Bölükbaşı da gitti

00:0021/03/2010, Pazar
G: 3/09/2019, Salı
Mehmet Doğan - Pazar

EElbistan''ın Büyük Yapalak köyünde doğdu. İstanbul Yüksek Öğretmen Okulundan mezun oldu. 1976''da Eskişehir Eğitim Enstitüsü''nde iki yıl birlikte çalıştık. Orada tanıdım Mehmet Bölükbaşı''yı. Ciddi, vakur bir insan, yiğit bir arkadaştı.2004 yılından beri, şikâyet etmeden, kemik kanseriyle yaşıyordu. 2005''te bacağının birini almak zorunda kaldılar. Büyük bir tevekkülle verdi.Milli Eğitimden emekli olmuştu ama özel bir okulda müdürlük yapıyor, edebiyat derslerine giriyordu. Hastalık sebebiyle görevinden

EElbistan''ın Büyük Yapalak köyünde doğdu. İstanbul Yüksek Öğretmen Okulundan mezun oldu. 1976''da Eskişehir Eğitim Enstitüsü''nde iki yıl birlikte çalıştık. Orada tanıdım Mehmet Bölükbaşı''yı. Ciddi, vakur bir insan, yiğit bir arkadaştı.

2004 yılından beri, şikâyet etmeden, kemik kanseriyle yaşıyordu. 2005''te bacağının birini almak zorunda kaldılar. Büyük bir tevekkülle verdi.

Milli Eğitimden emekli olmuştu ama özel bir okulda müdürlük yapıyor, edebiyat derslerine giriyordu. Hastalık sebebiyle görevinden ayrıldı.

Hastahane ikinci adresi oldu. Vefalı eşi de hep yanında olmak üzere altı yıl çile doldurdu. Hasta ziyaretine gelen tanıdık, eş dost herkese teselli dolu sözlerle, her şeyimizin bize emanet edildiğini, bütün varlığımıza bu gözle bakmamız gerektiğini hatırlattı. Hayat devam ediyor, ne yapalım bize de böylesi düşmüş, şükür düşürene derdi. Hiç şikâyet etmezdi.

Bölükbaşı, baş koyduğu diriliş yolunun terbiyesiyle yaşamaya gayret etti. O terbiye onda bir kıyamet şuuru oluşturmuştu. Diriliş Ustasının deyişiyle bu şuurla donanmış “Müslüman, her saat, Yaratıcının karşısına çıkacakmışcasına bir hazırlık içindedir. Kıyamet, müslümanın içinde, onun her davranışını kaydeden ikinci tür bir melek gibi, onunla birliktedir, ondan kopmaz ve ayrılmaz. Kıyamet, inanışın yarısı olan sabrın çeliğine su verir.” Bölükbaşı böyle bir sabrın içinde yaşadı ve yoluna devam etti. Onun aldığı diriliş terbiyesine göre hastalıklar, ölümün sebebi değil, belki, belirtileridir. Hastalıklar geldi diye ölüm gelmez, belki ölüm gelecek diye hastalıklar haberci gelir. O, bu haberciyi gönderenin hatırına, karşılanması gerektiği gibi karşıladı ve onunla beraber gitti.

Bir diriliş eri olan Müslüman, Yaratıcıya teslim olmuş kişidir. Her an O''nun kıyametine de kendini teslim etmeye hazır kişi.

“Müslüman, vücudunda bir kıyamet taşıyan, ötenin sarsıntısını duymamış kişilere bir kıyamet aşılayan ve onları en şiddetli bir kıyametle sarsan bir kıyamet adamıdır.” Bölükbaşı kanser imtihanında verdiği bacağına ağlamadı. Kemiklerinde inatla ilerleyen, oradan ölüm tünelleri açan kansere hep hikmetle, ibretle, sabırla baktı, katlandı. Çünkü bir diriliş eri, “insanın niçin bu kadar acıyla öldüğünün, öleceğinin bir kere daha dirilmek için olduğunu bilir. Kötüyse ateşe dayanmak, iyiyse de karşılığını alırken sevinçten ve neşeden ölmemek için… Öbür tarafın şartlarına dayanabilmek için sıkı bir imtihandan geçmek gerektiğini bilir; bu imtihan da ölümdür.”

