Avrupa, Grönland krizinden hareketle Trump’ı yaralayabileceğini gösterdiği için mutlu… Yalan sayılmaz; AB ve ABD arasındaki ticaret anlaşmasının yırtılma ihtimali Washington’u sessizleştirdi. Grönland’da ileri adım atmamaya -şimdilik- razı oldu. Bu örnek dünyanın diğer bölgeleri için de “emsal” sayılır mı, ayrı bahis. Ama tam doğru da sayılmaz; Avrupa, ABD ile toslaştığında kanatabileceğini gösterdi ama böylesi durumda başına neler geleceğini de biliyor. Bıçaksırtı ABD ekonomisi riski göze almadı
Avrupa, Grönland krizinden hareketle Trump’ı yaralayabileceğini gösterdiği için mutlu…
Yalan sayılmaz;
ve
arasındaki ticaret anlaşmasının yırtılma ihtimali Washington’u sessizleştirdi. Grönland’da ileri adım atmamaya -şimdilik- razı oldu. Bu örnek dünyanın diğer bölgeleri için de “emsal” sayılır mı, ayrı bahis. Ama tam doğru da sayılmaz;
Avrupa, ABD ile toslaştığında kanatabileceğini gösterdi ama böylesi durumda başına neler geleceğini de biliyor.
Bıçaksırtı ABD ekonomisi riski göze almadı ama AB de elindeki sınırlı kartlar içinden ‘joker hakkını’ kullanmış oldu…
Avrupa/Batı ahlaksızlığını itiraf eden ‘ferasetli’
Başbakanı hemen
’e gitti. Önceki yazıda detaylı bakmıştık; birçok Avrupa ülkesi Çin’le ekonomik ilişkileri hem faydalı çıkış kapısı hem
aracı olarak kullanıyor. Göz ucuyla ABD’ye bakılarak atılan bu adımlar, ‘kırmızı çizgiyi’ geçmemek konusunda temkinli olduklarını gösteriyor. Nitekim, Kanada Başbakanı Çin’e gitti ama ticaret konusunda fazla bir şey imzalayamadı…
İlla kırmızı çizgiye yaklaşan adım görmek istiyorsak,
Avrupa Birliği’nin Hindistan çıkartmasına
bakabiliriz. Kelimenin tam anlamıyla “renkli” bu seyahat, âşık kıskandırmayı aşıyor…
Hindistan’ın son tahlilde “
”nin oyuncağı olduğu veya ABD’den kopamayacağına ilişkin neredeyse iman düzeyinde kabuller yıkılalı çok oldu. Bu arkaik bilgiyi tekrarlayanlar çok ama güncellemeleri kapalı olduğundan boşa düşüyorlar…
Trump’ın dünya ülkelerine saldığı vergileri gösterdiği o tabloda Hindistan’a yüzde 50’lik oran herkesin dikkatini çekmişti. Yeni Delhi’nin bu sürprizin etkilerini hâlâ aşamadığını biliyoruz. Üstüne,
çatışmalarında ABD’nin İslamabad’ın yanında pozisyon alması da büyük hayal kırıklığı yaşatmıştı…
Zamanlaması da ilginçti; Hindistan-Çin arasında yaşanan sınır sorunlarının daha makûl ele alındığı döneme denk geldiği gibi Rusya ile ilişkileri -özellikle savunma ve enerji başlıklarında- pik yapıyordu. Hatta, geçtiğimiz pazartesi “Hindistan Cumhuriyet Günü”ydü ve Çin lideri
şu mesajı yayınladı: “Hindistan ve Çin iyi komşu, dost ve ortaklar”…
Bugün Hindistan’ın ABD ile ilişkileri limoni, Rusya ile ilişkileri parlak olarak değerlendirilebilir. Hatta kimi akademisyenlerin, “Rusya’ya kaptırıldı” dediğini anımsıyorum…
AB’nin kurumsal olarak Hindistan’a adım atması büyük güçler arasındaki bu konjonktüre denk gelirken, Ortadoğu/Batı Asya çizgisinde yine daha evvel değindiğimiz (17/01),
Pakistan-Türkiye-S. Arabistan
ile
