Biter mi sandın?

00:0515/08/2016, Pazartesi
G: 13/09/2019, Cuma
Muhammed Berdibek

Fakir ve mütevazı bir ailenin ortanca çocuğuydu. Henüz sekiz yaşında olmasına rağmen Erzurum'un Yakutiye Merkez ilçesinde bulunan Kars Kapı Keresteciler çarşısındaki çay ocağında çalışıyordu. Sesi oldukça güzeldi. Önce esnaftan ağabeyleri arasında şarkı söylerken bir tavsiye üzerine daha sonra aile çay bahçesinde şarkılar söyledi. Bu küçük çocuk Erzurum Kalesinde ilk ciddi sahnesine çıkar ve başarılı performansından sonra TRT Erzurum radyosunda türküler okumaya başlar. Erzurum'un yerel gazeteleri de ondan övgüyle bahseder.



Kısa bir süre sonra, yani, 1970'lerin hemen başında ailesiyle birlikte İstanbul'a yerleşen bu çocuk, dönemin ünlü isimlerinden Sevim Demirci'nin katkılarıyla gazinolarda sahne almaya başlar. Böylece Türkiye müzik tarihinin ilk çocuk sanatçısı olan Küçük Hüseyin Altın da ortaya çıkmış olur.



Bundan sonra Hüseyin; gündüzleri öğrenimi için okula gidiyor, akşamları ise sahne alıyordu. Kısa bir süre sonra yani 1972'de kendisini Unkapanı'nda bulan Hüseyin hızlıca kaset çalışmalarına başlar. Seyhan Plak'tan çıkan “Maziye Gömdüm Seni” ve “Bana El Oldu” ismini taşıyan iki 45'likle yola çıkarak ulusal düzeydeki ilk başarısını elde eder. Böylece, onun için şöhretin kapısı sonuna kadar aralanır.



Fakat aynı yıl oldukça travmatik bir olayla karşılaşır. Daha 14 yaşındadır. Bir gün korkunç bir gürültüyle uyanır. Odasından dışarı çıktığında annesinin babası tarafından öldürüldüğünü görür. Bu, onun hayatında gördüğü ilk dramatik olaydır; fakat ne yazık ki son değildir. Peş peşe yaşadığı olaylar onun arabeski içselleştiren bir kişilik olmasını etkiler.



Gerçek anlamda ilk profesyonel 45'liği 1975 yılında çıkardığı “Neden Saçların Beyazlamış Arkadaş” ismini taşır. Evren Plak'ta çıkan bu 45'liği “Deli Gibi Sevdim” ve “Beterin Beteri Var” eserleri takip eder. 1975 ve sonrasındaki yıllar; onun kariyerindeki yükseliş dönemidir. Bu yıllarda, “Neden Saçların Beyazlamış Arkadaş”, “Deli Gibi Sevdim”, “Sevemedim Karagözlüm”, “Esrarlı Gözler”, “Beterin Beteri Var” gibi şarkılar ilk kez onunla dinleyiciye ulaşır. Hatta “Sevemedim Karagözlüm” şarkısını ilk söylediğinde Orhan Gencebay gibi usta bir isim, onun arkasında saz dahi çalar.



1976-1982 yılları arasında Grafson Plak ile 10 albüm çıkaran Altın, artık halk arasında iyice tanınmıştır. Zira 1980'li yıllar, arabeskin etkisinin iyiden iyiye hissedildiği yıllardır. Bu dönemin en temel özelliklerinden biri de şarkıların yoğun olduğu hüzünlü filmlerdir. Bir süre sonra Hüseyin Altın da bu filmlerde rol oynamaya başlar. Onun asıl oyunculuk deneyimi, daha çocukken, 1971 yılında “Şerefimle Yaşarım” filmiyle başlar. Bunu takiben 1981-86 yılları arasında 9 filmde rol alır: Hor Görme Garibi (1981), Bahtı Karalı (1984), Aşk Sürgünü (1984), Gecelerin Adamı (1984), Kadersizler (1984), Dertlerin Sahibi (1984), Garip Kullar (1985), Acılar Duvarı (1986), Bitmiyor Zulüm (1987).



