Yazarlar Erdoğansız Türkiye projesinin siyasi ayakları

“Erdoğan’sız Türkiye” projesinin siyasi ayakları…

Mehmet Metiner
Mehmet Metiner İnternet Yazarı
Abone Ol Google News

İşin başında asıl amaçları, Erdoğan’sız bir AK Parti idi.

7 Şubat 2012 MİT operasyonuyla başlayan ve ardı sıra devam eden süreçler Erdoğan’ı itibarsızlaştırıp alaşağı etmek içindi.

“Onu Minute” dedikten sonra düğmeye basıldı.

Dershaneler sürecinde partisi içinde ciddi bir dirençle karşılaştı.

Gezi sürecinde yalnız bırakıldı.

17/25 Aralık sürecinde içerden vurgun yedi.

“Erdoğan’la bu iş yürümez!” algısı oluşturulmak istendi.

Partisinin içindeki bazı unsurlar artık harekete geçirilmişlerdi.

Cumhurbaşkanlığı makamına çıktıktan sonra bu işi daha kolaylıkla yapabileceklerine inandılar.

AK Parti ele geçirilmiş olsaydı Erdoğan malum güçler için bir tehdit unsuru olmaktan çıkartılmış olacaktı.

AK Parti’nin başına geçirdikleri adamları aracılığıyla ülkeyi istedikleri gibi yöneteceklerdi.

Paralel olmalarına gerek yoktu, devletin bizatihi kendisi olacaklardı.

Abdullah Gül, Çankaya’dan inip AK Parti’nin başına geçirilecekti. Yani hem genel başkan hem başbakan olacaktı.

Erdoğan buna izin vermedi.

Gül o saatten sonra yolunu ayırdı.

Cumhurbaşkanı seçilen Erdoğan yerini Ahmet Davutoğlu’na bıraktı.

Davutoğlu ilk başlarda Erdoğan’a sadakatle bağlı kalacağına dair samimi bir görüntü oluşturdu.

Doğrusu hepimiz de buna inandık.

Sonradan gerçekler belirmeye başlayınca durum farklılaştı.

Erdoğan’sız AK Parti isteyen içerdeki unsurlar Davutoğlu üzerinden bunu gerçekleştirmek için faaliyete geçmişlerdi.

Davutoğlu ilerleyen süreçlerde kendisinde olağanüstü bir güç vehmedince bu işi yapabileceğine inandı.

Önce el altından başlayan operasyonlar giderek ayyuka çıkmaya başladı.

FETÖ’nün Erdoğan’ı yargı üzerinden alaşağı etme operasyonunun ikinci ayağı olan Yüce Divan oylamasında bu gerçeklik gün yüzüne çıktı.

Davutoğlu, “Babamızın oğlu olsa bile!” diye başlayan dürüstlük söylemlerinin arkasına sığınarak Erdoğan’ın tasfiyesini sağlayacak bu sürece destek verdi.

Dönemin Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç bu operasyonun tam göbeğindeki adamdı.

Dolmabahçe’deki o tablodan sonra CB Erdoğan’ın tavrını net bir biçimde ortaya koyup süreci sonlandırdığını ilan etmesi, Arınç’ı fena halde rahatsız etti. Daha doğrusu Davutoğlu kliğini.

Arınç, Davutoğlu hükümetinin sözcüsü olarak CB Erdoğan’a aleni bir biçimde pervasızca yüklendi.

“Cumhurbaşkanı’nın kendi görüşüdür, bizi bağlamaz, hükümet olarak bu süreci sürdüreceğiz” dedi.

Hiç unutmam. A Haber’in o an canlı yayınındaydım. Arınç’ın basın toplantısında Cumhurbaşkanımız’a karşı sarf ettiği bu biçimsiz sözler karşısında tepkimi sert bir dille koyarak şöyle demiştim: “Ne demek Cumhurbaşkanı’nın kişisel görüşüdür! Bunu asla kabul etmiyorum. Erdoğan bizim sadece Cumhurbaşkanımız değil aynı zamanda partimizin ve hareketimizin lideridir. O ne diyorsa odur. Onun dediği hem partimizi hem de hükümetimizi bağlar.” Bu mealde ortaya koyduğum tepkiler A Haber’in arşivlerinde saklıdır. O tarihte Adıyaman milletvekiliydim.

Yüce Divan oylamasındaki ihaneti gördükten sonra Genel Kuruldan bağlandığım A Haber’e çok daha sert bir tepki koyarak tavrımı göstermiştim. “İçimizdeki hainler” diye başlayan sözlerim de A Haber’in arşivlerinde saklıdır. O yüzden beni partiden ihraç istemiyle disiplin kuruluna sevk etmeyi düşündüler de Reis’ten duydukları korku yüzünden bunu yapamadılar.

Diyeceğim o ki Erdoğan’sız AK Parti, Davutoğlu üzerinden de gerçekleştirilmeyince bu kez partinin içinde başka bir kavgaya kapı aralandı.

“AK Parti fabrika ayarlarına geri dönmeli!” propagandası, aslında Erdoğan’sız AK Parti arayışının farklı bir söylemle dile getirilmesinden ibaretti.

O tarihte Erdoğan’a “tek adam/diktatör” diye çemkiren bir CHP vardı.

İçimizdeki o unsurlar da Erdoğan’ın partide “tek adam rejimi” kurduğunu söylemeye başlamışlardı.

“Yola çıkarken eşitler arasında birinciydi” deyip ekliyorlardı: “Şimdi tek adam oldu. Tartışılmaz ve ilişilmez tek adam.”

Bunu seslendirenlerin tamamı sonraki süreçte AK Parti’den ayrıldılar.

Ayrılmayan tek-tükler ise suret değiştirdiler.

15 Temmuz’da Erdoğan’dan temelli kurtulmak istediler. Çünkü Erdoğan hem güçlü bir biçimde Cumhurbaşkanı seçilmişti, hem de partisinin başına oturmuştu. Asker kılıklı elemanlarını harekete geçirdiler. Çok şükür milletin direnişi sayesinde başarılı olamadılar.

Şimdilerde sivil-siyasi elemanlarını tek bir cephede birleştirerek Erdoğan’sız bir Türkiye oluşturmaya çalışıyorlar. Düne kadar AK Parti’nin içinde “Erdoğan’sız AK Parti” arayışında olan unsurları da yanlarına alarak.

Davutoğlu üzerinden AK Parti ele geçirilmiş olsaydı, Davutoğlu-Kılıçdaroğlu hükümeti kurdurtulmuş olsaydı, MHP’nin başına da Meralyahu getirilmiş olsaydı asker kılıklı FETÖ’cüler sahneye sürülmezdi. Yani 15 Temmuz’a gerek kalmazdı.

Kimlerin hangi gücün siyasi ayakları olduğu aşikâr değil mi?

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.