
Can Ataklı''nın "itiraf"larını herkes gibi ben de okudum ve dinledim. Yeni bir şey öğreniyor muyuz? Tabii ki hayır, herkes herşeyi biliyordu zaten
Geçen hafta topluca Ankara''dayken görüştüğümüz iki genel başkan da (Kutan ve Çiller) açıklamalarının bir yerinde Can Ataklı''dan söz ettiler. Bunu yadırgamamak gerekir, çünkü son iki haftadır 28 Şubat''tan ve genel olarak medyadan söz edip de Ataklı''nın adını anmamak neredeyse imkansız hale geldi. "Can Ataklı''nın da dediği gibi...", "Ataklı''nın çok güzel açıkladığı gibi...", türden açılışlarla başlayan analizlerle artık her yerde karşılaşıyoruz. Can Ataklı da bu ilginin tadını çıkarırcasına açıklama üstüne açıklama yapıyor. Bir bakıyorsunuz (bir zamanlar ancak rüyanızda görebileceğiniz biçimde) Zaman gazetesinde geniş bir mülakat, bir bakıyorsunuz (yine rüya meselesi) STV''de gece yarısından sonra bir canlı yayın. Hiç kimseyi kırmıyor, geri çevirmiyor; yeter ki şu 28 Şubat meselesi birinci ağızdan bir güzel aydınlansın! (Burada isterseniz bir bahse girelim: Ben diyorum ki bu yıl Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı''nın büyük basın ödülünü Ataklı alacak!)
Can Ataklı''ya gösterilen bu ilginin nedenini nasıl açıklayabiliriz? 15 yıldır Sabah''tan cebren alıkonmuş bir yönetici/gazetecinin "esaretten kurtuluş" müjdesi olarak mı? 2000''li yıllara bir ay kala bir gazetecinin yeni binyılın yüzü gözü hürmetine nedamet getirmesi olarak mı? Yoksa, Kruşçev''in ünlü 20. Kongre''de yıllardır birlikte yükseldiği ekibin kirli çamaşırlarını ortaya dökmesinin bir benzeri olarak mı? Sizi bilmem ama ben üçüncü kareyi işaretliyorum.
Ataklı''ya ilginin bir diğer açıklaması da şöyle yapılabilir: İçinde yaşadığımız toplum, bir olayın anlaşılabilmesi için herşeyden önce "itiraf"a kıymet verir. Olayın aydınlatılması için yeterli olan delillerin, tutarlı bir akıl yürütmenin hiç mi hiç kıymeti yoktur. Mesela 28 Şubat''ta olup biteni hatırlamak, Sabah''ın (ve diğerlerinin) o dönem yaptıkları yayını değerlendirmek hiç mi hiç yeterli değildir. İllâki bu kurumun içinden birisi çıkacak ve olup biteni "itiraf" edecek! (Aslında yeterli delillere sırtını dönüp, illâki "itiraf isterim" diyen bu anlayış ciddi bir analizi fazlasıyla haketmektedir. Unutmayalım ki, demokratik rejimlerde "itiraf"ın delillerin yanında pek bir değeri yoktur. Oysa bu niteliği taşımayan düzenlerde inandırıcılığın ilk şartı "itiraf"dır. Öyle değil mi? Bir zamanlar "sosyalist ülkeler"de sosyalizme "ihanet" edenler mahkeme huzurunda hep "itiraf" etmiyorlar mıydı? Tüm zamanlar Türkiye''de işkenceci mahkemece tanınmasa da hep "itiraf" peşinde değil miydi?)
