Yazarlar İman ile İngilizce

İman ile İngilizce

Mustafa Kutlu
Mustafa Kutlu Gazete Yazarı

Geçen haftaki yazımızın gayesi elbette ki bir “konferans veya kongre” için toplanmak değildi.

Nedir peki?

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Mustafa Kutlu : İman ile İngilizce
Haber Merkezi 23 Ocak 2019, Çarşamba Yeni Şafak
İman ile İngilizce yazısının sesli anlatımı ve tüm Mustafa Kutlu yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Seçkinlerimizin harekete geçmesidir. (Hemen itiraz edip “Seçkin kim, hele bize iki isim söyle” diyerek işi yokuşa sürmeyin. O belki de sizsiniz). Müdafayı Hukuk veya 15 Temmuz ruhu gibi. Bizim mücadeleye girerken sırtımızı yaslayacak madde temelli bir gücümüz yok. Neyimiz var? Kelle koltukta üç gün savaşıp Bağdat’ın kapısını açan Genç Osman’ımız var. Dudak kıvırıp “Bu bir menakıp” demeye kalkmayın, yakanıza yapışıp Bedir’den Çanakkale’ye, oradan İstiklâl Harbi’ne kadar sayabiliriz.

15 Temmuz’dan önce yaklaşan tehlikeyi sezmiş olmalıyım ki “Türk” başlıklı bir metin yazmıştım. O yazıdan birkaç satır:

*Kimsenin adamı değilim. Adımı duvarlara yazmasınlar. Ne CHE kadar yakışıklıyım, ne ABD kadar vahşi. Kendi halinde biriyim.

*Beni denemesinler. Kimbilir ne kadar kuvvetliyim. Ringe çıkarsam eğer. Vurduğumu devirebilirim.

(15 Temmuz şehit ve gazileri bunu isbat etti)

*Kim olduğumu sormuştun, dinle: İbrahim milletindenim, Hz. Peygamber ümmetinden.

*İslâmın çekilmiş kılıcıyım. Emaneti kucaklamış gidiyorum; ezelden-ebede. Yarı yolda düşersem eğer. Ne demiş şair “Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber”.

Bu satırlar herhalde işi “hamasete bağlamak” için yazılmadı. Muhtaç olduğumuz kudrete işaret ediyor; yani: “İman”a, İngilizce’ye değil. İman için “evet ama yetmez” diyorsanız, o da sizin bileceğiniz bir iş.

Bir tarihte, bir İlahiyat Fakültesi’nde hoca olan bir kişinin meslektaşları onu çekiştiriyorlarmış. Hocasına sormuşlar, “İmanı zayıftır ama İngilizcesi kuvvetlidir” demiş.

İsmet Özel 40 yıl önce şu soruyu sormuştu: “Güçlü bir topluma ulaşıp onun Müslümanlaşmasına mı; Müslüman bir topluma ulaşıp onun güçlenmesine mi çalışacağız?” (Düşünce, sayı: 5-6, Ağustos-Eylül 1977)

İkinci teklif doğrudur ve esasen yüzde 99’u Müslüman olan insanımıza güvenmek lazımdır. Birileri bu kahir ekseriyete “bidon kafalı” derken, başkaları “lay lay lom Müslüman” diyebilir. Aliya’nın gençleri için de bazı kendini bilmezler “Bunlar savaşamaz” demişti. Zaferi İngilizce bilmeye bağlayanların bu işlere yüreği yetmez.

Ben bu kahir ekseriyetin içinde daima “Seçkinler”in olduğuna inanmışımdır. Bugün için şu veya bu sebeple “biraraya gelememiş” olmalarına bakarak umudu kesmeyin.

Size aşılacak dağın ne kadar büyük olduğunu bildireyim de şimdiden bilinci-bilgiyi bilemeye başlayın.

Çağdaş medeniyetin en son ve en güçlü üyesi ABD’dir. Tüm dünya üzerinde hegemonya kurmuştur. İnsanlık giyim-kuşam’dan yemeye, içmeye, işyerinden ulaşıma, haberleşmeden spora, sanattan kültüre, hukuktan iktisada, eğlenceden aileye hayatının her noktasında “Amerikan tarzı”nı benimsemiştir. Dünya artık tek-tip insanlarla dolmuştur. Takım elbise-kıravat; otomobil internet ve cep telefonu. Dayatılan hayat tarzının sembolü “İngilizce”dir.

