Yazarlar Acıyı seyirlik kılmak da zulüm

Acıyı seyirlik kılmak da zulüm

Leyla İpekçi
Leyla İpekçi Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Günler, haftalar geçiyor. Gazze"de halen insanlar hunharca katlediliyor. Bebeklerin, çocukların delik deşik olmuş bedenlerini, ihtiyarların tevekkülünü, kadınların içe akıttıkları kanlı gözyaşları seyrediyoruz. Bir gün sonra içlerinden hangisi öldürülmüş olacak bilinmiyor. Ama bu görüntüleri evimizdeki bir ekrandan izleyip bir yandan da hayata kaçınılmaz olarak devam ediyoruz.

Vurdulu kırdılı bir film seyrediyormuşçasına kanıksıyoruz şiddeti. Görüntülerin tahakkümü acıyı seyirlik hale getiriyor. Yavanlaştırıyor, birörnekleştiriyor. Üzülmeye, empati kurmaya, dayanışmaya fırsat vermeden hemen başka bir görüntü başlıyor ekranda. İzlemek tanıklığa dönüşemiyor, vicdanların üzerini örtmeye yarıyor ancak. Derken bir bakıyoruz her yer kan çanağına dönmüş.

Türkmenler, Uygur Türkleri, Suriyeliler, Iraklılar, Afganlar, Mısırlılar, Ukraynalılar... Hepsi zulüm içinde. Haberdar edildikçe umursamaz hale geliyoruz. Çünkü zaten bu dünya düzeninde ne yapabiliriz ki! Ne imza vermek, ne bildiri yayınlamak, ne sokakta gösteri yapmak... İsabet etmiyor zorbalığa. Durduramıyor.

İki boyutlu ekranın perdeleyici görselliğinde olup bitiyor her şey. Bütün savaşlar ekranın gerisinde. Bütün zulümler... Değmeden geçip gidiyor, gidecek... Sanıyoruz. Başkasının acısı bizim yaralarımızı kanatmıyor. Ve masum kanlar dökülmeye devam ediyor. Bugünün dünya düzeni bu.

Diplomatik söylemlerin, insansız uçakların, salkım bombalarının, kimyasal silahların, fiber optik kablolarla taşınan kara propagandaların düzeni. Bir tuşla katil olduğunuzda kimsenin sizden hesap sormadığı bir düzen. Gidip bizzat savaşmak / direnmek dışındaki diğer her yol bizi seyirci kılıyor, pasifleştiriyor, "güçlü olan haklıdır" diyerek rehin bırakıyor bizi küresel zalimlerin buyruğuna.

Görsel çağın bize sunduğu saklı şiddet; savaşları izlemeye mahkum edilişimiz. Bir örtülü şiddet daha var ama: "Medeni dünya"nın çocuklarını yıllardır "efsunlayan" sanal oyunlar. Bu oyunların bir çoğunda hayvanları, insanları, kıpırdayan her şeyi vurdukça puan kazanıyor, zafer kazanıyor çocuklar. Katil olmanın zevkine ergen olmadan varıyorlar.

İsrailli bir keskin nişancı, "Bugün Gazzeli 13 çocuğu öldürdüm" diyerek instagram"da fotoğrafını paylaşmış iki gün önce. Devamında da küfrederek Müslümanları cehenneme göndereceğini belirtmiş. Gerçi gelen tepkiler onu ırkçı olmakla itham edince hesabından bu mesajı silmiş. İnternet kullanıcılarının söz konusu fotoğraf ve mesajı kaydetmesi sayesinde konu haber sitelerine taşınmış. Hepsi bu; telafisi mümkün, vazgeçilebilecek bir ırkçılık suçu. Ya insanlık suçu?

Sanki sanal bir oyunda kazandığı puanlarla övünen sıradan, şirin bir internet çocuğu gibi. Biraz aşırıya gitmiş, yazdıklarını silince suçu da ortadan kalkmış! Ufacık çocukları ekran karşısında tek tuşla katil olmaktan zevk alarak yetiştirdiğimiz için suçluyuz. Onlara gerçek ile kurguyu ayırt edemedikleri bir dünya bıraktığımız için suçluyuz. Böyle sanal oyunlar üzerinden birilerinin para kazanmasına göz yumduğumuz hatta ortak olduğumuz için suçluyuz. Hepimizin böylesine suça ortak olduğu bir yerde kimse artık suçlu değil.

Bu kadarla bitmiyor. Gençlerin yüreğine nefret ve kin tohumları salarak öfkeyi örgütlü bir biçimde devlet eliyle besleyip büyüterek meşrulaştıranlara karşı adalet temelli ortak bir dil tutturamadığımız için ne kadar dövünsek azdır. Masum çocukları katletmekten övünen gençler yetiştirenlerin –hangi devlet olursa olsun- zulmünü durduramadığımız sürece insanlığımızın irtifa kaybetmesinde rol oynuyoruz. Geçtiğimiz günlerde Tel Aviv"de aşırı sağcılar "Gazze"de yarın okullar tatil, çünkü bütün Gazzeli çocukları öldürdük" şeklinde sloganlar atmış. Haberdar oluyoruz ancak.

Süleyman Seyfi Öğün, dünkü yazısında; "başkalarının acısı olağanlaştı. Sayısız görüntü, acının pornografisi ile sonuçlandı" diyordu. İsrail"in dün itibarıyla 25 gündür devam eden saldırılarında öldürülen Gazzeli sayısı bin 437"ye, yaralı sayısı ise 8 bin 300"e yükselirken... İnsan hikayeleri birer istatistiki bilgiye dönüşürken... Bugünün zalimleri şiddetin en görsel açıdan doyurucu olanını, en şeffaf ve ulaşılabilir olanını uygulamakta bir beis görmüyorlar, evet. Çünkü bu şeffaflığı kendileri adına bir haklılık gerekçesi olarak pazarlayabiliyorlar. Bu kadar aleni bir katliam yapılıyorsa, mutlaka bir bildikleri vardır diye düşünüyor insanlar.

İkinci dünya savaşında yaşanan acıları, Vietnam"ı, toplama kamplarını... Bütün bunları insanlık için duyarlı bir alana taşıyan şiirdi, romandı, fotoğraftı, hikayeydi, belgeseldi, kurgu filmlerdi. Şimdiyse canlı 3G görüntüleri, youtube"a düşen binlerce video vesaire var. Bize acıyı duyumsayacak, paylaşacak, yas tutacak, ifade edecek zaman bırakmadı akan görüntüler.

Acıyı insan yüreğinden kopardık. Seyrettikçe tükettik. İçimizde taşıyamıyoruz. Olağan, sıradan, vasat bir hale büründü acı. Görüntüye sığdığı kadar varoldu. Birkaç dakika. Acaba bütün bunlara maruz kalmayı kabullendiğimiz için kendimize yaptığımız zulmün neresindeyiz?..

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.