üçgenleri arasındaki rekabetin bağlamına da oturuyor…
Hindistan’la ilişkilerini tarif kolay; kötü! Pakistan’la düşmanlığı zaten devam ediyor. S. Arabistan ‘nükleer Pakistan’la daha yeni askeri güvenlik anlaşması imzaladı. Her gün büyüyen bir söylence Türkiye’nin de buraya katılacağını tekrarlıyor. Hindistan’ın Türkiye’ye bakışı da hiç iyileşmedi. Hint basını, Pakistan gerilimi sırasında Türkiye’ye söylemediğini bırakmadı. Hint hükümetinin cami yıkmaya kadar varan Müslümanlara yönelik uygulamaları da Ankara’nın kolay unutacağı rezillikler değil…
durumu ise Biden iktidardayken Hindistan’da yapılan G-20 zirvesinde duyurulan, Hindistan-Körfez-Hayfa-Akdeniz projesiyle güçlenmişti. Ortadoğu’nun yeniden ve nasıl şekilleneceği yolunda “o Amerika”nın projeksiyonunu yansıtıyordu. Irak’ta merkezileşen ama Körfez ve Türkiye’ye bağlanan ‘Refah/Kalkınma Yolu’ projesiyle rakipti. İsrail’i daha da koruma altına alıyor, bizi sinirlendiren,
Yunanistan-Rum Kesimi-İsrail
üçgenine açıktan göz kırpıyordu…
Bugün ikinci üçgen sınırlandırılmış, hatta küçük düşürülmüş durumda.
Ama ölü değil. Amerika açısından ‘bir
çok daha iyi olur’ diye umuluyor. Ama içinde Hindistan var mı şüpheli…
Küçük haritada üçgensiz duran tek ülke
’ın durumunu ise izliyorsunuz. Geri sayım stresi var. Vurulduğunda kimse şaşırmayacak. Olursa başka bir harita konuşmaya başlayacağız…
İşte Avrupa Birliği böylesi bir konjonktürde Hindistan’a adım attı. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa, AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas anlaşmayı resmi olarak duyurmak için Yeni Delhi’deydi…
Bu satırların yazıldığı salı günü, “tüm anlaşmaların anası” denilen anlaşma ilan edildi. “Ticareti ve küresel tedarik zincirlerini güçlendirecek” ama bir yandan da kimin elinde bulunacağı rekabetinde yeni sayfa açacak…
“20 yıldır üzerinde çalışılıyor” denmesine bakmayın. Zamanlaması manidardır; ABD Başkanı Trump yönetiminde hızla değişen küresel dengelerdir mesele.
Avrupa’nın ABD’ye bağımlılığını azaltmak ve Çin’e bağımlılığını da kaynak çeşitlendirerek kontrollü kılmak adınadır.
Hintliler ise tek Rusya’ya yaslanmak istemiyorlar. Yeni düzenin güvenlik kurallarından biri bu zaten; kaynakları ve yollarını çeşitlendirmek…
AB ile Hindistan zaten 180 milyar Euro üzerinde mal ve hizmet ticareti gerçekleştiriyor. Anlaşmayla AB'nin Hindistan'a yaptığı ihracat 6-7 yılda iki katına çıkacak. Hindistan da büyük gümrük vergisi indirimleri yapacak. Amerika’ya nispet sayabilirsiniz. Tabii o da Avrupa’ya mal satacak…
Dünyanın en büyük 2 ve 4’üncü ekonomileri arasındaki bu anlaşma, tepeden tırnağa ekonomi rakamlarıyla dolu olsa da, çok daha fazlasıyla politik…
Rusya ve ABD’den sürekli dayak yiyerek sıkıştırılan Avrupa kendine çıkış arıyor. Grönland’dan sonra bu adım, ikinci ‘dik durma’ girişimi. Bugün İngiltere Başbakanı Çin’e özel ziyaret gerçekleştirecek. Şubat’ta da Alman Şansölyesi. “Avrupa’nın yeni ittifakları” demek yanlış olur. Önce parayı kurtarmaya çalışıyorlar…