
Zamanelerin farkında olmadıkları önemli şeylerden biri, son beş aydır "vatan batarsa batsın, millet zelil olursa olsun, yeter ki biz haklı çıkalım, güçlü olalım" diyerek adeta ölümüne verdikleri savaşta yenilmiş olmak bir yana, şimdiye kadar ortaya koydukları yanlış kavga diliyle büyük bir itibar kaybına uğradıklarının farkında olmayışlarıdır.
Dinî görünümlü bir menfaat grubu olmanın içsel nedenleriyle değil, globalizmi temsil eden büyük güçlerin telkinleriyle son yirmi yıldır edinmeye çalıştıkları diyalogcu, hoşgörücü dilin, başlattıkları kavgada açık bir zaafiyet oluşturacağını bildikleri için ayrıştırıcı ve tahkir edici bir dile tutundular. Fakat alışkanlıkları nedeniyle ne ilkinden kurtulmaları ne de ikincisini uygulamaları mümkün olmadığı için melezleşmiş bir küfür ve nefret dilinin içine yuvarlandılar.
Örneğin söz konusu zamanelerin "en aklı başında olanı sayılan biri" son yazısında, varlığından emin olduğu dinleme kayıtlarını ve kasetleri kullanmamayı, yargısız infaz yapmamayı, gazete sayfalarını ve ekranları infaz yerine döndürmemeyi, nezaketi, güzel üslubu, saygıyı esas almayı önerirken şu cümlelerin içinden geçiyor:
"Tamam, kiralık katiller gibi kiralık kalemler, televizyoncular var. Tamam, doğruları söylemek için değil, gerçekleri karartmak için çuvalla para alanlar var... Tamam, şahsî talepleri karşılanmadığı, eski devirlerdeki menfaatleri, konumları kaybolduğu için iktidarla kavgaya tutuşanlar var. Tamam, iktidarın emrine girip algı operasyonlarında görev alan, istihbarat teşkilatlarının servis ettiği malzemelerle kin ve nefretle alçakça şahsiyet cellâtlığı yapanlar var. Tamam, birileri için ahlak sükût etmiş, şeref ve haysiyet kaybolmuş... Tamam, bugün var, yarın yok insanlar, mesleğimizin yüz karası olmayı umursamıyor."
Görüldüğü üzere, 17 Aralık seçim ayarlı darbe kalkışması gibi bir faciayı "şahsî talepleri karşılanmadığı, eski devirlerdeki menfaatleri, konumları kaybolduğu için iktidarla kavgaya tutuşanlar" şeklinde masumlaştıran bir algı seviyesine indirgerken karşı tarafı kiralanmakla, çuvalla para almakla, MİT destekli şahsiyet cellatlığı yapmakla, şerefsizlik ve haysiyetsizlikle vuruyor.
İşin daha da kötüsü bu dilin nesnel bir eleştiri dili olduğunu sanıyor.
Bu dil, ezberletilmiş diyalogcu, hoşgörücü dilin mülemmalı olmaktan hastalıklı olmaya evrilişinin bir belgesidir. İğnelemelerle, laf sokmalarla, iyiliği talep ediyormuş görüntüsü altında hakaret etmelerle, aba altından sopa göstermelerle malûl bir dildir bu dil.
Bu dile tutunan zamanelerin yanılgılarından birisi de kendilerini hâlâ eskiden olduğu gibi "akıl verme" mevkiinde görmeleridir.
Horozları da var mıdır bilmiyorum ama zamanenin bu tipleri bana Gabriel Garcia Márquez"in (tersinden bir örnek olarak) cuma günlerini mektup bekleme günü ilan eden albayını hatırlatıyor.
Albay, karısı ve horoz mektup beklemekte haklıdırlar, çünkü Albay ülkesi için üstün hizmet yaptığına, karısı ile horozunun da onun üstün hizmetinin tanığı olduklarına inanıyordu.
Bizim albaylarsa "kardeşlik" kavramı dahil, onları toplum içinde tutunduran ne kadar değer varsa onu kendi elleriyle tahrip edip, yine de kendilerine "aferin" denilmesini, önerilerinin dinlenmesini umuyorlar, bekliyorlar.
Elbette kendi çabalarıyla başardıkları itibar kaybına hemen alışmaları mümkün değildir, ancak biraz gayret gösterirlerse kullandıkları hastalıklı dili fark etmeleri mümkündür. Bunun için de söz konusu hastalıklı dille akıl vermeyi bırakıp düşüncelerini, tezlerini peşin peşin reddettikleri kişilerin sahih düşüncelerini dinlemeye başlamaları yeterli olacaktır. Akıl verme deliliğinin eriştiği seviye(sizlik), uzunca bir süre sadece doğru akıl almak suretiyle tedavi olmalarını zorunlu kılmaktadır çünkü.
GYV, geçen Ağustos ayında "Hizmet Hareketi"ne yönelik iddialara" Hizmetçilerin yer üzerinde görünen tek kurumu olarak cevaplar vermeye çabalamıştı.
Ben de bu köşede "GYV metninin içerdiği sorular da cevaplar da beni pek ilgilendirmedi" (...) Reddedilmesi mümkün olmayanı reddetmek, onu ret yoluyla kabul etmektir. Buna bağlı olarak bir gerçeğin kabulü onu ne kadar güçlendirirse, gerçekliğinin gerçekliği yönünden reddi de onu bir o kadar güçlendirir. GYV"nin metni bu bakımından beni ilgilendirmemiştir ve halen de ilgilendirmemektedir. demiştim (21.8.2013).
Aynı GYV şimdi yine sahnede. Yine reddedilmesi mümkün olmayanı ret yoluyla kabul ediyor; yine aklınca akıl vermeye çalışıyor.
İki zaman arasında değişen ise: "Ba"de harabü"l-Basra" ve artık "Albaya kimseden mektup yok."
GYV"nin bunun farkında olmadığı belli, bari horoz farkında olsa!
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.