Altan Tan anlatıyor: DTP"nin oy kaybı

00:001/08/2007, Çarşamba
G: 29/08/2019, Perşembe
Kürşat Bumin

Röportajın iyisi de pek güzel oluyor doğrusu... Bunun son günlerdeki en iyi örneklerinden birisi Devrim Sevimay''ın (Milliyet, 30 temmuz) Altan Tan ile yaptığı röportaj...Röportajın aradığı cevap, dünkü yazıda Tarık Ziya Ekinci''nin yazısından (Radikal İki) hareketle gözden geçirmeye çalıştığımız "DTP''nin oy kaybı" meselesi yine.Aranızda Altan Tan''ı tanımayan var mı bilmiyorum. Sevimay''ın "özetle İslamcı Kürt" diye tarif ettiği (Tan bu tarife ne diyor bilmiyorum tabii ki) bu yazar ve siyasetçi

Röportajın iyisi de pek güzel oluyor doğrusu... Bunun son günlerdeki en iyi örneklerinden birisi Devrim Sevimay''ın (Milliyet, 30 temmuz) Altan Tan ile yaptığı röportaj...

Röportajın aradığı cevap, dünkü yazıda Tarık Ziya Ekinci''nin yazısından (Radikal İki) hareketle gözden geçirmeye çalıştığımız "DTP''nin oy kaybı" meselesi yine.

Aranızda Altan Tan''ı tanımayan var mı bilmiyorum. Sevimay''ın "özetle İslamcı Kürt" diye tarif ettiği (Tan bu tarife ne diyor bilmiyorum tabii ki) bu yazar ve siyasetçi "oy kaybı"nı gerçekten bambaşka açılardan bambaşka bir üslupla açıklamaya çalışıyor.

Sizi bilmem ama benim açımdan bu türden dört nala giden metinlerin -getirilen açıklamalar doğru-yanlış burada farketmez- başka bir tadı var doğrusu...

Görelim o halde, Tan''a göre DTP''nin oy kaybının nedenleri nedir?

- "DTP ne yoksul Kürtlere, ne Kürt gençlerine, ne de Kürtlerin orta ve üst sınıflarına ekonomik bir vaatte bulunamıyor.(...) Oysa Kürtler eski Kürt değil. Hızla entegre oluyorlar ve artık sadece Kürtlük üzerinden oy vermiyorlar."

Peki ya DTP''nin "siyasal söylemi", bunun hiç mi önemi yok?

Bu sorunun cevabı –benim de ne zamandır söylemeye çalıştığım gibi- son derece doyurucu doğrusu:

- "DTP sürekli barış, kardeşlik ve çözüm demiştir, ama bunlar ne demektir bunu bir türlü anlatamamıştır. Etrafı kalın çizgilerle çizilmiş bir siyasi projeleri yok. Laiklik konusuna hiç girmedikleri gibi siyasi olarak ne önerdikleri de henüz tam belli değil."

Çok doğru; demek ki DTP, bırakın "Türkiye''nin partisi olmak" gibi hayalci iddiaları, "Kürtlerin partisi" olmak gibi ilke ve sınırları çok daha kolay çizilebilecek bir siyasetten bile yoksundur.

- "Stalinciler kapak olmadı: Şimdi bugün bölgedeki siyasi yapıyı bir düdüklü tencere gibi düşünmek gerekiyor. Tencerenin kapağı Marksist ve Alevi çizgidedir. (...) Çoğu Stalinist bir anlayıştan geliyor. Tencerenin kendisi ise Sünni, Şafi ve Nakşibendi''dir. Dolayısıyla bugün tencereyle kapak arasında bir uyum sorunu var."

Tan''dan bu yorumu dinlemek hoşuma gitti. Demek benim epeyce bir zamandır PKK''nın güttüğü "siyasete" uygun gördüğüm, Marksizm-Leninizm ile ( "Marksizm" değil) milliyetçiliğin harmanından oluşan "Stalinist model" sıfatı o kadar da hava da değilmiş. Hatırlayanlar vardır belki; ben bu çerçevede şunu da kaç kere tekrar ettim: Stalinizm''e bulaşmamış bir "milliyetçi Kürt hareketi" ile ortak noktalarda buluşabilmek mümkündür. Ama bu milliyetçilik ne zaman ki Stalinist bir çizgiyi de öznitelikleri arasında görür, o zaman çözüm çok daha zor, hatta imkansızdır. Bu fasıla ilişkin olarak ETA''nın dönüp dolaşıp tekrar silaha sarılmasında bu milliyetçi örgütün yakasını bırakmayan benzer "özniteliği" hatırlayabiliriz.

