
Türklerin “Batı''yı keşf ve temellük etme” sebebiyle Orta-Asya''dan göç etmesi tarih kitaplarında açıkça belirtilmez; buna “Türkler dünyaya hakim olma düşüncesindeydi” şeklindeki ispatı zor olan “hükmî” bir sebep içinde kapalı olarak atıfta bulunulur sadece...
Orta-Asya''daki toprakların şu ya da bu sebeple Türkler için yetersizleşmesi, gerçekte onların Batı''yı kendi aynaları, deyim yerindeyse karşıtlıkları olarak görmelerine bir vesiledir...
Orta-Asya''yı Türkler''e asıl “dar” kılan, Batı''nın varlığıdır; keşfedilmemiş Batı Türklerin büyük huzursuzluğudur ve ancak Batı, Türklerin kendi güç ve devamlılıklarını “sınayacakları” nihai yerdir.
Batı''ya değil Doğu''ya yürüyen Türklerin tarih sahnesinden sessizce çekilmeleri bu gerçeği açıkça göstermektedir.
Nitekim bugün, Güney Kore''de, göçle gelen Türkleri hatırlatan tek şey, ekin saplarından yapılmış bir “dilek ağacı”dır..
Oysa ki, münâdînin “göç başladı” çağrısıyla atlarına binip Batı''ya yürüyenlerin yürüyüşleri hâlâ sürmektedir.
Hz. Musa, Yahudilerin “kavim”den “millet”e geçişleri için neyi ifade ediyorsa, Türklerin “ırk”tan, “millet”e geçişleri için de Batı onu ifade etmektedir...
Türklerin “millet” olabilmek için kendi Musa''larıyla karşılaşmaları yani Batı''ya yürümeleri gerekiyordu; onların Musa''sı, Hz. Musa''nın da temsil ettiği “İslam”dan başka bir şey değildi...
“İslam”, Türklerin ilk Batı''sıydı.
Türkler, Batı''nın ilk duraklarında “Allah''ın boyasıyla” boyanıp, “millet” olunca, bu kez de yeni inancın yüklediği sorumlulukla sürdürdüler yine Batı''ya doğru yürüyüşlerini...
Türklerin Müslüman olmaları, yukarıda belirttiğimiz “karşıtlığı” daha da netleştirmenin ötesinde, “sınanma”yı da bir ”güç gösterisi” olmaktan çıkartıp, “Doğulu kalarak Batı''da olma bilinci”ne dönüştürdü...
Ve bizler bugün hâlâ bu bilinçle Batı''ya yürüyoruz.
Osman Gazi''nin iptali mümkün olmayan bir “milli bir hedef” olarak belirlediği Batı''ya yürümenin, Osmanlı''nın yıkılma sürecinde ortaya çıkan “Batılılaşma” eğilimiyle “yavaşlaması” geçici bir arızadan ibarettir...
Diğer bir söyleyişle “Batılılaşma”, Batı''da olma bilincine zerkedilmiş ölümcül etkisi olmayan bir virüstür...
“Batılılaşma”, Batı''yı “temellük etme” idealine karşı bir “temelluk” düşkünlüğüdür...
“Batılılaşma”, Batı''nın, kendini bizden korumak için, içimizdeki hayranları vasıtasıyla oluşturduğu süreli bir siyasetten ibarettir.
Diğer yanıyla “Batılılaşma”, Batı''nın da, bizim Batı''ya muhsus niyetimizin aksine ürettiği bir silahtır..
İslam da Batı için bir aynadır, bir karşıtlıktır çünkü...
Sait Halim Paşa, bizim için Batı''da olmanın gerekliliğini, buna karşılık Batı''nın niyetini ve yukarıda ana hatlarını belirlemeye çalıştığımız “Batılılaşma” tehlikesini ilk farkeden isimlerden biridir....
“Buhranlarımız”da “Batılılaşma”yı bir “tehlike” olarak göstermesinin sebebi budur...
Milletten çok, onun içindeki Batılılaşmış seçkinleri uyarmıştır Sait Halim Paşa...
Ama sonuçta olan olmuş, Cumhuriyet''le birlikte “Batılılaşma” bir devlet politikası haline gelmiştir...
Milletin görüşü sorulmamıştır bu politika belirlenirken, açık açık dayatılmıştır ona...
Bu yüzden son bir yüzyılımız Batı''da olmayı gerekli gören millet''le, kendi yerinde Batılılaşarak Batı''ya gitmemeyi tercih eden devlet arasındaki sonuçsuz çatışmada harcanmıştır...
Adını “İslamcılık” tanımı içinde zikrettiğimiz en gözde aydınımızın bile bu süreçte dili Ayet söylerken, kulağı Rodrigo dinlemiştir...
Eli Kitab-ı Mübin''i tutarken, gözü “Gurnica”da takılı kalmıştır...
Dâvûd el-Kayserî''nin eserlerinden habersiz kalmayı marifet bilerek, Faulkner''ın eserlerini hatmetmeye çalışmıştır...
Bu yüzden (Orhan Okay Hocamıza mahus tanımlamayla) Batılılaşma – Doğulu kalma tercihleri arasında bir de “mülemma”lı bir durum ortaya çıkmıştır...
O “mülemma” yüzünden, hâlen Avrupa Birliği''ne girme ya da oraya alınmama siyaseti, Batı''ya yürümek için yeni siyaset üretenlerle, Batılılaşmışlar ve Batı arasında üçlü bir elense çekme denemeleri olarak sürmektedir.
Gündelik siyasette konu nasıl bir seyir izlerse izlesin, bu millet için “Doğulu kalarak Batı''ya yürümek” bir zorunluluk olarak varlığını sürekli hatırlatmaktadır.
Büyük şair''in “Doğu''da bir baba vardı / Batı gelmeden önce / Onun oğulları Batı''ya vardı” diye başlayan “Masal”ı, bizim hakikatimizdir...
Çünkü, gerçek “Doğululuk”, Batı''yı Doğulu''nun kılmaktır...
Batı''ya yürüdükçe seçkinleşir, büyür farkı Doğu''nun...
...Ve ancak Batı''yı aşarak gelebiliriz kendi gerçek Doğumuza...
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.