Bir dergimiz olmalı

00:0031/08/2011, Çarşamba
G: 4/09/2019, Çarşamba
Ömer Lekesiz

Öncelikle Ramazan Bayramınız''ı kutluyorum; Rabbim esenlik ve huzur içinde nice bayramlar nasip etsin tüm müminlere.Çoğunluğu edebiyat temalı merkez dergi, grup dergisi, taşra dergisi... türünden onlarca dergiye sahipken neden hâlâ “bir dergimiz olmalı” diyorum?Nedenlerini arz edeceğim ama önce değinmem gereken “çok basit” bir mesele var, izninizle bunu hemen aradan çıkarayım:“Frank-ala-turka” başlıklı yazımda “...meselem Böhürler''in imanını, dindarlığının düzeyini imanometrik bir ölçüme tâbi tutmak

Öncelikle Ramazan Bayramınız''ı kutluyorum; Rabbim esenlik ve huzur içinde nice bayramlar nasip etsin tüm müminlere.

Çoğunluğu edebiyat temalı merkez dergi, grup dergisi, taşra dergisi... türünden onlarca dergiye sahipken neden hâlâ “bir dergimiz olmalı” diyorum?

Nedenlerini arz edeceğim ama önce değinmem gereken “çok basit” bir mesele var, izninizle bunu hemen aradan çıkarayım:

“Frank-ala-turka” başlıklı yazımda “...meselem Böhürler''in imanını, dindarlığının düzeyini imanometrik bir ölçüme tâbi tutmak değildir. (...) onun yazısını gelişimi hızlı ama içi boş dindarlık tarzının dayandığı ''yeni zihniyeti'' çok iyi temsil etmesi bakımından seçtim” diye vurgulamama rağmen, yazılarımın içeriğine nüfuz etmesi mümkün olmadığı için kolaycılığı seçip, beni “Entelektüel olmaya çalışan, üsttenci (ne demekse!?) ve sözde had bildirici bakış açıları ortaya koyan yazılar” yazmakla suçlamış. Sonra da “ciddiye almıyorum” şeklindeki -aşırı kullanımı nedeniyle kabak tadı veren- sığ bir tepki eşliğinde duygu sömürüsüne kalkışmış. Mübarek bayramın hatırına bunları es geçeceğim. Ancak şunu teyiden söylemeliyim: “Yeni zihniyet”i konuşurken hazır, dumanı üstünde tüten bir örneği sunması nedeniyle onun adını zikrettim. Yani o, “aranılmış” değil, “denk gelmiş, sıradan” bir örnek''ti. Ki, yazılarımı da onun değil gazetenin düzeyini gözeterek yazdım. Münevver (entelektüel olmaktan Allah''a sığınırım) dikkatiyle yazdığım yazılardan onu ayrıca nasiplendirmek isterdim ama (19.02.2011 tarihli yazısında kullandığı kimi önemli kelimelerin anlamlarını bilmediğine göre) gazete yazısıyla, münevverane yazı arasındaki farkı haydi hadi bilemeyeceği için zahmete gerek görmedim. Bu arada yazılarım vesilesiyle, içten-içe bir “nostomani” yapmasına sevindiğimi de belirtmeliyim. Nostomani''nin ne olduğunu öğrenme zevkini ona bırakıyorum ki, benim entelektüel olmaya çalıştığımı sanma gafletine tekrar düşmesin.

Evet, “bir dergimiz olmalı” demiştim.

“Yirmisekizşubat” günlerinde, Hece dergisindeki arkadaşlarımızla durum değerlendirmeleri yaparken, “madem darbeciler dindaşlarımızla aramızdaki yolları kapatmak istiyorlar, o halde bizim yapacağımız yeni işlerde bundan böyle sadece dindaşlarımızı değil, halkın tamamını muhatap almamız gerekir” kanaatine gelip dayanmıştık. Nitekim, Hece dergisi de bunu “edebi planda” başarıyla uyguladı ve uygulamaya devam ediyor.

Söz konusu kanaatimizdeki asıl maksat, bizden olmayanlarla birlikte olarak daha fazla söz alanı açmak değil, asıl onlarla birlikteyken “biz” olarak kalabilmekti.

Frank-ala-turka''lık olarak tanımladığım “yeni zihniyet” üstüne tekrar düşünürken Hece''de gerçekleşen bu edebi açılımı (ve asıl maksadı) düşünce planına aktaramamış olmaktan yine üzüntü duydum.

Hüseyin Su -hâlâ da- hayali olan “Hece Düşünce dergisi”ni çıkarabilseydi, “yeni zihniyet”in gelişimini durduramasak bile en azından onunla aramızdaki sınırları iyi belirler ve kısmi savrulmalara rağmen, savrulmayanlardan oluşan bir düşünce merkezi oluşturabilirdik.

Bunun başka faydaları da olurdu.

Örneğin, AK Parti iktidarının eleştirisi müfrit ve münkir liberallerle, hazımsız sol-kemalistlere kalmaz, onların en objektif hallerine bile yansıyan “bulmuşken dövme” alışkanlıkları yüzünden hataya bulanan değerlendirmelerini okumak / okutmak zorunda olmazdık.

AK Parti''nin tarihi gerek sistem açısından, gerekse siyasi, kültürel, sosyolojik ve ekonomik açıdan Cumhuriyet dönemindeki en ciddi “kırılmalar”ın tarihidir ve bu kırılmalar dindar toplumu da kaçınılmaz olarak çok yakından ilgilendirmektedir.

AK Parti''yle herhangi bir ilişkisi olmayan, ancak AK Parti''ye düşman da olmayan (en azından “nötr” olan) yazarların, yermek, dövmek niyetiyle değil, “kırılmalar”ı doğru anlamak ve yorumlamak niyetiyle yapacakları değerlendirmeler dindarların kendi zamanlarını iyi idrak etmeleri, bilinçli bir siyasi tercih içinde olmaları açısından da elzemdir.

Söz konusu “kırılmalar”ın, dindarları özgürleştiren, faaliyet alanlarını genişleten etkilerinin yanı sıra onları dünyevileştiren, özneleştiren, israfa yönelten ve burjuvalaştıran etkileri de malumdur.

Tüm bunları neden ve sonuç ilişkileriyle, etki-tepki biçimleriyle birlikte, birilerini ya da bir şeyleri “kırıp-dökmeden”, en yaygın faydayı gözeterek konuşmak ancak “ekol” niteliğindeki bir düşünce/eleştiri dergisinin çatısı altında mümkündür.

Ne dersiniz? Sizce de bir düşünce dergimiz olmalı değil mi?