Altan Tan, röportajın bu noktasında, ileri sürdüğü "kapak-tencere" uyumsuzluğunu şu ek argümanla da destekliyor: "22 bağımsız DTP''li içinde namaz kılan, Ramazan orucunu ful tutan bir tek kişi yok." Oysa "bu insanların temsil ettikleri seçmenin yüzde 70''i oruç tutuyor, yüzde 65''i beş vakit namaz kılıyor...."

Açıkçası, Altan Tan''ın DTP''nin oy kaybına ilişkin bu tespitini önceki açıklamalarıyla yan yana koyduğumda bir "düzlem kayması" ile karşı karşıya olduğumuz hissine kapıldım. Biraz önce yenilginin nedeni DTP''nin "siyasi projeleri" olmamasına bağlanırken, şimdi oruç ve namaza bağlılık tespiti öne çıkıyordu. Bu son tespite göre "siyaset"in sanki hiçbir hükmü yoktu.

Ancak Tan, bu tespitinin hemen ardından altını çizerek şunu da söylüyor: "Bu seçim aynı zamanda bir barış referandumuydu. Bölge halkı bu referandumda ''Ben Türkiye''nin bütünlüğü için de çözüm arıyorum'' demiştir ve doğru cevabı vermiştir."

Bakın, yine döndük "siyaset" alanına....

Bu "araya girmeler"i yapmamın nedeni şu: "Tencerenin kendisi"nin Sünni, Şafi ve Nakşibendi olması muhakkak ki inkârı imkansız bir olgudur. Ama bu olgu tek başına DTP ve seleflerinin varlığını ve gücünü açıklamaya yeter mi? Yetmediği ortada herhalde. Zaten dikkat edilecek olursa, Tan''ın yorumunun devamında "yetmediğine" ilişkin başka tespitler de yer alıyor. Şunlar mesela:

- "Başbakan''ın Diyarbakır''da 12 Ağustos 2005''te yaptığı konuşma halkı çok etkiledi...."

- "... babası sakallı bir tornacı olan Abdullah Gül"ün cumhurbaşkanı seçtirilmemesi.

- "Erdoğan asker karşısında en azından Demirel gibi şapkasını alıp gitmedi. Erbakan gibi Şubat''ın zemheri soğuğunda pancarvari kızarıp, bir bardak ter dökmedi..."

- "Seçimden evvel asker Irak''a girmek istedi. AKP buna karşı koydu..."

- "DTP''ye: seni silmedim, ama ciddi traşladım. Kendine çeki düzen ver. Ortaya bir siyasi proje koy..."

- "AKP''ye: "Beni entegre et, ama sakın asimile etme..."

- "Bu seçimlerin en önemli sonuçlarından biri de bölgedeki aşiret, ağalık, feodalite bitmiştir. (...) Hiçbir aile partiye binden fazla oy getirememiştir..."

- "AKP yerine oturmazsa sonu Anavatan gibi olur."

Bunlar da birinci dereceden Kürtlerin "siyasal" ve onunla ilişkisi çerçevesinde "kültürel" taleplerine ilişkin tespitlerdir. Yani "dindarlık"ı esas alan "tencere-kapak" modeli buraya da pek uymuyor.

Bitirirken şu değerlendirmeyi de eklemek isterim: Kürtlerin canları, malları ve de özellikle kabul edilme-"tanınma"ya ilişkin olarak –haklı olarak- çok dertli oldukları besbelli. Dertlerinden dolayı birbirleriyle tabii bir dayanışma içinde oldukları da. Peki o zaman bu dertler nasıl, kimin-neyin araya girmesiyle çözülecek? "Modern siyaset"in dışında çözüm aramak umutsuz bir uğraş değil mi?