
Bu bir başyapıt olabilir.
Sonra beni bir endişe kapladı. Bildiğimiz kişilerin hayatını anlatan bir filim yapmak hayli zordur. Kim oynayacak, kim çekecek? Endişeliyim.
“Atatürk” filmi gündeme geldiğinde rahmetli Metin Erksan'a sormuşlar, o da şöyle cevap vermişti: “Bu filmi ancak Amerikalılar çekebilir.”
R.T. Erdoğan filmini de Amerika'ya sipariş edelim demiyorum.
Dönem anlatmak için para bir o kadar emek, bilgi, estetik ister. Olumlu örnek: “Hanımın Çiftliği” (Halen TV2'de gösteriliyor, isteyen izleyebilir). Olumsuz örnek: “Sevda Kuşun Kanadında”.
TV dizileri sezona hiç de iyi giremedi. Gün birincisi olanlar dahi almaları gereken reytingin ancak yarısını alıyor. Geçen sezondan kalan diziler her ne kadar bıktırıcı olsalar da karşılarında ciddi bir rakip olmadığından yine ilk sırada yer buluyor. Örnek: “
”. Açıkçası dizi sektörü bindiği dalı kesiyor, işine gerekli önemi vermiyor, acele kotarılan projeler ile yetiniyor.
Günümüzün (güya) zengin ailelerinin hikâyeleri. Bunlar çok mu ilgi çekiyor? Yoo!
Bunlar arasındaki rekabet, düşmanlık vb. Yetmedi biraz karanlık işler, biraz polisiye, biraz mafya. Bu sezon işin içine çıtır kızları da katmışlar. Aşk zaten baş köşede.
Diziler için iyi hikâye, iyi senaryo ihtiyacı sürüyor. Ülkenin ve halkın yaklaşımları, hissiyatı cevap bekliyor. Bırakın derde dermanı, bu filimler eğlendirmiyorlar bile.
Belki “Familya” eğlenceli bir dizi olur diye düşünülmüş ama, onun içinde “Hayırdır inşallah” diyen bir Şebnem Bozoklu yok. “Canım Ailem” daha inandırıcı bir iş idi. Uğur Yücel'e de yazık olmuş.
Geçen sezonda kalan (umarız ısıtıp yeniden servis etmezler) “
” mafya ile flört eden polis, polis ile flört eden mafya ve yer yer absürd mizah sahneleri ile bir değişik deneme idi ve karşılığını da aldı. Sinemamız ve dizi sektörü edebiyatımızı bir baştan bir başa taramıştır. El atılmadık eser kalmadı denebilir. İstisnalar hariç. Mesela Peyami Safa'nın “
” gibi.
Bir de heves edilenler var. A.H. Tanpınar'ın “
”u gibi. Seneler önce gelen bir teklif üzerine rahmetli Ayşe Şasa ile beraber romanın senaryosunu yazmak istedik. Ayşe Hanım rahatsızlığı sebebi ile katkıda bulunamadı. Ben altı bölüm yazdım. Bu müsvette bendedir.
O, bilindiği gibi aynı zamanda bir “İstanbul romanı”dır.
Bir başka zorluk da burası. O İstanbul yok artık. Kenarda köşede kalmış bazı adacıklardan bir kolaj yaparak “Huzur” romanı sinemaya aktarılamaz.
Yeri gelmişken yarım kalan bir projeyi de zikretmeliyim.
Ancak anlaştığı “Kanal D” televizyonu bu diziye karşı hasmane tutum takınınca Osman dördüncü bölümde diziyi geri çekti. Proje böylece yarım kaldı. Hemen her şeyi ile dört dörtlük olan bu proje yeniden bir ortak-yapım olarak ele alınabilir. Meraklısına duyurulur.
Bir de geçmişte filmi yapılan ama bugün de aynen devam eden toplumsal meseleleri işlemek var. Mesela “
”. Filmin çekiminden (1964) bu yana onca yıl geçti, lakin büyük şehre göç devam ediyor.
Olayı bugünün şartlarında değerlendirerek televizyona aktarmak, sade suya tirit dizilerin yanında bambaşka bir çıkış olabilir.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.