Folklorsuz da olmaz: "elleri kınalı askerler"

00:0017/11/2007, Cumartesi
G: 29/08/2019, Perşembe
Kürşat Bumin

“Elleri kınalı askerler” diyordu gazeteler. Yanında da bir fotoğraf: 20''sinde bir delikanlı minübüsün penceresinden elinin ayasını gösteriyordu. Kına yakılmış bir elini...3 aylık eğitimden sonra sınır ötesi operasyonun gerçekleştirileceği noktalara sivil minübüslerle nakledilen 200 askerin bazılarının ellerinin kınalı olduğu görülmüş.Sonra da gelsin folklor:“Bir gün birliğini denetleyen bir komutan askerin eline kına yıkıldığını görür, ona elindeki kınanın sebebini sorar. Asker şöyle cevap verir:

“Elleri kınalı askerler” diyordu gazeteler. Yanında da bir fotoğraf: 20''sinde bir delikanlı minübüsün penceresinden elinin ayasını gösteriyordu. Kına yakılmış bir elini...

3 aylık eğitimden sonra sınır ötesi operasyonun gerçekleştirileceği noktalara sivil minübüslerle nakledilen 200 askerin bazılarının ellerinin kınalı olduğu görülmüş.

Sonra da gelsin folklor:

“Bir gün birliğini denetleyen bir komutan askerin eline kına yıkıldığını görür, ona elindeki kınanın sebebini sorar. Asker şöyle cevap verir: Bizim köyde üç şey için üç yere kına yakılır. Kurbanlık hayvanın üzerine kına yakılır. Gelinin eline kına yakılır kocasına yakın olsun diye. Askerin eline kına yakılır, vatanına yakın ve kurban olsun diye.”

Bu memleketin folklorunda var mı böyle bir gelenek?

Biraz karıştırınca karşılaştım: Bir internet sitesinde “Kınalı Ali” başlığını taşıyan bir hikaye mevcuttu. Hatta hikayeyi nakledan kişi sözünü ettiği mektubun (mektup, “kurban olsun” diye cepheye gönderilen “Kınalı Ali”nin ailesi tarafından “kına” meselesini açıklamak amacıyla cepheye postalanmıştı) aslının “Çanakkale Müzesi”nde bulunduğunu da not ediyordu. Anlaşıldığı gibi, “Kınalı Ali”nin hikayesi Çanakkale Savaşı''na ilişkin külliyat içinde yer alıyordu. Bu bilginin gerçeği yansıtıp yansıtmadığı önemli değil. Halkın dilinde böyle bir hikayenin dolaşıyor olması folklorcu açısından yeterlidir. Bu ve benzeri hikayelerin-efsanelerin gerçekliğini “bilim” terazisinde tartacak değiliz herhalde... “Halk” böyle uygun görmüş, böyle dinleyip böyle nakletmiş, kime ne?

Yani sonuç olarak, askere gidenlerin ellerine kına yakılması diye bir âdet var bu memlekette, gazetelerin uydurduğu bir şey değil. Çok bilinen-uygulanan bir şey değil belki ama var.

Ancak konuyu burada terkedemeyiz. Çünkü “elleri kınalı askerler” haberciliğinde de karşımıza, medyanın çok sevdiği “şehitler” konusuna ilişkin sorumsuz-düşüncesiz yayınlarının iyi bir örneği çıkmaktadır.

O halde soralım: Halkın, üzerinden neredeyse yüzyıl geçmiş Çanakkale Savaşı etrafında –ve de çok yaygın olmayan bir biçimde- anlatıp dinlediği folklorik bir uygulamayı medyanın bugün bambaşka bir çerçevede milletin gözüne sokarcasına ısrarla hatırlatmasının ne âlemi var?

Ayrıca biliyorsunuz: Kına yakmak başta gelin ve damat kınası olmak üzere halkın her zaman sevinçli günlerinde uyguladığı bir gelenek. Kimi zaman “gelini ağlatmayı” amaçlasa da neş''eli türkülerin-manilerin eşlik ettiği güzel günlere has bir âdet bu. Dolayısıyla, bu neş''e dolu ritüeli 3 aylık eğitimden sonra cepheye sürülen gençlerle ilgili olarak bir “kurban ritüeli”ne dönüştürmek de ne demek oluyor?

Hem söyler misiniz bana: Hangi anababa askere uğurladıkları oğularının eline “vatanına kurban olsun” diyerek kına yakmayı aklından geçirir? “Her Türk asker doğar” dediysek bu kadar da değil herhalde...

“Elleri kınalı askerler” haberi ile önce Hürriyet''te karşılaşmıştım. Sonra baktım ki başkalarında da var, haber bayağı tutmuş, ilgi görmüş. Hürriyet''in birinci sayfadan verdiği haberin yanıbaşında –tam olarak neydi şimdi hatırlamıyorum ama- tabii ki “dünya işleri”ne ilişkin haberler yer alıyordu. Bu durum haberi veren diğer gazetelerde de aynıydı muhakkak. Habere gün içinde elime geçen –öğle yemeğini yediğim makarnacının tek gazetesiydi- Posta gazetesi de güzel bir yer ayırmıştı. Fotoğrafı da eksik etmemişti tabii ki. Sonra Posta''nın sayfalarını çevirmeye başladım. Ve bir kere daha şahit oldum ki –epeydir elime almadığımdan unutmuşum- Posta, kelimenin tam anlamıyla bir “dünya işleri gazetesi”dir. Bayağı “hazcı” bir gazete. Dünyevi hazlara büyük önem ve yer veren bir gazete...

Gazete kıraatı bitince –bir kere daha- kendi kendime şöyle söylendim: Ey gazete! Dünyevi hazlara son derece meraklı Posta gazetesi! Madem bu derece dünyaya açıksın, o halde “kınalı kuzular”la ne alıp veremediğin var? Sözünü ettiğin “hazlar”ı bu “kınalı çocuklar”a niçin çok görüyorsun? Adalet bunun neresinde? Kınalılar “vatana kurban” ama sen vatanın hazlarını çıkarmaya devam, oldu mi şimdi?

“Militarizmin magazinleşmesi” desek yanlış mı olur?