
Son yazımda, bir adım önüne geçmek ve adalet merkezli yeni bir yönetim tarzını başkanlık sistemi içinde yapılandırmak için demokrasi üzerine düşünmeliyiz, demiştim.
Bu yazımı da kaldığım yerden sürdürmek niyetindeydim.
Ne ki, "Mendres"in, Özal"ın katilleriyle birlikte olamayız" sözüme gösterilen sözlü ve kaydi itirazlar yine ve yeniden zorunlu bir zemin aydınlatmasını beraberinde getirdi.
Gezi talebi ve Taksim eşkıya kalkışması (ki, bunlar bir tavuk-yumurta ilişkisini içeriyor da olsalar bu farkı vurgulamalıyım) bence çok net olarak şu soruyu üretmiştir: Güçlü ve istikrarlı bir Türkiye"yi kim istemez?
Zor değil, cevabı kolay bir soru bu aslında: Menderes"i ve Özal"ı öldüren iç ve dış çete istemez. Ben de bu cevaptan hareketle, aklımızı başımıza toplayalım, Başbakan"ı hedef alan bu muhalefetin ve eşkıya kalkışmasının yanında yer almayalım; gün eleştiri günü değildir; dayanışmayı ve istikrarı önceleyelim dedim.
Vay efendim ben bunu nasıl söylermişim! AK Parti"nin kültür ve sanat başta gelmek üzere birçok uygulamalarına yıllardır muhalefet eden biri olarak vaki kalkışmaya destek vermem gerekirmiş, yoksa yaptığım o muhalefetin ne anlamı kalırmış?
Bana bu itirazı yöneltenler belli ki çok şaşırmışlar. Ama ben şaşırmadım hamdolsun, dün bu ülkenin gerçeklerini anlamak ve fiili ya da potansiyel olumsuzlukları görebilmek, gösterebilmek konusunda ne kadar ısrarlıysam, bugün de aynısını yapıyorum. Diğer bir söyleyişle dün kimsenin adına ya da hatırına bir tutum belirlemediğim gibi, bugün de yine kimsenin adına ya da hatırına bir tutum belirlemiyorum.
Belli ki şaşıranlar karşıtlıktan yandaşlık üretecek kadar sabit bir perspektife saplanmakla kalmamışlar, bir muhalif yandaş kurgusu yapma yanılgısına da düşmüşler. Bana da bu nedenle şaşırmışlar, çünkü kurguları (ki buna kumpasları da diyebiliriz) fire vermiş.
Olguya tekrar bakalım: 175 yıldır seçkinliği, imtiyazı bir tür aile mirası olarak devralma yanılgısı içinde olan mutlu azınlığın, her an ve her fırsatta yaktıkları bir ateşin içinden geçerek bugünlere eriştik. Öte yandan son on yılda AK Parti de seçkincilere şunları söyleme hakkını kazandı: Cahil olduğumuzu söylediniz, diploma koleksiyonları yaptık; sağlam bir ekonomik tabanımızın olmadığını söylediniz burjuvamızı ürettik; yönetmekten anlamadığımızı söylediniz, yönetim krizi içindeki toplumların, ülkelerin bile hayran kaldıkları bir yönetme başarısı gösterdik; demokrat olmadığımızı söylediniz, sizin belirlediğiniz kurallara göre davranarak halkın yarısının teveccühünü kazandık.
Peki bunlar doğru mudur? Doğrudur!
Bunlardan hareketle imtiyazlı olduğunu sananların yaklaşık iki yüz yıllık hırsıyla, AK Parti"nin ayrı sürede düşe kalka, adeta iğneyle kuyu kazarcasına gerçekleştirdiği halk hareketinin tam ortasında durarak baktığımda benim yaptığım tercihin akıl, idrak ve izan sahibi olanların tercihi olacağı açıktır...
Bana şaşıranlar nerde duruyorlar, diye düşündüğümde ise şu sonuçlara varıyorum:
Öncelikle muhalif olmakla eşkıya olmanın farksızlığında duruyorlar.
Sonra uyarmakla, tamir etmekle yıkmak arasındaki ayrımın ayrımsızlığında duruyorlar.
Ayrıca ellerinde biriken yağın kendilerine, o yağı sürdükleri ekmeklerinse imtiyaz budalalarına ait olduğunu görememe körlüğünde duruyorlar; ders vermekle intikam almanın, istikamet kazandırmakla istikrar bozmanın ayrımını ortadan kaldıran, halkın kazanımlarını halk düşmanlarına peşkeş çekmenin gafletini parlatan bir yapıya taş taşıyorlar.
Sonra da kalıp bana şaşırıyorlar.
Şaşırmak şaşkınlaşmanın eşiğidir; şaşkınlaşmaksa moğollaşmanın, haçlılara piyon olmanın eşiğidir.
Bu nedenle şaşıranların bana doğru şaşırmadıklarını, ciddi bir şaşırma şaşkınlığına uğradıklarını düşünüyorum.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.