington''ın bir yılda yabancı ülkelere gerçekleştirdiği silah satışının yüzde 100 arttığı bildirilmiş. Gazete, bu artışta özellikle Pakistan, Avustralya ve Yunanistan''ın aşırı silah talebinin etkili olduğunu kaydetmiş.
ABD özellikle 11 Eylül sonrasında ciddi biçimde silah satmaya başlamış. Gazete bu duruma işaret ederek, 11 Eylül öncesinde ABD ile hiçbir anlaşması olmayan Azerbaycan, Ermenistan ve Tacikistan gibi ülkelerin 11 Eylül sonrasında toplam 32 milyon dolarlık silah aldığını da belirtmiş.
Nasıl, oldukça etkileyici değil mi? Korkan, korkutulan silahlanmaya hız veriyor.
Türkiye''nin de bu alışverişten payı olduğunu son zamanlarda medyaya yansıdığı kadarıyla biliyoruz.
Bizim askerler de ''Türkiye''nin güvenliği'' diyerek milyarlarca dolarlık savaş uçağını ve silahı, özellikle de ABD''den almak için siyasileri anlaşma imzalamaya göndermiyor mu? ( Tabii imzayı siyasiler atacak. Askerlerin bir sorumluluğu bulunmuyor. Oyunun kuralı bu!) Kim buna karşı çıkmaya cesaret edebilir?
Neyse sonuç değişmiyor:
“Korkut, silah sat, silah al.” İstersen alma!
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.