
Osman Nuri Bey, 1832 yılında Tokat’ta doğdu. Babası, İstanbul’da kereste gümrüğünde memur olduğu için babasından ayrı büyüdü. 7 yaşına geldiğinde annesi Şâkire Hatunla birlikte İstanbul’a geldi ve yerleştikleri Cihangir’deki sübyan mektebinde ilk eğitimini aldı. Askeri eğitimine Askerî Rüşdiye’de başladı ve dayısının ders nazırı olarak görev yaptığı Kuleli Askerî İdâdîsi’nden mezun oldu. Mekteb-i Harbiyye’yi mülâzım-ı sânî rütbesiyle tamamladı. Erkan-ı Harb sınıfına ayrılan Teğmen Osman, Kırım Harbi’nin başlamasıyla ilk görev yeri olarak Rumeli’deki orduya sevk edildi. Bu cephedeki 4 yıllık görevinin ardından yüzbaşılığa terfi etti. Savaş bittikten sonra döndüğü İstanbul Erkan-ı Harbiye Dairesindeki eğitimini tamamlayarak Kolağalığa yükseldi.
1859 yılında Anadolu’dan başlayarak Osmanlı Devleti’nin nüfus sayımının yapılması ve haritasının çizilmesi kararını uygulamak üzere çalışacak olan heyetin askeri temsilcisi olarak 2 yıl Anadolu’yu dolaştı. 1861’de Yenişehir’de toplanan Rumeli Ordusu’nda görev yaparken çıkan isyanları bastırmak üzere Cebelilübnan’a gönderildi. Buradaki başarılarından sonra bu kez de Girit’te başlayan Rum isyanını bastırma görevi verildi. Görevlerini başarıyla tamamlayan Osman Nuri Bey, Serdarıekrem Ömer Paşa’nın takdiriyle Mecidiye Nişanı ile ödüllendirildi ve rütbesi miralaylığa yükseltildi. Bir sonraki görev yeri Yemen olsa da burada yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle İstanbul’a döndü. Manastır’da bulunan Üçüncü Ordunun redif livâlığı komutanlığına, 1873 yılında Yenipazar Tümeni Komutanlığı’na tayin edildi. Bu bölgelerdeki başarılarının ardından tümgeneralliğe terfi ederek Sultan Abdulaziz tarafından İstanbul Merkez Komutanlığı’na atandı. İşkodra, Bosna, Erzurum, Niş ve Vidin’de görev yaptı. 1876 yılında Vidin Muhafızıyken Sırp Prensinin Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etmesi üzerine kumandasındaki askerlerle Rusların da desteklediği Sırp ordusunu bozguna uğrattı. Bu başarısının üzerine ikinci rütbeden Mecidiye Nişanı ile ödüllendirildi ve müşirlik rütbesine yükseltildi.
Askeri başarılarıyla öne çıkan Osman Paşa’nın uğruna marşlar söylenen, destanlar yazılan ve şanlı Osmanlı tarihinde unutulmaz iz bırakan mücadelesi ise Plevne’de yaşananlardı. Sultan İkinci Abdülhamid tahta geçeli bir yıl olmuşken 1877 yılında başlayan Osmanlı-Rus Harbi sırasında Garp Ordusu kumandanlığında emri altında bulunan askerleri ile 7 Temmuz 1877 günü Plevne’ye ulaşan Osman Paşa, 40 bin kişilik ordusuyla 150 bin kişilik Rus ordusuna direndi. Üç farklı taarruzla şehri almak için harekete geçen Ruslarla kıran kırana mücadele edip şehri teslim etmedi. Bölgeyi ele geçirmeyi başaramayan Rus ordusu, kuşatma taktiğini devreye soktu. Kuşatma nedeniyle yardım ulaşmayan Plevne’de 5 ay boyunca mühimmat, yiyecek ve ilaç sıkıntısı çeken Osman Paşa ve askerleri, kış mevsiminin bastırmasıyla daha da zor durumda kaldı. 5 ay süren bu direniş sonucunda huruç harekatına girişen ordunun Vid suyunu geçerken topçu ateşi altında kalması sonucu Osman Paşa yaralandı ve Gazi oldu.
Plevne Müdafaası olarak tarihe geçen bu 145 günlük destansı direniş sırasında Gazi Osman Paşa’nın kullandığı taktikler dünya savaş tarihine geçti ve büyük yankı uyandırdı. Tabyaları seyyar hale getirmesi ve 36 kilometre hattında 5 kilometre derinlikte kazdırdığı siper ve mevziler 1. Dünya Savaşı’nda birçok ülke tarafından savaş metodu olarak taklit edildi.
Artık yapılacak bir şey kalmadığını gören Gazi Osman Paşa, ordusunun selameti için teslim olmayı kabul etti ve Rus Çarı 2. Aleksandır tarafından bir kahraman gibi karşılandı, kılıcını teslim etmediği gibi kahramanlığını takdir amacıyla çifte kartal nişanı ile ödüllendirildi.
Ayastefanos Antlaşması’nın ardından 1878 yılının Mart ayında İstanbul’a gelen Osman Paşa, halkın büyük teveccühü altında törenlerle karşılandı. Sultan II. Abdülhamid Han, Osman Paşa’yı Yıldız Sarayı’nda karşıladı ve dönemin gazeteleri Sultan’ın şu cümlelerle övgüsünü dile getirdiğini yazdı: “Askerimizin şan-ı Osmaniyesini tamamıyla zâhire ihraç ve namus-ı askerimizi âlâ eden sensin. Gel Kahramanım! Seni gördüğüm zaman gözlerinden öpmeyi ah ile ahd eylemiştim. Ahdımı yerine getireyim!”
Sultan tarafından kendisine ‘Gazi’ unvanı verilen Osman Paşa, Müşir rütbesine terfi ettirildi ve özel bir kılıç hediye edildi. Mâbeyn-i Humâyun Müşîri olarak tayin edilen Paşa, vefat edene kadar bu görevde kaldı.
Gazi Osman Paşa, 5 Nisan 1900 günü vefat etti. 68 yaşında ebedi aleme irtihal eyleyen Paşa, vasiyeti üzerine Fatih Sultan Mehmet’in kabrinin yakınına, Fatih Camii haziresine gömüldü. Türbesi, Sultan Abdülhamid tarafından Mimar Kemaleddin’e inşa ettirildi.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.