1986-1990 yılları arasında Altın'ın şöhreti bir kat daha artar. Bu dönemde, “Hasret Akşamları”, “Sevda Durağım”, “Dargınım” , “Cennetim Sensin” ve “Bahar Yeli” albümlerini çıkarır. Özellikle “Dargınım” başlıklı albümü bir milyona yakın satar. Bu albüm, tüm zamanların en çok satılan arabesk albüm rakamlarından biri olur. Bu yıllarda, Hüseyin Altın, her yönüyle müzik hayatının zirvesine ulaşmıştır artık. Fakat talihsizlikler hayatı boyunca peşini bırakmaz. Babası annesini öldürdükten sonra bir süre hapis yatar ve çıktığında artık verem olmuştur. Kısa bir süre sonra vefat eder. Ardından daha küçük yaşlardayken kendisine bir konsomatris âşık olur. Onu kendisinden uzaklaştırmak için abisinden yardım ister; fakat kızın babası, genç Hüseyin'in abisini öldürür. Acıları bununla da bitmez. Kardeşlerinden birisi psikolojik sorunlar yaşamaya başlar. Bir gün, banyoda intihar etmiş bir şekilde bulunur. Kısa bir süre sonra da diğer abisi rahatsızlanır ve beyninde tümör tespit edilir. Onun vedası da uzun sürmez.



Birbiri ardına yaşadığı talihsizliklerden sonra 1986 yılında, Erzincan'da akrabalarından bir kızla tanıştırılır ve evlenirler, bir de çocukları olur. Fakat talihsizlikler bir türlü yakasını bırakmaz. Çocukları 6 yaşına geldiğinde çok ender rastlanan bir kan hastalığına yakalanır. Tedavi çok masraflıdır. Altın; evini, arabasını, elinde avucunda neyi varsa satar. Fakat parası yine de tedaviye yetmez. İbrahim Tatlıses ve Mehmet Ali Erbil başta olmak üzere pek çok sanatçı, Altın'ı programlarına konuk alarak maddi ve manevi destekte bulunurlar. Böylece çocuğunun tedavi masrafları karşılanır. Ancak bu dönemde Altın'ın yaşadığı bu son trajik olay, onun müzik piyasasından uzak kalmasına sebep olur.



Bir kimsenin hayat hikâyesi bu denli dramatik olunca yaşadıkları elbette hayatının diğer alanlarına da yansıyordu işte. Onun yaşadıkları da doğrudan şarkılarına yansımıştı. Aslında Hüseyin Altın, arabeskin bizatihi kendisiydi. Onun en büyük özelliklerinden birisi arabeski kalıplaşmış tarzda değil de Türk halk müziği tarzında okumasıydı. Sesindeki acı, şarkılarındaki feryadın da yansıması bu şekilde oluyordu.



Yaşadığı bu hadiseler, Türk popundaki gelişmeler, Türkiye'nin değişen sosyolojisi ile birlikte 1990'lı yıllar pek çok arabesk sanatçısında olduğu gibi Hüseyin Altın'da da olumsuz etkisini gösterir. Bu yüzden uzun süre müzik piyasasında istediği performansı sergileyemez. Her ne kadar 2000'li yılların başına kadar albümler yapsa da 1980'li yılların o şaşalı günlerini bir daha yakalayamaz.



Eşine nadir rastlanan buğulu ve acılı sesiyle birlikte aranjörlüğünü, müziklerini ve sözlerini kendisinin yaptığı besteleriyle arabesk müziğine damgasını vuran Hüseyin Altın'ın 1958 Nisan'ında Erzurum'da başlayan hayatı, 2016 Temmuz'unda son bulur. Ancak bu veda da oldukça trajiktir:



Bir şarkısında “Azrail gelip de canım almadan, feryadım dilimden düşer mi sandın?” diye soran Hüseyin Altın'ın feryadı bir gece balkondan düşerek ölmesiyle son bulur.


#TRT
#Müzik