Can Ataklı''nın "itiraf"larını ("açıklamaları"nı demiyorum, çünkü kendisinin de içinde yer aldığı bir ekibin yayın politikasını anlatıyor) herkes gibi ben de okudum ve dinledim. Yeni bir şey öğreniyor muyuz? Tabii ki hayır, herkes herşeyi biliyordu zaten. Ne önceki ("Öküz"deki) ne de yeni işittiklerimiz hiçbirimizi yerinden sıçratmadı. Medya dünyamız o kadar "küçük" ki, şunun şurasında üç kişiyiz ve birbirimizi iyi biliyoruz! Ataklı''nın anlattıklarını okuyup dinledikten sonra benim zihnimde tek bir soru belirdi: Ataklı bütün bunları niye şimdi anlatıyor? Bu soruya birazdan yine geleceğiz. Fakat önce Ataklı''nın bütün bunları şimdiye kadar niçin anlatmadığını kendi ağzından dinleyelim: "(O dönem) Hayır problem yoktu. Ancak yanlış olurdu. Çünkü ortalık karmakarışık. Yani bugünkü kadar rahat izah edemeyebilirdim (...) O sıradaki sektör içi ilişkiler nedeniyle kendimi garanti edemezdim. Şimdi de etmiş değilim. Fakat o zaman durum daha karanlık gözüküyordu. Türkiye''nin nereye gideceğini tam kestiremiyorduk. Türkiye bir anda bir darbe ülkesi olabilirdi. Bir anda bir şeriat ülkesi olabilirdi. Bir anda bir totaliter baskıcı rejim altında kalabilirdi (...) Bir tarafta yoğun bir Parlamento dışı baskı... Bunun bir ucunda askerler vardı. Bir ucunda güç, sermaye var. Ve onlarla işbirliği yapmış olan basının bir bölümü var. Şimdi böyle bir olgu karşısında direnmek ya da bunun karşısını söylemek o anda mümkün olmuyor. Yani bu korkaklık ya da çekingenlik ya da ezilmek değil... Şartlar öyle."(!) Bu açıklamalar sizi tatmin ediyor mu? Bu satırlarda benim ilgimi en çok, şartların "öyle" değil de "böyle" olduğu bugünlerde bile Ataklı''nın Türkiye''nin "Bir anda bir şeriat ülkesi olabilirdi"(!) şeklindeki yorumu oldu.
Ataklı''nın anlattığı hikayeyi en iyi Milliyet''ten Umur Talu değerlendirdi. Talu, Ataklı''nın sözlerini "özü" itibariyle doğru ama "eksik" buluyordu. Çünkü Ataklı, medyanın sorununu "askeri" kılarak küçültüyordu. Talu, Ataklı''ya sadece "Şubat"ı değil, "Tansu Çiller ve muhterem eşi" yönetimindeki "Mart''ı, Nisan''ı, Mayıs''ı" hatırlamasını da öneriyor ve eğer ülkedeki medyanın problemi konuşulacaksa yapılması gereken şu ilk tespiti yapıyordu: "Çünkü sorun sadece ''28 Şubat'', sadece ''askeri'' değil. Daha da beteri, çoğu zaman ''sivil''. Ve ayları, mevsimleri yok. Sorun öncelikle ''medya dışı''na ilişkin değil, medyaya ilişkin."
Can Ataklı, ısrarla, Sabah''tan kopuşunun nedeninin "ekonomik" olduğunu hatırlatıyor. Her ne kadar insanlar bu nedeni doyurucu bulmayıp "Hadi hadi, asıl nedeni açıklamıyorsun!" diye mırıldansalar da, madem ki bu kadar ısrar ediyor inanmak zorundayız. Pekiyi Ataklı bundan sonra gazeteciliğe nerede nasıl devam edecek. Ve bu soruyla birlikte biraz önce cevabını ertelediğimiz şu soru: Can Ataklı bütün bunları niye şimdi anlatıyor? Bazıları gibi bu soruları ben de kendime sordum. Cevaplarım aşağı yukarı şöyle: Can Ataklı, artık hiçbir gazete ve televizyon kanalı ayırdetmeksizin sürdürdüğü "28 Şubat ve basın" konulu açıklamalarıyla başta muhafazakarlar olmak üzere ülkedeki AB yolcularını 28 Şubat''a ılımlı bir muhalefet teması etrafında topluyor. Yakınlık kurulan, sempatileri kazanılan bu cenah Ataklı''nın yönetimindeki yeni bir gazetenin muhtemel okurlarını niçin oluşturmasın? Belki bu gazetenin "yeni" olması da gerekmiyor. Sabah''ın 28 Şubat''ta verdiği kötü sınavın hemen bütün günahını Fatih Çekirge''ye de yüklediğine göre (bkz. Can Ataklı''nın Zaman''a verdiği mülakat) bu gazete belki de Star olacak!
Görüyorsunuz, bu ülke durup dururken insana ne tuhaf şeyleri düşündürüyor!
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.