“Her yeni gelişme, ilerleme ve her yeni eser için bir çile gerekir. Her yemiş, her tatlı yemiş, bir çilenin verimidir. Ağaç, toprağın içine girip ta uzaklara uzanmasa, yapraklarını dökmese, don tehlikesi geçirmese, kış soğuğu köklerini kavurmasa doğu yelleriyle, batı yelleriyle, kuzey yelleriyle sarsılmasa, yemiş de veremez. Ölüm ötesi, bir yemiş gibi pişiyor, güneşte kızarıyor ve ölümden sonra bir elma gibi insanın avucuna düşüyor. Böylece ölüm, öbür yüzüyle bir doğum oluyor. Toprak ananın karnında bir doğum. Toprağa çürütemiyeceği cevherlerle gidenin doğuşu, dirilişi daha kolay, daha tatlı olur. İnanç, sevgi, namaz, oruç ve dua… Her biri ölüme karşı peşin seromlar ve ölüm ötesi için pencerelerdir. Ölüm ötesine açılan pencerelerdir.” Bölükbaşı bu pencerelerden hiç ayrılmadı ve oradan çürümez cevherlerle geçip gitti.

“İnsan ölürken; ruh, vücuttan kurtulmak, kopmak için bütün safrasını atmak ister. Tehlike karşısında bir geminin en değersizden en değerlisine bir sıralama yaparak yükünü teker teker sulara bırakması örneği, ruh, en ağır gelen şeyden başlıyarak yaprak yaprak eklerini, katlarını, parçalarını atmaya başlar. Sonunda kendinden ibaret kalır. İyi bir kişide ağırlıklar kötülüklerdir, kötü bir insanda da iyilikler. Bir insan ölürken, yani ruhu bu dünyanın maddesinin arasından çekilirken, kendine aykırı şeyleri atacaktır. Mü''min bir insan, içini ölümle arıta arıta saf inanmaktan ibaret kalırken, kararmış bir gönül, ayni ölümle, korkunç göz ve hayal aldanışlarından ötürü, inkârın alçıdan asma kayalarına tutunacaktır.”

Bölükbaşı bu anlayış ve bu şuur içinde yaşadı. İnançlı, samimi, vefalı, sadık bir diriliş eriydi. Diriliş çağlayanlarından dökülen ilhamlarla besledi gönlünü, ruhunu. Diriliş Ustası''nın şu şiirlerini çok sever, çok okur ve okurken de ağlardı:

GAZEL

Rüzgâr ışıdı titredi çiğ gül düştü

Tutunduğu dalı tutuşturup bülbül düştü

Gün doğumundan gün batımına kızardı bahçe

Bir bir leylâk nergis lâle ve sümbül düştü

Ne çam dayandı ne kestane ne kavak ne nar

Bin yıllık çınar gürül gürül düştü

Geçti mi ki yeşilin sonsuzluk yüklü çağı

Kader yanardağından kızıl kara kül düştü

Vakit görmemişti böyle bir kıyameti

Akıl sarardı karardı ruh gönül düştü

DİRİLİŞ

Yeniden başlamak yazma sanatına

Kat kat olup açılmak gök katına

İndirmek yeryüzüne Allah''ın rahmetini

Bir gül gibi sunmak dünya saltanatına

Yeni bir zamanı indirmek kılıç gibi

Güneş saatine geceler saatine

Varmak Rabbani ile çileye katıp çile

Muhyiddin-i Arabi ve Mevlânâ hakikatına

Gökyüzünü dolduran meleklerin sabrıyla

Kaldırmak aşk kadehini insanlık sıhhatına

Harfleri ve sesleri sözleri kelimeleri

Kitapları getirmek Peygamber fıtratına

Merhameti ruhun en iç musikisi yapmak

Ve ölümü çevirmek diriliş hayatına

Mehmet Bölükbaşım da toprağa bir gül gibi düştü. Geçtiğimiz hafta Cuma gününde yağmurlu bir havada, Mevlânâ Camiinde kılınan cenaze namazından sonra, dostlarının dualarıyla, Yeşilpınar mezarlığına konuldu. Yüce Allahım, onu ötede sevdikleriyle beraber eylesin. Geride kalanlarına da sabr-ı cemil ihsan eylesin. Âmin.