Hüzünlü bir yazı

00:008/06/2001, Cuma
G: 12/09/2019, Perşembe
Nazlı Ilıcak

Hani insanın, hüzne kapıldığı günler vardır. Ülkesi için her şeyin kötü gittiğini, "iktidarı ellerinde bulunduranların gaflet, delâlet, hatta hıyanet içinde bulunduklarını" düşündüğü anlar...Hani, demokrasi için ölüm çanlarının çaldığını, "askerî darbe dönemlerinde bile böylesi olmamıştı" hissine kapıldığını anlar.Işıkların tek tek söndüğü, hataların katmerlendiği, sermaye – asker – siyaset işbirliği diye nitelenen faşizmin, ayak seslerinin duyulduğu anlar.Herkes aya giderken siz yaya kalırsanız...

Hani insanın, hüzne kapıldığı günler vardır. Ülkesi için her şeyin kötü gittiğini, "iktidarı ellerinde bulunduranların gaflet, delâlet, hatta hıyanet içinde bulunduklarını" düşündüğü anlar...

Hani, demokrasi için ölüm çanlarının çaldığını, "askerî darbe dönemlerinde bile böylesi olmamıştı" hissine kapıldığını anlar.

Işıkların tek tek söndüğü, hataların katmerlendiği, sermaye – asker – siyaset işbirliği diye nitelenen faşizmin, ayak seslerinin duyulduğu anlar.

Herkes aya giderken siz yaya kalırsanız... Herkes Mersin''e giderken siz tersine giderseniz...

Siz, yani ülkeniz, göz göre göre marjinal bir Ortadoğu ülkesi konumuna itilirse. Orada, keyfilik adaleti, hırsızlar, ahlâksızlar, dürüst olanları hep yeniyorsa.

Peşpeşe yalanlar sıralanıp, doğru gibi vatandaşlara yutturuluyor, millet adına hareket edenler, aslında kendi keselerini, kendi menfaatlerini kolluyorsa.

Bir milletin vekilleri, kimilerinin vekilharcı gibi davranıyorsa; geceyi gündüz, karayı ak gibi yutturmaya çalışıyorlarsa.

Bir ülkede, vicdan muhasebesi yapmak yerine, cüzdan muhasebesi yapılıyorsa. Ve felç olmuş siyasetin, ülkeyi bu dar sokaktan çıkarma imkânı olmadığını tesbit etmişseniz.

Yeise kapılmamak mümkün mü?

* * *

"Hiç değilse Tantan var... O, çekinmeden suç işleyenlerin yakasına yapışıyor" dediğiniz bir noktada, onun da altındaki sandalye çekilmişse. Ve temiz toplum hayallerinin artık söndüğünü idrak etmişseniz. Bir büyük bedbinliğin içine düşersiniz. Memleketiniz için kahrolursunuz.

Hele bu memleketi ve bu memleketin insanlarını canınız kadar seviyorsanız, sizin için vatan toprakları dışında bir mutluluk hayal dahi edilemezse, hüzün, derin bir umutsuzluğa dönüşür.

İşte böyle bir ruh hali içindeyim

Bilâl Kartal''ın görüşleri

Türkiye, üç hafta boyunca Radyo Televizyon Kanunu''na kilitlendi.

Bu yasa ile hem birkaç (özellikle bir) medya patronunun arzusu yerine getirildi; hem öteden beri, kanuna sokuşturulmak istenilen antidemokratik hükümler kabul edildi; hem de basın yayın kuruluşları ile internet, siyasi baskılara açık hale geldi.

Yasanın 4''üncü maddesinde yer alan yayın ilkeleri soyut kavramları ifade ediyor. Bunu söyleyen ben değilim. Yargıtay 4''üncü Hukuk Dairesi Başkanı Bilâl Kartal, 4 Haziran 2001 tarihli Cumhuriyet''te şöyle yazıyor:

"4''üncü maddede yer alan yayın ilkeleri, birbirinin tekrarı mahiyetindedir. İlkeler, somut bir olguyu öngörmediği gibi, sınırların belirlenmesindeki güçlükler, hatta imkânsızlıklar sebebiyle, bugüne kadar var olan tartışmayı daha da arttıracağı anlaşılmaktadır. Somut olmayan, sınırları da bilinmeyen bu ilkelerin uygulanması, RTÜK''e bırakılmıştır.... Kurul, yine siyasal iktidarın iradesi doğrultusunda oluşmaktadır. TBMM ve Bakanlar Kurulu''nun birinci derecedeki etkisi devam etmektedir... Ayrıca RTÜK Yasası''nın 28 ve Basın Yasası''nın 17''nci maddesinde yapılan değişiklerle, hüküm altına alınacak tazminatın miktarı, yasa ile belirlenmiştir. Bu düzenleme biçimine katılmak imkânsızdır. Çünkü, manevi tazminat miktarının tesbiti, her somut olayın özelliği ve talep de gözetilerek, yargıç tarafından takdir edilir. Her yayında pek çok unsur ve olgu bulunmaktadır. Bazı yayınların gerçek olmasına karşılık, kullanılan sözler itibariyle sınır aşılmış, bu aşma bir olayda aşırı, bir diğerinde çok az olabilir. Yine, böyle bir yayına, zarar görenin davranışı da sebeb olabilir."

4''üncü Hukuk Dairesi, basın yoluyla işlenen suçlarda tazminat konularını inceleyen daire. Bu hususta hayli tecrübeli olan Başkan Bilâl Kartal, para cezasının alt sınırının belirlenmesinin doğuracağı sakıncalara işaret ediyor. Aynı zamanda yayın ilkelerinin soyut kavramlarla ifade edildiğini belirtiyor.