ABD doları ve silahları ile, bilimi ve teknolojisi ile, küresel sermayenin karşı konulamaz gücünü kullanarak Kapitalizm’i tek seçenek kılmıştır. Prof. Teoman Duralı hakimiyetin resmi kuruluşlarını şöyle sayıyor (Çağdaş Küresel Medeniyet, Dergâh Yay., 9. bs., 2018):

“Vaşington, akla havsâlaya durgunluk veren istihbârât imkânlarını, yüz bin kişiyi aşkın kadrosu ve $26 milyarı geçen bütçesiyle sağlamaktadır: Merkezî İstihbârât Teşkilâtı (Central Intelligence Agency/CIA), Millî Güvenlik Teşkilâtı (National Security Agency/NSA), Millî Haberalma Dairesi (National Reconnaissance Office/NRO), Savunma İstihbârât Teşkilâtı (Defence Intelligence Agency/DIA). Bin türlü kisveye bürünmüş üstün yetenekli casusları dost ile düşmân saflarına karışmış hâlde etkinlik göstermektedir. Bu muazzam silâhlı kuvvetler ile istihbârât teşkilâtları, ABD dış siyâsetinin, dünya çapındaki gözü, kulağı, eli ile koludurlar. Ne var ki, iş, bu kadarla da kalmaz. Birleşmiş Milletler Teşkilâtı (United Nations/UN), Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilâtı (North Atlantic Treaty Organization/NATO), Milletlerarası Kolluk Teşkilâtı (INTERPOL), En Gelişmiş Sekiz Sanayi Ülkesi Topluluğu/G8, Milletlerarası Para Fonu (International Monetary Fund/IMF), Dünya Bankası (World Bank), Milletlerarası Mâliye Kuruluşu (International Finance Corporation/IFC), Milletlerarası Gelişme Birliği (International Development Association/IDA), Dünya Ticâret Teşkilâtı (World Trade Organization/WTO), İktisâdî Gelişme ve İşbirliği Teşkilâtı (Economic Development and Cooperation Organization/Organisation de coopération et développement économique/OECD), Dünya Besin Teşkilâtı (World Food Organitaion/WFO), Dünya Sağlık Teşkilâtı (World Health Organization/ILO), Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ile Kültür Teşkilâtı (United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization/UNESCO), Milletlerarası Af Teşkilâtı (Amnesty Internaitonal), Milletlerarası Adâlet Divânı (International Court of Justice) çeşidinden milletlerarası düzlemde etkinlik gösteren kurum, kuruluş ve teşkilâtlar aracılığıyla siyâsetten iktisâda,

güvenlik meselelerinden tarıma, para ile ticâretten çevre sorunlarına dek insanlık ile dünyanın nabzını tutup bunları yönlendirir, yönetir.”

Artık 13 haftadır bu sütunda yayımlanan yazıların hedefini daha rahat ifade edebiliriz. Hedef kan emici Kapitalizm’in pençesinden kurtulmaktır. Kurtulalım imanımızın gereği olan hayatı yaşayalım. Hem biz, hem bütün dünya. Dünyaya öyle bir söz söyleyelim ki duyan-okuyan “Evet, işte bu” diyebilsin.

Tüm hukuk felsefecileri, siyaset bilimcileri, ilahiyat âlimleri, filozoflar, sanatçılar, politikacılar tezinizi yazın. Fazla değil on kişi biraraya gelip fikirlerini Hududullah çerçevesinde birleştirirse ortaya “Ahlâk Nizamı” çıkar. (İşi bir çırpıda çözenlerden, meseleyi, hafife alanlardan değilim. Çareyi bulmak zaman alacak, farkındayım. Sadece “tartışmaya değecek” bir ses duymak istiyorum.)

Bu büyük yükü benim gibi bir hikâye yazarının omuzuna bırakmayın. Hem ayıp, hem yazık.

Müzmin-muhalif yine “olmaz” diyecek. Her şeyi bilen bilim insanları atılacak her adımı “akla aykırı” bulacak. Kimileri “Senin niyetin ne hacı, din devleti mi istiyorsun?” diyecek. Sosyal medya yıkılacak.

Bana sorarsanız duvardan ses gelecek ama kimse konuşmayacak.

Ne gam! Ben türkülerimi söylemeye devam edeceğim. (Nitekim Çarşamba’ya görüşeceğiz).

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.