Başörtüsüyle kaymak

04:002/10/2015, Cuma
G: 13/09/2019, Cuma
Ömer Lekesiz

Müslümanın, Müslüman olmaktan başka bir derdi olmaz, olmamıştır ve olamaz.Din Allah'a aittir; onu koruyacak olan O'dur. Müslüman, o Din (şeriat) yoluyla, Allah'la yaptığı anlaşmanın (amentü'nün) haysiyetini korumakla yükümlüdür.Bu yükümlülüğünü yerine getirirken, kimi fiilleriyle Din'in korunmasına da vesile olabiliyorsa, bu sevinç olarak ona yeterli gelecektir.Allah'ın rızasını gözeterek, yaşamak ve ölmek Müslüman fiilinin özünü oluşturduğundan, o, söz konusu fiillerinde somut (dünyevi) bir başarıyı

Müslümanın, Müslüman olmaktan başka bir derdi olmaz, olmamıştır ve olamaz.

Din Allah'a aittir; onu koruyacak olan O'dur. Müslüman, o Din (şeriat) yoluyla, Allah'la yaptığı anlaşmanın (amentü'nün) haysiyetini korumakla yükümlüdür.

Bu yükümlülüğünü yerine getirirken, kimi fiilleriyle Din'in korunmasına da vesile olabiliyorsa, bu sevinç olarak ona yeterli gelecektir.

Allah'ın rızasını gözeterek, yaşamak ve ölmek Müslüman fiilinin özünü oluşturduğundan, o, söz konusu fiillerinde somut (dünyevi) bir başarıyı elde etmek zorunda da değildir. Hatta, Allah'ın rızasının dışındaki bir başarı, başkalarınca görülmesi beklenen dünyevi bir başarıya evrilme potansiyeli taşıyabileceğinden makul de görülmez.

Dolayısıyla Müslüman, sevinçten üzüntüye, huzurdan tasaya, zevkten acıya... yaşadığı ve yaşayacağı her şeyi Allah ile yaptığı anlaşmayla ilişkilendirir ve
her işin sonucunun Allah'a döneceğine
inandığı için, kendisi de her durumunu sadece ve sadece ona yöneltir.

Müslüman zihniyetinin tayin ve tescili bakımından gerekli olan bu malum hususları tekrarlamamın nedeni, son zamanlarda kimi Müslümanların bunun aksine davranışlardaki ısrarlarına tanık olmamdandır.

Başörtülü bir hanımın, birkaç gün önceki medya yoluyla sızlanışlarından, Müslümanlara saldırıya geçişini buna örnek olarak verebilirim.

Benim bu tiplerle hiç işim olmaz, dolayısıyla tanımam ve bilmem. Kendi beyanıyla, HDP (=PKK) milletvekiliymiş. 28 Şubat döneminde en ağır bedelleri ödeyenlerden biriymiş. Öyle ki, “başörtüsünü savunan yazıları sebebiyle 3 kızıyla birlikte idamla” yargılanmış.

Bu beyanından sonra, yukarıda zikrettiğim zihniyet gereğince ondan, “Ben üzüntü ve tasamı yalnız Allah'a açarım” ama ben de her insan gibi nefis taşıyorum, yine de bunları söylemek zorunda kaldım” demesini beklersiniz.

Hayır, o bununla kalmıyor, “
Başörtüsünün bedelini biz ödedik, kaymağını onlar yedi
” diyerek, bununla üç şeyi daha söylemiş oluyor:

1-“28 Şubat döneminde ödediğim bedelleri birilerinin görmesini bekledim ama görülmeyince, şimdi ben gösterdim.”

2-“Görülmekten kastım, işin kaymağını yiyenlerden biri olmaktı; zamanında yedirmediler, ben de bu yolla yemeye karar verdim.”

3-“Çoğul konuşuyorum çünkü, ben artık beklediğim kaymağı bana yedireceğini umduğum HDP(=PKK)'nın bir mensubu olarak, onlar adına konuşuyorum.”

Elbette, cahil, hırslı, tahammülsüz, nankör, fikretmeyen, akletmeyen... olan insan olmak bakımından bir Müslüman da, Allah'ın dinini korumak için başarılı çalışmalar yaptığını ancak bunun görülmediğini düşünüp, müşteki olabilir ve bunu doğru bir zaman ve zeminde dile de getirebilir. Bu hanım ise, ne kimliği, ne beyanları, ne de söyleyiş zamanı ve zeminiyle zerrece bir uyum, haklılık, doğruluk ve tutarlılık göster(e)miyor

Yine de hakkı geçmesin, belirtelim ki, konuşmasına sebep, “Başörtüsü mağdurlarının AKP'nin safında yer almamasını 'akıldan yoksunluk' olarak gören Ahmet Yesevi Kültür Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Fatma Sönmez'e cevap” vermekmiş.

Anlaşılan o ki, Sönmez Hanımefendi, “Rabbimiz! Bizi kâfirlere deneme konusu kılma, affet bizi. Çünkü Sen Aziz ve Hakim'sin; mutlak galip, tam hüküm ve hikmet sahibisin” hitabından hareketle, Müslümanın Allah'ın adını zikredenlerle beraber olma, Allah'a, dinine ve müslümanlara sabah akşam küfredenlerle yan yana durmama şartına göre, kendi içinde son derece doğru, temiz ve saf bir niyetle konuşmuş.

Sönmez Hanımefendi'nin tespiti, belli ki, HDP'li (=PKK'lı) hanımın mevcut durumuyla yüzde yüz örtüştüğü için, o, bundan çok çok alınmış; şimdiki söyleyişine (ve durduğu yere) göre, kaymağını yemek için uğrunda idamla yargılandığı bir çabayı nihayet aslına uygun olarak ifşa etmekle kalmamış, kaymak yeme tutkusunu katilleri, hainleri, millet düşmanlarını savunacak kadar fahşanın da fahşasına taşımış.

Fatma Sönmez Hanımefendi'yi, işte bu noktada eleştirebilirim: HDP'li (=PKK'lı) hanım, n'ola sadece başörtüsüyle kaymakla baş başa bırakılsaydı da, böylesi bir bilinçaltı ifrazatına teşvik edilmeseydi.

Böylelikle imanını tartışmadığımız (ve tartışamayacağımız), ancak zihniyetindeki tahribatı, bozulmayı aşikar olarak gördüğümüz bu hanımın, yarın da çıkıp “Ben ölünce talkın istemiyorum, Selocanım talkın yerine mezarımın başında saz çalsın, bana yeter” deme ihtimali de ortadan (muhtemelen) kaldırılmış olunabilirdi.

Ayrıca Sönmez Hanımefendi, Rabbimizin 28 Şubat döneminde, bizleri, darbeciler kadar, bu tip Müslümanların şerlerinden de koruyuşuna tanık kıldı ki, onu bu yönden de eleştiriyorum. Çünkü bizler, Uzaktaki Kara Çukur ve elemanlarınınki dahil, birçok dönmelere, satılmışlıklara, ihanetlere tanık olsak da bundan hiç sevinç duymadık.

İyi insanları ve Müslümanları sevenler, hangi nedenle olursa olsun onları kaybetmekten sadece üzüntü duyarlar.
#başörtüsü
#Ahmet Yesevi Kültür Derneği
#28 Şubat dönemi