* * *

Üstelik a, b, c şıklarındaki ilkelerin ihlâli dolayısıyla (a- Atatürk ilke ve inkılâplarına aykırılık, bölücülük, b- mezhep, ırk, din farklılığı üzerinde halkı kin ve düşmanlığa sevk, c- yayını kendi çıkarına kullanma) hiçbir uyarıya gerek kalmadan, 1 ay ekran karartma cezası, devamında süresiz kapatma ve lisans iptâli gündeme gelebiliyor.

Asker – sivil yapı

RTÜK''ün yapısı daha da siyasileşiyor. İktidara iyice bağımlı hale geliyor. RTÜK üyelerinin 4''ünü, Bakanlar Kurulu, YÖK''ün, Milli Güvenlik Genel Sekreterliği''nin ve Gazeteciler Cemiyeti''nin göstereceği bir misli aday arasından atıyor. Diğer 5 üyenin 3''ü de gene, TBMM''de, iktidar kanadı tarafından, seçiliyor. Kurul''un 9 üyesinden 7''si iktidarla yakından ilişkili.

Bunun ötesinde, RTÜK büyük ölçüde yetkilerini ve özerkliğini kaybediyor. Telekomünikasyon Kurumu''nun yaptığı frekans planını onaylamak veya onaylamamak, ihale takvimini tesbit etmek, ayrıca RTÜK''e verilen görevleri takip etmek yetkisi Haberleşme Yüksek Kurulu''na bırakılıyor. Haberleşme Yüksek Kurulu, Başbakan veyahut onun göstereceği bir Devlet Bakanı''nın başkanlığında, Ulaştırma, İçişleri bakanlarıyla, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri ve Genelkurmay Muhabere Elektronik Başkanı''ndan oluşuyor.

Haberleşme Yüksek Kurulu''nun asker-sivil karma yapısı, eskiden DGM''lerde olduğu gibi, Avrupa Birliği normlarına aykırı.

Kanun, bir yandan RTÜK''ü etkisizleştiriyor, bir yandan da Milli Güvenlik Kurulu''nu andıran bir komuta heyetinin vesayetine terk ediyor.

Diğer ülkeler

Sahiplik konusunda da örneğine hiçbir medeni ülkede rastlamadığımız bir düzenleme getiriyor.

Fransa: Bir kişi, bir ulusal kanalda hisselerin ancak % 49''una sahip olabilir. Hisse oranı, iki ulusal kanalda % 15''ere, üç ulusal kanalda % 5''e (Her biri için % 5) düşer. Bir kişi bir yerel tv ile radyonun sahibiyse veyahut kablolu bir yayını, bunun yanı sıra gazetesi varsa, ulusal bir kanaldan hisse alamaz.

Fransa''da Bouygues müteahhitlik firması, TF 1''in % 39''una sahip. Buna rağmen, firmanın adı, Lyon Belediye Başkanı Michel Noir ile yolsuzluk söylentilerine karıştı. Michel Noir, 18 ay cezaya ve 5 yıl siyaset yasağına mahkûm edildi.

İngiltere: Bir ulusal kanalın sahipliği % 15 izlenme oranı ile sınırlı. Ama ulusal bir kanala sahip olan kişi, aynı zamanda, gazete yayınlayamıyor. Murdock, Sky TV kablolu yayın olduğu için, gazete sahibi olabildi. Kaldı ki, İngiltere''deki basın ahlâkı Türkiye''nin çok ilerisinde. Hong Kong''un son İngiltere Valisi Chris Patten''in, Çin aleyhindeki kitabını, Murdock yayınlamak istemeyince, sahibi olduğu The Times ve Sunday Times gazetelerinin yazı işleri, patronlarını eleştiren bir bildiriye kendi gazetelerinde yer verdiler. Murdock''un, Çin''deki menfaatleri yüzünden basın özgürlüğünü sınırlayamayacağını belirttiler.

Japonya: Bir kişi bir ulusal kanalın sahibi ise, gazetesi olamıyor.

ABD: Sadece üç ulusal kanal var. Bunlar tamamen halka açık kanallar. Binlerce ortağı bulunuyor. Birinin (NBC)kontrol hisseleri General Electric''e, diğerininki (ABC) Disney şirketine ait. Ama bu iki şirketin sahibi de halk.

Amerika''da, sadece nüfusun % 35''ine veyahut daha azına hitap eden bölge televizyonlarının sahipleri, aynı zamanda gazete de yayınlayabiliyor. ABD''de, izlenme oranı değil, kapsama alanı temel alınıyor. Bu ülkede, 1700''e yakın günlük gazete ve yüzlerce yerel televizyon mevcut.

İtalya kötü örnek. Orada 11 adli dosyası bulunmasına rağmen, sanal bir dünya yaratan Berlusconi, başbakan seçilebildi.

Nalıncı keseri

İktidar yasayı savunamadı. Ortaya koyduğu bütün örneklerin hayal mahsulü, iddiaların ise, hatalı olduğu ortaya çıktı.

Ne dünyada, izlenme oranına göre bir uygulama yaygın, ne de bir kişinin, hem banka, hem iki ulusal kanal, hem gazete, hem sigorta şirketi, hem de aracı kurum sahibi olması mümkün.

Bizdekiler, yakında Berlusconi''yi bile geçecek. Suç dosyaları, zaten önceden de Adliye koridorlarında kayboluyordu. Belki, kanun çıktıktan sonra, gözlerini iyice zirveye dikerler.

Kimbilir, Faruk Süren de ayrıldığına göre, belki işe, Galatasaray takımını ele geçirmekle başlarlar.